Lütfen bekleyin..

Can Kasapoğlu

Devlet, Alevileri IŞİD ile tehdit ediyor

11 Haziran 2017, 13:52

''Devletin Alevi politikası, yurttaş olarak yok saydığı, imha ve inkar ettiği, inanç olarak ise tanımadığı, tanıdığında ise hakaretler ve küfürler ederek hiçleştirdiği Alevilerin varlığını ancak ve ancak katledilmesi gereken düşman olarak kabul etmesi şeklinde olmuştur.''

Baskıya ve zulme karşı duruşu nedeniyle Alevileri demokratik muhalefetten korkutarak ayırmak için devlet IŞİD ile tehdit  etmeyi sürdürüyor. 

Aleviler, hem devletin ve hemde  gerici ideolojilerin yok edilecekler arasında birinci sırada gördüğü toplumsal kesimlerin başında gelmektedirler.

Ankara’da öldürülen 2 IŞİD’li teröristin üzerinden Alevi kurumlarının krokisinin çıkması üzerine Ankara Valisi bazı Alevi  kurum temsilcileriyle toplantı yaparak Alevileri ‘uyardı’ğı biliniyor.

Vali, Alevi kurumlarına yönelik IŞİD saldırısı olabileceği gerekçesiyle kurumlardan güvenlik görevlisi istihdam etmelerini istedi.

Daha önce de devlet valilik, emniyet kanalları vb kurumlar aracılığı ile Alevilere yönelik saldırı ve tehditler konusunda uyarılar vermiş ve  ‘Dikkatli olun’, ‘Güvenliğinize dikkat edin’ , ‘Aldığıımız duyum ve bilgilere göre İŞİD sizleri hedef alıyormuş’ gibi diyordu.

Burada dikkat edilmesi gereken çok önmeli bir nokta daha var.

Dikkatle irdelenildiğinde zaten Türkiye Cumhuriyeti, Osmanlı’dan devraldığı bellek mirasıyla, yakın zamana kadar Alevi toplumu ile neredeyse sadece katliamlar üzerinden ilişki kurduğu görülecektir.  

Yani devletin Alevi politikası, yurttaş olarak yok saydığı, imha ve inkar ettiği, inanç olarak ise tanımadığı, tanıdığında ise hakaretler ve küfürler  ederek hiçleştirdiği Alevilerin varlığını ancak ve ancak katledilmesi gereken düşman olarak kabul etmesi şeklinde olmuştur.

Bir başka deyimle devlet, Alevileri başından beri tehdit etmekle kalmayıp katliamlar gerçekleştirdi.   

Valiliğin, Alevi kurum temsilcelerine “Güvenlik personeli alın, belediyelerden isteyin” demesi yeni bir durum değildir.

Kaldı ki Alevi kurumlarının ve Alevilerin IŞİD tehdidi altında olduğu herkes tarafından biliniyor.

Ankara Valisi’nin böyle bir toplantı gerçekleştirmesi aslında bir uyarı değill bir ‘tehdit’ anlamına gelmektedir.

Yani devlet, Alevileri direk oarak kendisi yerine IŞİD ile tehdit etmeyi sıkça yapmaya başladı nedense?

Elbette bu durum Alevi kamuoyunda kaygı yaratırken Alevi kurum ve temsilcilerinde ise kuşku yaratıyor.

Ancak Cemevlerinde ve Alevi kurumlarında, diğer kurumlarda olduğu gibi güvenliğinin sağlanıp sağlanamayacağı ise birinci derecede devletin sorumluluğu altındadır.

Yoksa IŞİD’in Alevilere yönelik tehdidinin uzun süredir var oolduğu Aleviler tarafından bilinmektedir.

Aleviler, AKP-Erdoğan’ın Irak ve Suriye’deki savaşta IŞİD’i desteklediğinin ve Türkiye sınırını IŞİD’e açtığınıda bilmektedirler.

IŞİD’in Irak ve Suriye’de Kürt halkına karşı nasıl kollanıp kullanıldığı, sınır bölgelerini bu çağdışı güçlere nasıl teslim ettiği konusu sürekli gündeme gelmektedir.

Hal böyle iken Alevileri demokratik muhalefetten korkutarak ayırmak için IŞİD ile tehdit etmek kendi karanlık ve kanlı tarihini hem gizlemek ve hemde olası bir katliama zemin hazırlamak olarak algılanmalıdır.

Aleviler, Koçgiri, Dersim, Maraş, Çorum, Sivas, Malatya, Kırıkhan, Gazi vb Alevi katliamlarını unutmadılar.

Alevilerin kurumlarına yönelik saldırılar olabileceği bildirimi bir uyarı değil, tehdittir.

Burada şunu sormak gerekir;

Türkiye’nin diğer illerindeki Alevi kurumlarına ve Cem evlerine yönelik IŞİD’ın saldırılarının olabileceği istihbarat bilgileri var mıdır?

Alevileri, (Maraş-Çorum ve Sivas-Madımak’ta olduğu gibi benzer bir durum) örneğin ‘Hacı Bektaş’ ilçesi veya Dersim gibi Alevilerin yoğun olarrak yaşadığı Kent, Kasaba, Köy vb yerleşim yerlerinde saldırılar, kundaklamalar beklemektemidir?

Var ise bunlar hangi İller, İlçe, Köy ve Kasabalar veya hangi kurumlardır?

Alevi kurumlarının bir bütünen güvenliğini sağlama, gerekli önlemlerin alınması noktasında devletin  etkin bir çalışması var mıdır?

Elbette yoktur..

Zaten olmadığı, şimdiye kadar ki pratiğine bakıldığında devletin böyle bir derdi, sorunu olmamıştır.

Sonuç olarak bazen devlet, bazen IŞİD ancak hedef hiç değişmiyor.

Aleviler ne kadar Devletle barışmak istese de, katliamları unutmak istese de Sünni hakim ideoloji bunu istemiyor ve buna izin vermeyecek kadar güçlü ve muktedirdir.

Bu durumda sürekli olarak hedef halinde olan Aleviler ne yapmalı?

Öyle ise iş başa düşmektedir ve Aleviler kendi öz örgütlü savunma sistemlerini düşünmeli, paratiğe uygulamalı ve gerektiğinde kurumları başta olmak üzere değerlerini korumaladır..

Alevi toplumu, kurumları, temsilcileri, Pirleri ve aydınları Alevi katliamlarının her fırsatta devam edeceğini bilmeli ve bu gerçekliğe uygun davranmalı.

Aleviler, ülkede AKP-Erdoğan faşizminin ağır baskısı ve zulmü altındadırlar.

Tutuklamalar, gözaltılar ve küçük demokratik bir aktiviteye katılıp 'gasp edilmiş' hakkını arayan Alevi dahi zindanlarra atılmıştır.

Özellikle Dersim başta olmak üzere Alevilerin yoğun olarak yaşadığı bölgeerde siyasi soykırım operasyonları hızla artmıştır..

Toplumdaki ayrışma, medyanın rolü, eğitim sistemi ve ‘Tek‘ çi siyasi yaklaşım had safhadadır.

Diğer yandan Kemalist ideoloji ve CHP’nin Aleviler üzerinde yaratmış olduğu ‚olumsuz‘ algıları görmezden gelemeyiz.

Aleviler hem CHP’den ve hemde AKP-Erdoğan faşizmine karşı bir hala ‘Alternatif‘ gibi sunulmaya çalışılan Kemalizm vb yaklaşımlardan radikal bir kopuşu yaşamalıdır.

Bu nedenle Avrupa Demokratik Alevi hareketine vd Demokratik Alevi kurumları olduğunu iddia eden kesimlere büyük  görevler düşmektedir.

Cemevlerinde, kurumlarında, sohbet vb aktivitelerinde bu görevleri bilince çıkartıp, birlik ve beraberlik içinde pratiğe dökmek gerekecektir.

Bir başka deyimle Aleviler, başta mazlum Kürt halkı olmak üzere hem kendilerini katleden sistem ve hemde İŞİD ile korkutularak uzaklaştırılmak istendikleri ‘Demokratik Muhalefet‘ ile daha çok bütünleştirmelidirler.  

Her şeye rağmen Aleviler 'Devletin Alevisi' olmadı, bundan böyle de olmayacak.!

Ama dikkat;
Ankara siyasetinde giderek İttihat terakki dönemine benzer durumlar söz konusu..
Dışarıda, yani sınır ötesinde savaş ilanı ve hali..
İçeride ise halklara ve inançlarına, azınlıklara katliam, baskı, zulüm, tutuklama, gözaltı işkence vb..
Ama o süreç sonunda devlet (imparatorluk) dağıldı..
Ya şimdilerde?
Olasıdır.

Bu haber 531 kere okundu
  • Bu haberi paylaşın:
UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.
Yazarın Diğer Yazıları
339 gün önce
772 gün önce
934 gün önce
1320 gün önce