Lütfen bekleyin..

Fadıl Öztürk

Çünkü biz dünyalıyız

15 Aralık 2018, 16:20

Acının düştüğü yeri yakması çok eskide kaldı. Bulaştıkça bulaşıyoruz birbirimize, ölümünü alıyoruz birbirimizin, ölüm acısını, can havliyle yollara düşüşünü alıyoruz.


Gün oluyor, sanki bizi tutup yaşadığımız yerden atmışlar gibi sesimiz çok uzaklardan, Paris’ten geliyor. Sokağa taşarak kıran kırana bir mücadele içine girmişiz. Oturduğumuz yerde yara almışız, yara vermişiz iktidarı ellerinde tutanlara. Günlerce içeri girmemiş, sokaklarda yaşamış, hiç tanımadıklarımızla bir kaderi paylaşmışız. Televizyon karşısında günlerimiz böyle geçmiş, gecelerimiz böyle... Bulaştıkça bulaşıyoruz birbirimize. Rengini alıyoruz birbirimizin, dilini, birikmiş öfkesini, çok uzaklara fırlatılmış hayallerini alıyoruz. Dünya bir şehir, ülkeler o şehrin mahalleleri oldu artık.

Gün oluyor, bir savaşla evlerimizi terk edip, sığınacak yer, ülke arıyoruz kendimize. Neyimiz varsa hepsini geride bırakıyoruz. Hayatımızı, işimizi, sokağında yaşlandığımız evimizi terk ederek yollara düşüyoruz yaşam kaygısıyla. Çocuklarımıza mezar olmuş dağlar, uçurumlar ve denizler. Gözlerimizde kaygı dışında bir şey kalmamış, kurumuş birer pınar olmuş gözlerimiz. Acının düştüğü yeri yakması çok eskide kaldı. Bulaştıkça bulaşıyoruz birbirimize, ölümünü alıyoruz birbirimizin, ölüm acısını, can havliyle yollara düşüşünü alıyoruz. Oturduğumuz evlerden hiç dışarı çıkmasak bile, her an ve her saat eksilerek yol alıyoruz hayatımızda...

Gün oluyor, kapımızı değil çalmak kırarak giriyorlar içeri. Adına suç bile denilmeyecek gerekçelerle günlerce sorgulara alınıp, yıllarca mahpuslara atılıyoruz. Hapishanelerde yer kalmadı. Bir pencereden binlerce kişi bakıyorken gökyüzüne, gökyüzü utanarak geçiyor onların pencerelerinin önünden. Mektuplar geliyor onlardan hepsi bizden bir parça, mektuplar gidiyor onlara hepsi dilimize yuva kuran kuşlardan birer havalanma. İçeri-dışarı demeden hayatlarımız bulaşıyor birbirimize, özgürlüğümüz yara alıp bir şilep gibi batıyor o ülke limanlarında. Hasreti dakikalara sığdırmaya çalışıyoruz her görüş günü. Mektuplar yaralanmış sözcükler taşıyor iki sevgili arasında. Sevincin tozunu alıyoruz her sabah, biz dışarıda onlar uyandığı koğuş ve hücrelerde.

Gün oluyor, bir kömür madeni patlıyor. Onlarla beraber evimizin salonunda oturduğumuz koltukta biz de göçük altında kalıyoruz. Günlerce biz onlardan, onlar bizden haber alamıyor. Eşleri, anne ve babaları acılarını alıp evlerine dönüyorlar, onların yokluğunun yarattığı kocaman boşluğa... Süren davaları ateşi küllendirmekten başka bir işe yaramıyor. Acı, eziyet ve yoksulluk zengini olmaktan öteye gidemiyoruz. Acı, eziyet ve yoksulluğun sınırlarında bulaşıyoruz birbirimize. Hangi ülke ve hangi şehirde olursak olalım, derdini alarak, kederimizin içinden ayağa kalkan, dünyaya serpilmiş milyonlar oluyoruz.

Gün oluyor, bir deprem, bir heyelan, bir sel baskını, bir tren kazası, bir orman yangınıyla yüz yüze geliyoruz nerede yaşıyorsak orada. Ajanslar haber geçerek kalanların görüntülerini sayıklar gibi yansıtıyorlar ekranlara. Gitmeye kalksak gidemeyecek kadar uzak oluyorlar, kalsak insanlığımızdan uzaklaşıyoruz o anlarda. Bir deli gömleği giymeye dönüyor bütün bir hayatımız. Tüm bunlara neden olan ‘dünyanın efendileri’ arkalarına bile bakmadan mavi gezegenimizin kanına giriyorlar. Dünyanın uçsuz, bucaksız acıları bizi buluşturuyor birbirimizle. Sınırlar, nöbetçi kuleleri ve silahlanmış ordular buna engel olamıyorlar. Bir acıyla savrulup gitmemenin o ağır tecrübesini, yaramızın bireysel bir yara olmadığını, bir dünya yarası olduğunu öğreniyoruz birbirimizden...

Gün oluyor, kıtlık ve işsizlik gelip buluyor bizi, Afrika. Filler hayata değil, mezarına yürüyor bu yüzden. Hiç kimse kendini güvende hissetmiyor, özgürlükler görüldükleri yerlerde hemen yok ediliyorlar. Bütün bir dünyanın kırlarını eğitimden uzak tutarak tümden cahil, kendi haklarını savunamayan kılmak istiyorlar. Dilleri ölümlü kılıyorlar dudaklardan, yolları aşılmaz. Kurşunun kâr etmediği yerde havralarda, kiliselerde, camilerde dinle vuruyorlar bizi. Tanrıyla aynı dili konuşmamaktır bizi buluşturan...

Dört yanımızda süren bölgesel savaşlar ve savaşların bütün sonuçları bizi esir almış durumda. Esaretimizin sınırsızlığıdır iktidarlar karşısında bizi buluşturan. İçeri atılan, özgürlüğünden yoksun bırakılan biziz. Bütün felaketler gelip bizi buluyor, ağır silahlarla yıkılan kentler. Kırsal kesimleri boşaltarak kentlerin varoşlarına mahkûm edilen yine bizleriz. Biz onların lanetiyiz, çünkü biz dünyalıyız.

***

"Biz doğuyuz
Tehlike çanını çalan biziz
Ve sizden saklanmıyoruz.
Biz sizdeniz,
Biz değirmenden çalıp
gökyüzünün altına süpürdüğünüz sabahlarız
Biz birine verdiğiniz ilk öpücüğüz ve birinden aldığınız
Biz uyuyamadığınız geceyiz
Tavana gözlerinizi dikip baktığınız;
‘bu kadar mı, hayatın güzellikleri bundan mı ibaret’ diye düşündüğünüz o geceyiz...”(*)

Bu haber 1048 kere okundu
  • Bu haberi paylaşın:
UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.
Yazarın Diğer Yazıları
2147 gün önce
2265 gün önce
2271 gün önce
2287 gün önce
2315 gün önce
2343 gün önce
2371 gün önce
2399 gün önce
2433 gün önce
2553 gün önce
2560 gün önce
2609 gün önce
2623 gün önce
2651 gün önce
2658 gün önce
2672 gün önce
2679 gün önce
2686 gün önce
2728 gün önce
2742 gün önce
2756 gün önce
2769 gün önce
2777 gün önce
2783 gün önce
2805 gün önce
2812 gün önce
2839 gün önce
2861 gün önce
2924 gün önce
2993 gün önce
3008 gün önce
3050 gün önce
3092 gün önce
3141 gün önce
3168 gün önce
3184 gün önce
3225 gün önce
3246 gün önce
3274 gün önce
3379 gün önce
3386 gün önce
3407 gün önce
3414 gün önce
3421 gün önce
3442 gün önce
3449 gün önce
3463 gün önce
3477 gün önce
3498 gün önce
3914 gün önce