Lütfen bekleyin..

Eylem Kahraman

Bireye değil topluma adalet

06 Nisan 2019, 08:56

Yerel seçimler bitti, ama tartışmalar bitmiyor, ortam bir türlü durulmuyor. Herkes bir yandan zaferini ilan etti etmesine, fakat sinirler de bir o kadar gergin.

Normal ülkelerde seçimler sessiz sedasız yapılıyor. Ne sokakta propaganda yapan seçim arabaları, ne her gün birbirine söz yetiştiren, hakaret eden tek politikacı görürsünüz. Seçim günü size gönderilen seçmen pusulasındaki adrese gidip oyunuzu kullandınız mı işiniz bitmiştir. Oyunuzu hangi politikacı ya da partiye verdiğiniz sadece sizi ilgilendirir. Bu sebeple hiç bir arkadaşınız ya da komşunuz sizi yargılamaz, selamı sabahı kesmez. Kimse ilan edilen seçim sonucundan şüphe duymaz. Halkın iradesine saygı gösterilir ve eski seçilmiş yeni seçilen kişiye görevini güzellikle devreder. “Bir gün daha görevde kalayım da ne olursa olsun” diye ucuz hesaplar yapılmaz.

Ama Türkiye’de öyle mi? Ne yazık ki değil. Türkiye’de son dönemde insanlar o kadar kutuplaştırıldı ki seçim dendi mi akla direk savaş geliyor. Seçim meydanları resmen savaş alanlarını andırıyor. Çünkü politikacılar seçime değil de kıran kırana bir savaşa hazırlanıyormuş gibi hazırlanıyor seçime. Herkes birbirine karşı kılıcını biliyor ve gardını alıyor ilkin. Havada o kadar tehdit uçuşuyor ki, bu tehditler bazen yolunu şaşırıp birbiriyle bile çarpışıyor.

Türkiye’de kavgasız, cinayetsiz bir seçim olmamıştır. Bu seçim de öyle oldu. Malatya’nın Pütürge ilçesinde oy verme işlemi sırasında Saadet Partisi sandık kurulu üyesi ile müşahidi tabancayla vurularak öldürüldü. Bununla ilgili olarak Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu “hükümetten, özellikle de sayın Cumhurbaşkanından ve yetkililerden ricam, hadisenin üstü örtülmemesi gerektiğine inanıyorum” diye konuştu.

Ortada iki cinayet var. Normal ülkelerde katiller tutuklanır, yargılanır ve bu sürecin sonunda hakettiği cezaya çarptırılır. Kimse de olayın üstünün bir şekilde örtüleceğini düşünmez, fakat burası Türkiye. O nedenle Karamollaoğlu adalet talep ederken adli kurumlardan değil, hükümetten ve özellikle de cumhurbaşkanından adalet talebinde bulunuyor. Herkes de bunu “normal” görüyor, hem de çok “normal.”

Kimin kazandığı bilinçli bir şekilde yılan hikayesine döndürülmeye çalışılan İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı var bir de. Henüz bütün sandıklar açılmadan ve seçim sonuçları netleşmeden iktidar partisinin zaferini ilan ettiği bir ülke Türkiye. Artık kimse bunu yadırgamadığı için bu sefer de “zafer” ilan etmekte gecikmediler. Karşılıklı zafer ilanları gecikmesiz bir sinir harbine döndü ve savaş hala devam ediyor.

Millet İttifakı’nın İstanbul Büyükşehir Belediyesi başkan adayı Ekrem İmamoğlu seçim sürecini Muharrem İnce’den daha iyi yönettiği halde sonunda o da “adam kazandı” diyen İnce gibi çark etti ve “MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’ye sesleniyorum, tecrübelerine dayanarak bu sürece dair katkılarını davet ediyorum. Bahçeli’nin katkı sunmasını özellikle istirham ediyorum. Ülkemizin Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’dan aynı şekilde sürece katkı sunmasını bekliyorum. Vicdana sığmayan bu duruma Sayın Erdoğan tarafından da katkı bekliyorum. Kendilerini sürece katkı sunmaya davet ediyorum” dedi.

Dikkat ettiniz mi bilmiyorum, hepi topu sekiz cümlelik kısacık bir konuşmanın içinde tam beş tane yalvarma cümlesi var. Sekizinci cümlede de bu söylediklerini her gün hatırlatacağını söylüyor. İnsanoğlu ve kızının Allah’a, Xizir’a veya başka bir güce bu denli yalvarmadığı bu dünyada İmamoğlu resmen AKP ve MHP Genel Başkanlarına mazbatası verilsin diye yalvarıyor. Olacak şey mi?

Oluyor işte. İmamoğlu, sabah akşam “zillet ittifakı” diyerek kendilerini ötekileştiren ve hedef gösteren kimselerden medet umuyor. Onu da bırakın, kazandığının onaylanması için yalvarıyor. Oysa ki onu halk seçmiş, seçimi kazanmış olduklarına dair ellerinde oy kullanılan bütün sandıkların tutanakları da mevcut.

Bütün bunlar olurken şimdi “mağdur” konumunda olan ve adalet talep eden bu insanların aklına yıllardır oyları çalınan, iradesi gaspedilen Kürt halkı ve haksızlığa uğrayan, suçsuz yere hapsedilen Kürt siyasetçiler gelmiş midir dersiniz? Neredeyse yarım asırdır her Cumartesi günü kar-kış, yağmur-çamur demeden alanlara çıkan, kaybedilen yakınlarının akıbetini sormak için didinen ve her defasında devletin saldırısına uğrayan Cumartesi Anneleri ve kayıp yakınlarının duygularını biraz olsun anlamışlar mıdır? Acaba biraz olsun empati kurabilmişler midir?

Adalet kişi için ve duruma göre değil, toplum bazında talep edilmelidir. Sadece İstanbul için değil, başta Muş, Ağrı ve Şırnak olmak üzere daha birçok il ve ilçe için de adalet!

Bu haber 18 kere okundu
  • Bu haberi paylaşın:
UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.
Yazarın Diğer Yazıları
101 gün önce
109 gün önce
112 gün önce
130 gün önce
140 gün önce
200 gün önce
206 gün önce
235 gün önce
312 gün önce
342 gün önce
351 gün önce
368 gün önce
459 gün önce
506 gün önce
534 gün önce
557 gün önce
900 gün önce
1004 gün önce