Lütfen bekleyin..

Fadıl Öztürk

Kime ne...

20 Temmuz 2019, 07:51

Her yıl vergisini vererek içinde oturduğumuz ev, tapusu üstümüze kayıtlı olan mülk bizim mülkümüzdür. O mülkün üstünde istediğimiz gibi konuşur, istediğimiz gibi yaşarız, kime ne...


Nüfusuna kayıtlı olduğumuz bu ülkenin doğusunda bir şehrinde, muhtarını seçtiğimiz bir mahallesinde, tapusu bize ait kapısında hane numarası olan bir evimiz olmasına rağmen her kötü melanet gelip dayanıyor da bir türlü iyilik gelip çalmıyor kapımız.

Yeni doğan çocuklar nüfusta o hane numarasına yazılıyor. Askerlik zamanı gelen oğullarımız için yoklama celbi o hane numarasına geliyor. Yemen’e yollansalar bile asker mektubu yine gelip buluyor o hane numarasını. Okusun diye uzak şehirlere gitmiş çocuklara yollanan harçlık yine o hane numarasından çıkıyor yola... İnşaattan düşüp ölmüşümüz, vurulmuş askerimiz, dağlara yüzünü vermiş pusuya düşmüş gencimizin tanınmaz haldeki cesedinin haberi yine o hane numarasına geliyor. Sevincin kapımızı bir kere çaldığını hiç görmedik bugüne kadar.

Atamızdan-dedemizden kalan veya parasını verip tapusunu aldığımız evimizin olduğu toprak parçasının ütünde, tapusu kuşlarda olan göğün altında, hane numarası bir çivi ile çakılmış evlerde yaşıyoruz her birimiz. İyi ve kötü günlerde kapımızı çalan komşularımız, uzaktan gelmiş dost ve akrabalara sofra kurup yatak serilen evlerimiz var. Yeri gelince kimsenin bilmediği küçük mutluluklarımız, gelen kötü bir haberle içimize çöktüğümüz anlarımız da var o tapusu bizde olan ama sevinci bizde olmayan evlerimizde. Gün uğrar da sevincin yüzü hiç uğramaz o evlerimize...

Hepimiz kayıtlıyız devlet kütüğünde. Mahallede gizliden gizliye bir ‘suç’ yürüse, bir fısıltıyla bir haber düşse dudaklara kapısında polisin bittiği evlerimiz... Küçük bahçeleri ve o bahçelerde çocuklar için dut ağacına salıncak astığımız evlerimiz... Bahçesinde eşilmiş kuyuları, kuyuların başında tulumbalarıyla küçük birer dünya kurduğumuz evlerimiz. Devletin polisi ezbere bilir o evlerimizi. Postacının kapısını çaldığı, elektrik ve su faturasının şaşmaz aralıklar geldiği, tapusu bize ait olsa da geleceği devlet tarafından ipotek altına alınmış, tapusu ve kederi bizde olan sevinci bizde olamayan evlerimiz... 

Kutup bilmez bizi ama bazen kutuplardan daha soğuktur evlerimiz. Çöl uğramaz bize ama bir sokağa çıkma yasağıyla rüzgârın durmadan aşındırdığı kum tepelerine döner evlerimiz. Güneş doğudan yükselse de şiddet batıdan yükselir evlerimize. İçimizde bir çocuğu büyütür gibi özenle bir şarkı büyütsek de koroya dönünce önü kesilir şarkılarımızın, kimliklerine el konulur. Onu dilinde taşıyanlara, dilinde taşıyanları ona suç ortağı yaparlar. Şarkıların dışarıya adım atmaları mümkün değilken ağıtlar çat kapı girer tapusu bizde olan ama hükmü bizde olmayan evlerimize...

Evlerimizin bahçesine mutlaka gölgesinde oturacağımız üç beş meyve ağacı, tarlalarımıza bizi kara kıştan çıkaracak kadar arpa, buğday ekeriz. Bizim de kendi dilimizde adlarını verdiğimiz içeride kedimiz, dışarıda köpeğimiz, ahırda inadıyla eşek dahil hayvanlarımız, gökte kartalları görünce ortalığı velveleye veren tavuklarımız var. Hep beraber bahara çıkmak için biz hayvanlarımıza bakar hayvanlarımız da bizi eti ve sütüyle beslerler.

Yeri gelince ziyaret olmuş taşlarla, yeri gelince kapanmış gökyüzüyle, yeri gelince dağ başlarında bir başına yaşayan ardıç ağacıyla konuşmayı bildik. Onlar yaşamaya devam ederek bizi, bizse onların varlığını unutmayarak tuttuk birbirimizi hayatta. Yaşadığımız evrende ağaç, su, çakıl taşı, gök gibi asla birbirine benzemeyen birer beden olduğumuzu bilerek eşitledik kendimizi. Yaprak düşerken insanın yaprağı, insan düşerken yaprağın insanı anladığı bu evrende siz bizi hiç anlayamadınız. 

Yaşlılardan devraldığımız yer ayaklarımızın altından çekilip alınsa bile içinde yaşadığımız söz var her evde. Kapılarımız kapalı olsa bile bir illet gibi yayılan salgın hastalıklardan geçip gelmişiz. Geride ölü ve yaralılarımız olmasına rağmen yine de kızamığın, tifo ve veremin mülkü olmamışız. Her seferinde eliyle koymuş gibi hayat gelip bulmuş bizi. Sokaklarda duyduğunuz çocuk sesleri hayatın ölüme galip geldiğinin belirtisidir. Kulak verip anlayın suların ne dediğini. Kurumuş otların kendilerini oradan alıp götürecek rüzgârı neden beklediğini. Hayatı teke indirgeyerek yaşamanın mümkün olmadığını kendinizi yıkarak öğrenin. Anlayın, dilimiz üstünde yeşerdiğimiz toprağımızdır, bizi koruyan çatımız, içinde yaşadığımız evimizdir.

Her yıl vergisini vererek içinde oturduğumuz ev, tapusu üstümüze kayıtlı olan mülk bizim mülkümüzdür. O mülkün üstünde istediğimiz gibi konuşur, istediğimiz gibi yaşarız, kime ne...

Bu haber 996 kere okundu
  • Bu haberi paylaşın:
UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.
Yazarın Diğer Yazıları
2108 gün önce
2225 gün önce
2231 gün önce
2248 gün önce
2276 gün önce
2304 gün önce
2332 gün önce
2360 gün önce
2394 gün önce
2514 gün önce
2521 gün önce
2570 gün önce
2584 gün önce
2619 gün önce
2633 gün önce
2640 gün önce
2647 gün önce
2689 gün önce
2703 gün önce
2717 gün önce
2730 gün önce
2738 gün önce
2744 gün önce
2766 gün önce
2773 gün önce
2800 gün önce
2822 gün önce
2885 gün önce
2954 gün önce
2968 gün önce
3010 gün önce
3053 gün önce
3102 gün önce
3129 gün önce
3144 gün önce
3186 gün önce
3207 gün önce
3235 gün önce
3340 gün önce
3347 gün önce
3368 gün önce
3375 gün önce
3382 gün önce
3403 gün önce
3410 gün önce
3424 gün önce
3438 gün önce
3459 gün önce
3874 gün önce