Lütfen bekleyin..

Fadıl Öztürk

Eşyanın tabiatına aykırı...

30 Mayıs 2020, 09:23

Tıpkı elmalarla armutların toplanmayacağı gibi ulusal azınlıkları da alt alta toplayarak ondan tek bir ulus yaratamazsınız.


Bu yazıma eşyanın tabiatına aykırı diye başladım. Sondan başa doğru yazar gibi, sürgünden toprağına tekrar döner gibi, çocukluğumuza gidip yeniden büyümeye başlar gibi...

Türkiye’de adı azınlığa çıkarılmış olanların aslında çoğunluk olduklarını, doğada, toplumda, matematikte sağlamasını yaparak yazmak gelip durdu önüme. 

Özellikle HDP’nin aldığı altı milyon oy üzerinden Türkiye’de safi bir çoğunluk varmış gibi Kürtlerin azınlık olduğu ezberletiliyor bize. Kürtlük ya da Kürt oyları esas alınarak yapılan bu saptırma kim karşısında azınlık oldukları bilinçli olarak gizleniyor. Kürt kimliğine karşı gizli özne olarak çoğunluk sayılanın kim olduğunu yazmama gerek yok, biliyorsunuz zaten... 

Evet, Türkiye adıyla dünya uluslar hanesine yazılmış bir ülke olarak; Çok uluslu, çok inançlı, çok dilli, çok kültürlü bir ülkedir. Türkiye genel nüfusuna göre Kürtler elbette ki diğer azınlıklar gibi azınlık bir ulustur. Ama Türkiye’yi oluşturan azınlıklar üzerinden bakarsanız, Kürtler Türkiye’yi oluşturan bütün azınlıklar içinde en büyük çoğunluktur. Benim burada yaptığım yara kaşımak değil elbet, hakkı olanın hakkını kendine teslim ederek bir gerçeğin altını net bir biçimde çizme çabasıdır. Bu anlamda Kürtler, Kürtlerin ekseriyetini oluşturduğu HDP azınlık değil çoğunluktur demek daha doğru olur.

Çok geriye gidelim; bizden önce yaşanmış medeniyetlere, o medeniyetlerin geride bıraktıkları eserler üzerinden okur, kabul eder ve buna da yaşanmış tarih deriz. O medeniyetleri tek tek sıralamama gerek yok, kendilerine bugün ‘ayak bağı’ olmadığı için resmi tarih de kabul ediyor, başlamış ve bir nedenle bitmiş bütün o eski medeniyetleri. 

Tarih sahnesindeki bütün bu gelgitlere rağmen, bir yerden gelmeyen ve varoluşundan beri burada olan tek bir ulus varsa o da Kürtlerdir. Bunu yazarken amacım diğer ulusal azınlıklara ‘Geldiğiniz yere gidin!’ demek değil. Biz onlara kovuldukları, sürüldükleri yerlerden can havliyle kendilerini attıkları bu topraklarda kucak açtık. Nereden geldiğine bakmadan onlarla ekmeğimizi, suyumuzu paylaştık. Zulüm görmüş mazlumun halini bilerek el verip hayata tutunmalarını sağladık. Dünyasını değiştirenin kim olduğuna bakmadan ölüleri omuzlarımızda taşıdık. Mezarlarımız bile komşudur birbirine. 

Demem o ki, Cengiz Han gibi zulümle gelenler yok olup gitmişken acısıyla gelip sığınanlara yurt olmuş bu topraklar. Safi, tek ulustan yapılmış bir ülke olmadığımızın binlerce kanıtı varken, bütün ulusal azınlıkların varlığını tek bir ulusa ‘armağan’ etmeye zorlamak mutlak düzeltilmesi gereken bir yeryüzü yanlışıdır. 

Tıpkı elmalarla armutların toplanmayacağı gibi ulusal azınlıkları da alt alta toplayarak ondan tek bir ulus yaratamazsınız. İşlemin kuralına aykırıdır. Dönüp başa, bir dairenin iç açılarının toplamını yapsanız da sonuç değişmez. O daire asla inkâr edilmeyecek olan birçok dar ve geniş açıların toplamıdır. Mesela dar açılardan tek biri bir dik açıya kurban edilmez. 

Bırakın doğasını, o doğada var olan ve asla teke indirgenmeyecek olan çeşitliliği; Türkiye’yi çevreleyen denizlerin huyu suyu, hangi balığın hangi denizde yaşadığı, tuzluluk oranları bile aynı değildir. Hal böyleyken insanı var eden özellikleriyle teke indirgeyerek varlıklarını kendinize armağan edemezsiniz. Vişneye bin bir eziyet ve tehditle ‘Sen bir portakalsın’ diyemezsiniz. Zorlamak nasıl bir meyvenin tabiatına aykırıysa, insanın da doğasına aykırıdır. Ağacı keserek aşılasanız da üstünde yetişecek meyveyi kendi kökleriyle besler. Toprağın ve ona iklim olan bütün doğa koşullarının yarattığı çeşitliliği teke indirmek doğaya aykırı bir eylemdir. 

Ülkemizde yıllık yağış ortalamalarının aynı olmadığı gibi, Karadeniz’de fındık ve çayı, Akdeniz’de pamuk ve narenciyeyi, Doğu’da tarım ve hayvancılığı, Orta Anadolu’da buğdayı, Ege’de üzüm ve inciri, Trakya’da ayçiçek gibi binlerce ürün çeşitliliğini yok sayıp bütün bir ülkeyi tek bir ürünü ekip biçmeye zorlamak gibidir bir ülkede yaşayan farklılıkları tek bir kimliğe kurban etmek. Bu başta üstünde yaşayarak yurt edindiğimiz ekmeğini yiyip suyunu içtiğimiz doğaya sırt dönmektir. Ben toprak olsaydım eğer bin bir çeşidiyle hayata can vermek dururken zulümden beslenenleri asla kabul etmezdim; köklerini toprağın derinliğine güvenle salan ağaç olsaydım eğer, yerçekimine karşı durur, köklerden dallara su taşımaz, zulüm ve inkârla beslenenleri dalımda yeşertmezdim.

Çeşitliliği esas almayanlar insana karşı işlediği suçlar gibi dağı, bayırı, ormanlık alanları siyanürle altın arayan maden şirketlerine peşkeş çekerek doğaya karşı da suç işliyorlar. 

Dört iklimin hüküm sürdüğü bir yurtta insanı teke, hatta çoğunluk olmayan bir ulusun azınlıkları asimilasyonla birbirine yamayarak kendini çoğunluk sayması; Bu uğurda durmadan seferler düzenleyip kelle getirmeyi marifet sayması; Onlarca Başbakan ve onlarca Genelkurmay Başkanını, esip gürleyen cunta liderlerini eskiterek ‘Ustam öldü ben satarım’ tekerlemesiyle inkâr ve baskıyı her dönem daim kılmaları deyim yerindeyse eşyanın tabiatına aykırıdır...

…...
Çizim: Fadıl Öztürk

Bu haber 121 kere okundu
  • Bu haberi paylaşın:
UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.
Yazarın Diğer Yazıları
130 gün önce
248 gün önce
254 gün önce
298 gün önce
326 gün önce
354 gün önce
382 gün önce
536 gün önce
543 gün önce
592 gün önce
606 gün önce
634 gün önce
655 gün önce
662 gün önce
669 gün önce
711 gün önce
725 gün önce
739 gün önce
752 gün önce
760 gün önce
766 gün önce
788 gün önce
795 gün önce
822 gün önce
844 gün önce
976 gün önce
991 gün önce
1033 gün önce
1075 gün önce
1124 gün önce
1151 gün önce
1167 gün önce
1208 gün önce
1229 gün önce
1257 gün önce
1362 gün önce
1369 gün önce
1390 gün önce
1397 gün önce
1404 gün önce
1425 gün önce
1432 gün önce
1446 gün önce
1460 gün önce
1481 gün önce
1897 gün önce