Lütfen bekleyin..

Fadıl Öztürk

Sevinçlerin başı eğik: Ayşe Deniz Karacagil

03 Haziran 2017, 12:07

Arin Mirkan ve Paramaz Kızılbaş ve daha nice Kobani direnişçisi seni karşılayıp ‘Hoş geldin Ayşe Deniz’ diyecek ve yaralarına eğilecekler.


Bu ülkede öldürülen devrimcileri hep iki renge, övgü ve sövgü renklerine boyadılar. Ara tonları olmayan siyah ve beyaz gibi. Bunun bir ucunda biz, diğer ucunda devlet vardı elbet. Suyun bile sıvı, katı ve gaz diye üç hali varken bunu yaptılar, yaptık. Bütün bir hayat kahramanlık ve hainliğe indirgendi.

Bu iki katılığın arasında yitip giden nedir? O kişiyi o güne, o büyümeye, o yol tercihine, o ölüme gelinceye kadar yaşadığı ona o biçim ve içeriği kazandıran hayattır elbette. Çocukluktur, gençlik yıllarıdır, aşkla ilk tanışması, bir ayrılıkla savrulmasıdır. Manzaraya ruh katan, sevdiği hava durumlarıdır. Kendinden önce ve sonra doğmuş kardeşleriyle yaşadığı hayatın ayrıntılarıdır. Müziktir, danstır, bir tuvale vurduğu ilk fırça darbesi, yazıyla tanışıp kelimelerin ruhunu giyinmesidir çalakalem. İlk tanıştığı masal, hikaye, şiir, roman ve elbette içinde yaşadığı zamanın atmosferidir. Renklidir, istense de iki renge indirgenemez hiç bir hayat...

Dönüp ‘genç’ diyecekler sana, yaş almanın bir kerameti varmış gibi. Elbet hiç bir insan diğer bir insanla tartılmaz. Ne yazık ki, devlete, onun otorite ve zulmüne başkaldıran, daha adil ve özgür bir gelecek isteyenlerin yaş ortalaması senin yaşının altında ve üstündeydiler. Mahir Kızıldere’de vurulduğunda 26, Deniz idam edildiğinde 25, İbrahim'in işkencede parçalanmış cesedi babasına teslim edildiğinde 25, Cevahir 83 kurşunla Maltepe’de vurulduğunda 26, Sinan Nurhaklarda vurulduğunda 27, Ulaş Bardakçı Arnavutköy’de öldürülürken 25, Yusuf Aslan asıldığında 25, Hüseyin İnan 23 yaşındaydılar.

İnsanların, insanlık için bir araya gelemedikleri bir zamanda, onları konuşmayan, bağırmayan ağaçlar bir araya getirdi ve buna da Gezi Direnişi dediler. Görünen o ki, bu direniş ruhuna kendin olmayı üfledi. Belki de bütün bir büyümen sana anlatılan masallar, ilkokula başlaman, arkadaş edinmen, yaş alıp boy attıkça ihtiyaçlarının değişmesi, bir nedenle şiire uzanman, kendi derdinden öteye, ülkeyi, onu aşarak bütün bir Ortadoğu’yu kendine dert etmenin günüymüş Gezi Direnişi, kim bilir...

Barışçıl bir eyleme katıldığın için, seni yakalayıp yüz küsur yılla yargılayan, dört ay cezaevinde tutanlar, senin bu kararı vermende payları yokmuş gibi karalayacaklar. Çünkü devrimcilerin öldürülerek bir türlü bitmemesi onları umutsuzluğa düşürüyor. Ölümü yücelttiğimi sanma, yaşamanı isterdim, ağız dolusu yaşamanı. Kurulmasında kendine pay çıkaracağın bir hayatta yaşayarak ve yaşlanarak ömrünün sonuna yürümeni isterdim. Mutluluk arayışların kadar, mutsuzluklarınla da baş etmeni isterdim. Ama ne yazık ki, ‘bizimle beraber doğup büyüyor ölüm’(*) ve hep 24 yaşında kırmızı fularınla dolaşacaksın bizim aramızda.

Arin Mirkan ve Paramaz Kızılbaş ve daha nice Kobani direnişçisi seni karşılayıp ‘Hoş geldin Ayşe Deniz’ diyecek ve yaralarına eğilecekler, yaşarken hayatın senindi elbet ama seni ölüme götüren yaran artık sadece senin değil dünyanın, evrenin yarası olacak...

Çok cesur değil, çok insanız belki. Herkesten farkımız da bu olmalı. Sevinçlerimiz gibi kendimizle beraber büyüttüğümüz korkularımız da olmalı. Sinemaya gitmişliğimiz, eve geç gelmişliğimiz, anne ve babamızdan fırça yemişliğimiz, yorgan altında kardeşlerimize fısır fısır film anlatmışlığımız var. Arandığımızda polisin kapımızdan ayrılmadığı hallerimiz, ilk gözaltımız vardır senin gibi. Karakolda dayak yemişliğimiz, hücreye atılmışlığımız, aylar sonra mahkemeye çıkarılmış hallerimiz var. Kabul etmekte hep zorlanacağımız, artık bir ölümümüz de var, Ayşe Deniz…

Artık seni her hatırladığımızda, yeniden doğacaksın aramıza. Yeniden büyüyecek, zamanın boynunda kırmızı bir fular gibi süzülerek düştüğün ana gideceğiz. Gözümüz bir parça kırmızı arayacak, bir gül, bir mektupla yollanmış sıcak bir selam. Suya atılmış taşın dalgası nasıl halka halka büyüyerek varıyorsa kıyıya, öyle sessizce büyüyerek varacaksın senden sonra doğmuş, su kenarında oyun oynayan çocuklara...

Şimdi bir masal anlatsam çocuklara, bir canavar çıkar çölde karşına. Hepsi senden yana olurlar, ellerinde tahtadan kılıçlarıyla... Ne desem hafif kalıyor, boyu kısa. Gülüşün yayılmıyor bir türlü dünyamıza. Bu böyle olmamalıydı, onca sevinç başı eğik, çıkmamalıydı karşımıza...

Acın gün geçtikçe hafiflemeyecek, tam tersine bir çocuk gibi kimseyi dinlemeden büyüyecek bizimle. Anneler acını doğurup adını verecekler çocuklarına. Onların gözüyle dünyayı görecek, onların elleriyle tutunup hayata yol alacaksın. Büyüyecek, okullar, sınavlar, sınıflar geçerek diplomalı bir hasret olacaksın. Ben inanıyorum buna...

...

(*) gitmekle kalmadın şiirimden

ozturkfadil@artigercek.net

Bu haber 1221 kere okundu
  • Bu haberi paylaşın:
UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.
Yazarın Diğer Yazıları
1871 gün önce
1988 gün önce
1994 gün önce
2011 gün önce
2039 gün önce
2067 gün önce
2095 gün önce
2123 gün önce
2157 gün önce
2277 gün önce
2284 gün önce
2333 gün önce
2347 gün önce
2375 gün önce
2382 gün önce
2396 gün önce
2403 gün önce
2410 gün önce
2452 gün önce
2466 gün önce
2480 gün önce
2493 gün önce
2501 gün önce
2507 gün önce
2529 gün önce
2536 gün önce
2563 gün önce
2585 gün önce
2648 gün önce
2717 gün önce
2731 gün önce
2773 gün önce
2816 gün önce
2865 gün önce
2892 gün önce
2907 gün önce
2949 gün önce
2970 gün önce
2998 gün önce
3103 gün önce
3110 gün önce
3131 gün önce
3138 gün önce
3145 gün önce
3166 gün önce
3173 gün önce
3187 gün önce
3201 gün önce
3222 gün önce
3637 gün önce