Lütfen bekleyin..

Can Kasapoğlu

Alevilerin uğradığı baskılarda medyanın rolü

18 Aralık 2017, 20:31

"...Yalan dört nala gider, gerçek adım adım yürür.
Fakat gene de vaktinde yetişir..." (*)

 

Türkiye’de medya, Aleviler üzerindeki baskı ve asimilasyon politikalarından bahsetmek yerine baskı, ret, inkar ve imha politikalarının adeta tetikleyicisi, hedef göstericisi  konumundadır.

Aleviler, Kürtler vd diğer‚ ötekileştirilen‘ kesimlerle birlikte potansiyel bir suçlu, ‚zarar gelebilir‘ konumunda ele alınmaktadır.

Görüldüğü üzere Aleviler salt sistem, devlet-hükümet yada onun yasaması, yürütmesi,  yargısı diye adlandırılan üç temel ayağın baskıları yanında birde medyanın baskısı altındadır.

Aleviler ancak kendilerine karşın bir katliam, bir baskı vb durumla karşılaştığında medya yarım ağız ve ‚çarpıtılmış‘ hiçte objektif olmayan yayınları ile yaklaşmaktadır. Elbette medya ‚yandaş‘ olduğundan mecburen sahibinin sesini dinleyecek, soykırımlara değin varan katliamları, baskıları, asimilasyoncu yaklaşımı görmezden gelecektir.

Dersim soykırımı öncesinde TBMM‘ n de gerçekleşen ‚tertele-ferman‘ oturumları sonucu ve de soykırım sırasında Dersim, Seyid Rıza ve yodaşları ile ilgi dönemin gazeteleri, dergi vb nasıl manşetler attığını gün yüzüne çıkan belgelerde görmekteyiz.

Üzerinden 80 yıl geçmesine rağmen hala gerek Seyid Rıza ve yoldaşlarının idamının 80. Yılında ve gerekse Maraş  Katliamının 39. Yılında medyada, siyasal parti ve devlet kurumlarından çıt çıkmadı, çıkmıyor.

Mesela, “Ellerinde Alman tüfeği, mavzer, makineli tüfekler vardı. Kadınlarımızın memeleri kesildi. Altı aylık çocuğumuza kurşun sıkıldı. Kolları kesildi, kafaları ezildi. Kadınlarımızın hem ölüsüne hakaret ettiler, hem dirisine” diye düzinelerce kan donduran ifadendin olduğu Maraş Katliamı, 19 Aralık 1978’de başlayarak 26 Aralık gün sonuna kadar bir hafta boyunca devam eden ve asker-polis gözetiminde yapılan saldırılar sonucu yaşandı. Kürt Alevilere karşı Türk devleti tarafından yapılan katliam kayıtlara “devlet sırrı” olarak not düşülen belleklerden hiç bahs ettimi türk medyası?  

Bahsetmedi..

Ancak bunu tam tersinden söz etti.

Aynı şeylerin kat be katı Dersim’de yaşandı..

Bugün Dersim’le ilgili hangi basın-yayın organında ciddi bir neşriyat vardır?

Yoktur..

Alevilerin çok kısıtlı koşullar ve bin bir emekleri ile meydana getirdikleri TV kanalları, gazete veya dergileri yasaklanmakta, kapatılmakta ve çalışanlarına para cezası, hapis uygulamaları karşısında yine basından çıt çıkmamaktadır.  

TV 10 ile YOL TV bunun en son örnekleridir.. 

Sözde karşıymış gibi olanlarda çarpıtma, sulandırma ve hatta ‚hak ettiler‘ tarzından hiçte etik olmayan yayınlar yapageldiler.

Nedense Aleviler, Kürtler ve sol sosyalist çevreler bu topraklarda potansiyel suçlu‘ olarak görüldü, görülmeye de devam ediliyor.

Malatya, Manisa, Adıyaman vb merkezlerde de Alevilerin ev ve işyerleri işaretleniyor, Aleviler üzerinde bir yıldırma, baskı ve korku piskolojisi uygulanıyor.

Alevi sanatçı, aydın ve akademisyenler üzerinde siyasal yargı süreci artıyor, Cemevlerine, ibadethanelerine saldırılar düzenleniyor..

Herhangi bir aktiviteye katılarak hak taleplerinde bulunan Aleviler hakkında hemen dosyalar açılıyor, suçlamaların ardı arkası kesilmiyor..

Dersim başta olmak üzere Kürt-Kızılbaş Alevilerin yaşadığı kendi kutsal topraklarında her türden baskı uygulanırken medya sus-pus durumda..

Hadi diyelim ki şimdilerde ‚OHAL‘ yasaları vs var. Fakat daha önceleri de (çok sınırlı bir-kaç medya organı hariç) çok güçlü sesler, objektif yaklaşımlar gösterilmedi.

Maraş’ta katliam öncesi ve sonrasında, Çorum ve Sivas-Madımak katliamlarında medya hem önce ve hem de sonrasında katledilenler, kurbanlar ve mağdurlar yerine düzenin, hatta deyim yerinde ise katliamcıların sesi, gözü, kulağı oldu ve Alevilere, ‚incinsen de incitme‘ nakaratları çekti..

Türkiye’de bunlar yaşanırken dış basında, Almanya olsun veya başka bir ülke olsun durum çok farklı.

Örneğin geçtiğimiz günlerde İsveç medyası Türkiye’de yaşayan Alevilerin uğradıkları baskıları, sıkıntıları ve yaşam koşullarını gündemleştirdi.

Buna göre, son bir yıl içinde İsveç medyasında Alevilerin inanç, gelenek ve kültürlerini konu alan pek çok makale, tartışma yazıları ve söyleşiler yayımlandı. Son olarak da Gazeteci Bo Ture Larsson, Västervik Gazetesi’nin bugünkü sayısında Türkiye’de yaşayan Alevilerin yaşam koşullarını ve uğradıkları baskıları gündeme getirdi.

“Türkiye’de Aleviler: Işığın çocukları haklarını istiyor” başlıklı makalede, İsveç’in belki de dünyanın en eski inancını keşfettiği belirtilen makalede Türkiye’de en az 10 milyon, Avrupa Birliği üyesi ülkelerde 1 milyon Alevinin yaşadığına dikkat çekiliyor.

80 milyonluk Türkiye’de Kürt ve Türk Alevilerin sayısının 20 milyon olduğu tahminlerinin yapıldığını belirten Larsson,  “Kesin olmayan rakamlar neden?” sorusuna yanıt arıyor. Alevilerin her zaman egemenlerle, son olarak ülkenin temellerini atan Kemal Atatürk ve günümüzün hafif İslamcı hükümeti ile sorunları olduğunu hatırlatan Larsson, Alevilerin sistem tarafından dışlandıklarını şu cümlelerle özetliyor:

“Halkın ödedikleri vergilerden yılda 40 milyar kron ödenek alan Diyanet 100 bin imamla 85 bin camide Sünniliğin vaizliğini yapıyor. Aleviler, benimsemedikleri bir inancı okullarda çocuklarının öğrenmeleri için vergi ödüyor. Kendine Alevi diyen hakim, general ve vali yok. En büyük muhalefet partisinin (Kılıçdaroğlu’nu kast ediyor) lideri Alevi ama O bununla övünmüyor.”

Başından bugüne cumhuriyet döneminde Alevilere karşı yapılan katliamlarla yüzleş(e)meyen devletin, onun siyasal parti ve organlarının yanı sıra medyanın da bu anlamıyla bir yüzleşme yaşaması gerekmektedir.

Fakat yüzleşme şurada dursun, yüzleşmediği gibi Alevileri hor görmeye, hedef göstermeye devam etmektedir.

Kısaca medyada aynı sahipleri gibi, Alevilerden ‚biat‘ etmesini talep etmektedir.

Düzen ile bütünleşmiş, Alevilikle ilgisi-alakası kalmamış konumda olan ‚düşkün‘ kesimleri öne çıkarmaya çalışmaları boşuna değildir..

Alevilerin, katliamlarda ve soykırımlarda yitirdiklerini anmak için, bir delil uyandırıp bir lokma, bir niyaz vermek için bir araya gelmelerine dahi izin verilmiyor.

Oysa Aleviler bu devlete, bu sisteme vergi vermekteler. Resmi olarak hepsinin ceplerinde taşıdıkları birer kimlikleri var..

Peki Alevilerin uğradığı baskılarda bunca kinin, bunca düşmanlığın ve bunca ön yargının arkasında veya önünde medyanın rolü yok mu sizce?

Önümüzdeki yıl neler getirecek neleri götürecek şimdiden süreci kestirebilmek çok mümkün değil.  

Bu durumda Aleviler bir çok konuda olduğu gibi kendi basın yayın organlarını tüm baskılara karşı korumaya ve yenilerini eklemeyi ihmal etmemelidirler. 

*Norveç Atasözü 

Bu haber 416 kere okundu
  • Bu haberi paylaşın:
UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.
Yazarın Diğer Yazıları
104 gün önce
537 gün önce
700 gün önce
1086 gün önce