Lütfen bekleyin..

Mustafa Elveren

“Herkesin Mazlumlaşmaya İhtiyacı Var”

20 Ağustos 2017, 20:22

Xarpet zindanında tutsak bulunan Dersim sevdalısı yazar Ergin Doğru mektubunda; “Herkesin mazlumlaşmaya ihtiyacı var. Böyle yırtılır sessizlik, böyle dağıtılır karanlıklar…” diye yazıyor.

Dersim sevdalısı Sayın Ergin Doğru’nun yukarıdaki belirlemesine katılmamak mümkün mü? Dersim’de ormanlarımızın ateşe verildiği, ciğerimizin yandığı bu zamanda gerçekten de hepimizin MAZLUMLAŞMAYA ihtiyacı vardır.

Genelde Dersim’de özelde ise Kürdistan’da ormanlarımız yakılmak, sularımız kurutulmak, dilimiz ve kültürümüz yok edilmek isteniyor. İşte bu zulme karşı çıkmak, zalimlerle mücadele etmek, mazlum halkın yanında yer almaktır, MAZLUMLAŞMAK.

Xarpêt zindanında tutsak olan Dersim sevdalısı ve Gomanweb Sitesi yazarı Sayın Ergin Doğru tarafından bana hitaben yazılan “Elazığ 2 Nolu Yüksek Güvenlikli Kapalı Ceza İnfaz Kurumu Mektup Okuma Komisyonu ‘GÖRÜLDÜ’” damgalı bir mektup ulaştı.

El yazısı ile yazılan mektubu Arial yazı tipi ile aşağıya aynen aktarıyorum.

“Merhaba Sevgili Hocam,

İyi olmanızı dilerim. Çok değerli mektubunuzu gecikmeli olarak aldım ve hemen cevap yazıyorum. Öncelikle gecikmenin benden kaynaklı olmadığını bilmenizi isterim., mektup yasağından dolayı iki ay gecikmeli alıp, yazmak zorunda kaldım. Yoksa sizin gibi değerli ve duyarlı bir büyüğümü, hemşerimi bekletmeyi hiç düşünmem.

Sevgili Hocam, zindan yaşamı dışarıdan durağan gözükse de aslında kendi içerisinde bir düzeni ve hareketliliği vardır. Egemen aklın dört duvar arasında durağanlaştırıp, rehabilite çabalarına karşın devrimci yaşamını planlar ve sürekli bir akışkanlık, hareket ile bunu aşmaya çalışır. Zindanın en kötü yanı ise var olan ayrekli (net okunamadı) belirsizlik halidir. Ne zaman ne olacağını kestirmek zordur.

Size en son mektup gönderdikten sonra bulunduğum E Tipi cezaevinden yeni açılan Yüksek Güvenlikli cezaevine sürgün edildim. Geldiğimden bu yana tek kişilik odada tutuluyorum. Yaklaşık 3 aydır bu tecrit durumundayım. Zindanın bütününde yaşam zaten oldukça zor, birde üstüne böyle bir yalnızlığın yaşatılmasının yorumunu size bırakıyorum. Zindanda her şeyin düşünülerek, planlanarak yapıldığını söylememe gerek yok. E tipindeyken havalandırma kapıları kapatılınca yaşamın farklı bir evresi başlardı. Bazen yıldızları merak eder ranzadan pencereyi açar göğü izlerdim, sonra vazgeçerdim. Çünkü pencerenin önündeki demir parmaklıklarda göğün bütününü görmek mümkün değildi, parçalıydı gökyüzü. Parçalınmış gökyüzüne, yıldızlara bakmak bana mesaj olarak gelirdi, vazgeçerdim.

Şimdi tek kişilik odamda pencereye çıktığımda gökyüzü görmek mümkün değil, ancak havalandırma duvarını görebiliyorum. Eskiden demir parmaklıklarda parçalanmış gökyüzüne bakmak zoruma gidiyor, şimdi ise o şansa bile sahip değilim Çünkü penceredeki demir parmaklıkların üstünde birde tel örgü var, yani görüş artık daha küçük karelerin ardında daha büyük parçalanmışlıklar içerisinde. Havalandırmam 5-6 adım eninde 6-7 adım içerisinde. Duvarların yüksekliği 8-10 metre vardır herhalde, gökyüzüne baktığımda, dipsiz bir kutudan yukarı bakmak gibi.  Çoğu zaman sesi duymaya çalışıyorum. Bir ses daha yaşamda olduğunu, yaşama tutunduğunun belirtisi oluyor. Öyle ki, kuşlar dahi gelip penceremize konmuyor. Ondan vazgeçtim, nadiren duyduğum kuş cıvıltısı güzel bir doğa senfonisini çağrıştırıyor.

Evet, hocam size son yazdığımdan bu yana benim yaşamımda böyle bir yalnızlık süreci başladı. Bazen koca kalabalıklar arasındaki yalnızlıkla kıyaslıyorum, ne farkı var, biz dışarıda da koca kalabalıklar içerisinde yalnızdık. Çünkü aykırıydık, kabul etmiyorduk, boyun eğmiyorduk. Çünkü değiştirmek istiyorduk, inanıyorduk, ümit ediyorduk, eşitlik için yaşıyor, özgürlük soluyorduk bunun içinde, bir bakıma yalnızdık. Kıyaslama yapılabilir mi? Sanmıyorum. Dışarıda yalnızlar yalnızlıklarını buluşturabiliyor, zindan yalnızlığı ise farklı. Elbette inancı büyük olanın, itikadı, ikrarı sağlam olan yalnızlıklar içerisinde de yaşamı, umudu yeşertmenin yollarını buluyor. Yalnızlığı kitaplara, mektuplara, hayallere yükleyerek aşıyor. Şimdi bende kendimi hiç yalnız hissetmiyorum bu anlamda. Sizlerin umut kokan vefaya bezedi, dostluğu hissettiren her satırınızda bunu biraz daha aşıyor ve yalnızlığı kendi yalnızlığına bırakıyorum.

Sevgili hocam, var olan süreci aşmak açısından öncelikle zihniyet değişikliği gerekiyor. Ahlaki politik toplumun gereği ve ihtiyacı olan politik, entelektüellik ve ahlaki duruşun sahibi olmak elzemdir. Tarihe yön veren, tarihi mazlumlar şahsında özgürlüğe evriltmeye çalışan tüm kahramanlar bu duruşları ile var olmuş ve mazlumların yüreklerinde silinmez izler bırakmışlardır. Koyu karanlığın hükmünü sürdüğü bugünlerde herkesin buna çok ihtiyacı var. Ben o yüzden “Mazlumlaşarak Yaşamak” diyorum. Herkesin mazlumlaşmaya ihtiyacı var. Böyle yırtılır sessizlik, böyle dağıtılır karanlıklar.

Sevgili Hocam tüm koşullara rağmen oldukça moralli ve güçlüyüm. Kulağımız dışarıda yaşanan adaletsizliklere karşı çıkacak güçlü bir seste. Mektuplarınızı okudum, yüreğinize sağlık. Özellikle hemşerimizle ilgili tespitlerinize katılıyor. Böylesi karanlıklarda gericiliğe karşı en geniş birliktelik önemlidir, lakin gericiliğe karşı gerici ittifaklar kalıcı ve sürekli düşünüldüğünde bir açmazdır.  Demokrasi ve özgürlük güçlerinin hemşerimizle ilgili çok umutlu olmasını buna bağlıyor ve yanıldıklarını düşünüyorum. Gerici bir zihniyetten ilerici duruş, tutum beklemek hayaldir. Kemalizm devletin kendisidir. Dolayısıyla Kemalizm’in yarattığı gerici zihniyet ve uygulamalardan kurtulmak için yeniden Kemalizm’in ipine sarılmak en basit deyimiyle saflıktır.

Sevgili hocam, duyarlılığınız için teşekkür ederim. Umarım ve dilerim sağlık sorunlarınızı aşar, yeni acılar yaşamadan önümüzdeki süreci gönlünüzce yaşayınız.

Tüm dost ve tanıdıklara Dersimi yüreğimle selamlar, saygılar.

Sevgi ve saygılarımla.

19.07.2017

Ergin Doğru

2 Nolu yüksek Güvenlikli Cezaevi,

D-19

ELAZIĞ

-----

Dersim sevdalısı Yazar Ergin Doğru’nun şahsında tüm siyasi tutsakların bir an önce özgürlüğüne kavuşmasını diliyorum.

*Em. Öğrt.

………….

NOT: Zarfın içinde iki yaprak vardı. Bir yaprak arkalı-önlü olarak yukarıda aktardığım iki sayfalık mektup bana hitaben yazılmıştı. Ayrıca bir yaprağın bir sayfası da basında yayınlamak üzere yazdığı makalesiydi. Dersim Sevdalısı Sayın Ergin Doğru’nun o makalesini aşağıda okurların bilgisine sunuyorum.

 

Sessizlik Ölümdür

Ergin Doğru*

Bu diyarlarda zaman hep aynı gösterir. Gündüz olmaksızın karanlık yaşanır vakitler. Her daim bekleyiş hali yaşanır, karanlık vakitleri gösterir zamanın durağanlığı. Gözlerin rengi korkudur, tek nefeste tek korku solunur. Hayaller uzağı gösterir hiç yaşanmayacakmışçasına. Gözler kara bulutların ardına gizlenmiş aydınlıkta Güneş’e hasret tomurcuklar gibi bekliyorlar, ama bilmiyorlar, beklemek zamanın içinde ölmektir.

Hayalsiz yaşam susuz kalmış ağaç yaprağı gibidir. Ömürler tüketildi gidilen hayallerin peşinde. Işık süsmesine gizlendi umut, en çok arandığında Kaf Dağı’nın gerisinde kaldı. Var olmak ne kadar gerçek ise, umut da o kadar sahiciydi. Umutsuz kör kuyuların karanlıklarında boğulmaktansa, umudun ışığında acı çekmek yeğlenirdi zamanın serüveninde.

Umut büyüdü Eylül karanlığında doğan çocuklar gibi. Kör zindanlardan , işkence tezgahlarından, Arnavut kaldırımlarına vuran düşlerde beslenen bebeler gibi büyüttük umudu yüreğimizde. Yalın ayaklı çocuklar toprak kokuyordu umudun kavgasında. Büyürken umut çığlıklarımız asıldı bulutlara, ama susmadık, beklemedik ölüm soğukluğunda üşüyen düşlerimizi yaşadıkça.

Gecekonduların duman tüten bacalarından yükseldi inadın adımları. Toprak damlı köylerin isyanı vardığında limanımız olan dağlara, yıkıldık demir canavarların paletlerinde, yakıldık cellatların kin kokan alevlerinde.  Ateşte arındık kirlerimizden, yeniden pir u pak döndük kutsalımıza. Yıkıldık, yakıldık ama beklemedik ölümün kalleşliğini. Beklemek ölüm kalleşliğinde tükenmektir.

Bahar esintilerinde kanat çırpan dağ kırlangıçları olduk. Boy vermiş dağ laleleri gibi renga renk açtık. Kök saldık tohum olduk dağlardan ovalara. Her rüzgarda umut olup sevrulduk baharı özleyen yüreklere. Yüreklerde filizlendik özgürlük çiçeği olduk maviliklerde.

Kör bahçevanlar dermeye çalıştı umudun yeşerttiğimiz çiçekleri. Boy verirken özgürlüğün bayrında, dalında kopardılar en güzel çiçeklerimizi. Pes etmedik, yenilmedik bahçevanların bıçak korkusundan. Çünkü biliyorduk kormak ölüme giden yolun başlangıcıydı.

Gün oldu, devran döndü. Yağmur damlaları, bulutlar arasında gezinirken çaresiz, bulamadılar düşeceği toprağı. Esir düştüler kara bulutların gölgesine.

Kara bulut gölgeleri sarmış umudu. Görünmez olmuş gökkuşağı yalnız kalmışcasına. Sevdasız kalmış yürekler, atımsız kalpler ile adımlıyorlar sessizliğin tarlasını. Bilmeden debeleniyorlar sessizliğin kadranlığında. Sonunda ölüm kokan sessizliği yırtamayan çaresizlikler gibi gizlerini yumuyorlar yaşama, duymuyorlar hakikatin çığlığını, dokunmuyorlar gerçeğin sıcak ateşine.

Görmeyen, duymayan, dokunmayan masumiyet kirleniyor karanlığın gölgesinde. Kirlendikçe hızlanıyor ölümün sessizliği, tükeniyor umutla büyütülen sevdaları.

Bir şey yapmalı, bir şey demeli! Yırtmalı ölüm sessizliğini dağıtmalı karanlık gölgeleri. El vermeli güneşe ve güneşi zapt etmeye. El ele yürek yüreğe çığlık olmalı.

Susma haykır, sessizlik ölümdür!

Ergin Doğru

2 Nolu yüksek Güvenlikli Cezaevi,

D-19

ELAZIĞ

(“Elazığ 2 Nolu Yüksek Güvenlikli Kapalı Ceza İnfaz Kurumu Mektup Okuma Komisyonu ‘GÖRÜLDÜ’” damgalı mektup)

Bu haber 113 kere okundu
  • Bu haberi paylaşın:
UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.
Yazarın Diğer Yazıları