Lütfen bekleyin..

Eylem Kahraman

Kadına yönelik şiddet her yerde…

26 Kasım 2018, 19:19

İstatistikler Türkiye ve Kürdistan’da 2017 yılında 409, 2018’in ilk altı ayında 206 kadının erkek katiller tarafından katledildiğini belgelerken, Almanya’da 2016 yılında 131, 2017 yılında ise 147 kadın partneri tarafından öldürüldü. Bunların yüzde 68’ini Alman vatandaşları oluşturuyordu. Meksika’da günde en az 5 kadının katledildiği, Almanya’da yaklaşık 139 bin kadının ev içi şiddete maruz kaldığı ve Avrupa Birliği ülkelerinde cinsel şiddete maruz kalan kadınların sadece yüzde 16’lık bir kesiminin şikayette bulunduğu biliniyor. DAİŞ’in köle olarak elinde bulundurduğu ve pazarlarda sattığı Êzîdî kadınlara dair ise hiçbir istatistik yok.

Yine istatistikler ister eğitimli olsun, ister eğitimsiz, her kesimden ve gelir düzeyinden kadının ev içi şiddete maruz kaldığını söylüyor. Kadınlara şiddeti en çok en yakınındaki erkek(ler) uyguluyor. Şiddet gören kadınlar toplumsal önyargılardan ve baskılardan dolayı susmak zorunda kalıyor ve aile içinde yaşanan şiddeti dillendirmekten özenle kaçınıyor. Bir yolunu bulunup yaşadığı şiddeti dile getiren kadınlar ise genellikle “bunlar her evde yaşanan olağan şeyler” denilerek susturuluyor. Şiddete uğrayan kadınlar toplum tarafından yalnız bırakılıyor. Kimisi şiddet gören kadına inanmıyor, kimisi de “aile içi” bir soruna karışmak istemiyor.

“Ağıdını bana dirhem dirhem paylaştıran komşum,

sevinçlerin var mı?

Nerede?

Niye onları hiç bilmiyorum…”

                                               (Gülten Akın)

Almanya’nın Düsseldorf kendinde Nordrhein Westfalen Eyaleti düzeyinde yapılan 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Mücadele ve Uluslararası Dayanışma Günü eylemindeyiz. Hava soğuk ve yağmurlu. Uzak şehirlerden gelen kadınlar grup grup toplanmış yürüyüşün başlamasını bekliyor.

Yüzlerce kadını bir arada, hem de kadına yönelik şiddete karşı yapılan bir eylemde görmüşken onlarla Almanya’da her yıl artış gösteren kadına yönelik şiddet hakkında konuşmak, bu konudaki düşüncelerini, yaşadıklarını öğrenmek istiyorum. Her gittiğim kadına kendimi tanıtıyor ve kadına yönelik şiddet hakkında bir kaç soru yöneltmek istediğimi söylüyorum. Söyleyeceklerinin gazetede yayınlanacağını öğrenen kadınlar ya sadece “Jin, Jiyan, Azadî!” diyor ya da röportaj teklifimi kibarca reddediyor.

Sonunda kadınlara fotoğrafını çekmeden ve adını yazmadan konuşmak istediğimi söylüyorum. O zaman durum değişiyor ve kadınlar konuşmaya başlıyor.

İlk konuştuğum kadın orta yaşlı biri. Ne adını, ne de hangi şehirden geldiğini soruyorum. “Bugün buraya eşimle tartıştıktan sonra geldim. Kendisi de devrimci biri, ama bugün bu yürüyüşe katılmamı istemedi. Onu dinlemedim, geldim. Şimdi eve gidince tartışma çıkacak yine, ama ne yapalım?” diyor. “Bana fiziksel şiddet uygulamıyor, ama bizim eskiler derdi ki; bazen dayak yediğin kelimelerden daha hafif kalır” diye de ekliyor.

Konuştuğum ikinci kadın genç bir üniversite öğrencisi. “Biz kadınlar kendi değerimizin farkında değiliz. Değerimizin farkına vardığımız gün erkekler bize şiddet uygulamaya cesaret edemeyecektir. Şiddete karşı asla sessiz kalmamalıyız. Çünkü sessizliğimiz onları daha da cesaretlendirecektir. Toplumun bize dayattığı anlayışlara karşı her zaman mücadele etmeliyiz” diyor kendine duyduğu büyük bir güvenle.

Başka bir kadının yanına gidiyorum. Saçları ağarmış güleryüzlü bir anayla konuşuyorum bu sefer. Eşinden uzun bir zaman önce ayrılmış. Evliliği boyunca hep şiddet gördüğünü, hem erkek şiddetine, hem de devlet şiddetine maruz kaldığını anlatıyor. “Bundan bir kaç yıl önce yaşadıklarımı Yeni Özgür Politika Gazetesine anlatmıştım. O röportajdan sonra eski eşimin çevresi bana nasıl saldırdı anlatamam. Oysa ne anlatmıştım ki? Daha gördüklerimin yarısını bile anlatmamıştım. Şimdi turîkimi bir açsam, neler yaşamışım neler…” diyor gözleri uzaklara dalarak. “Eski eşim dışarıya karşı çok iyi biri gibi gözüküyordu, ama evde hep şiddet vardı ve ben bunu kime anlatsam ondan öyle bir şey beklemediğini söylüyordu. Bu da şiddet değil midir?” diye soruyor.

Konuştuğum diğer bir kadın bir işte sekiz saat çalıştığını, ama işyerindeki erkek işçilerden daha az ücret aldığını anlatıyor. “Eşim de başka bir işte sekiz saat çalışıyor ve eve benden daha fazla para getiriyor. O işten eve gelince doğru duşa gidiyor, ben mutfağa. Neredeyse gece yarısına kadar ayaktayım” diyor.

Konu hakkında biraz da eyleme katılan erkeklerle konuşmak istiyorum, ama biri dışında kimse konuşmak istemiyor. Konuştuğum genç ülkeden yeni geldiğini ve dolayısıyla kadına yönelik şiddete yakinen tanık olduğunu söylüyor. “Bence kadınlar da şiddete zemin hazırlıyor. Susarak ve sabrederek şiddettin biteceğini zannediyorlar. Şiddete bulaşan bir erkek bundan vazgeçer mi? Bir de kadınlar şiddete uğradığında genelde kendisini suçluyor. Hakkını aramaya korkuyor, çekiniyor, utanıyor. Bunu yapmasınlar” diye konuşuyor.

“En yakınlarımız kim? Annemiz, babamız. Ama onlar da bize ‘sabret, düzelir’ diyor. Kimseden bir şey beklememeliyiz aslında. Kürt kadınları bugün Kürt Özgürlük Mücadelesi sayesinde büyük bir yol aldı. Mücadelemizi inançla ve istekle sürdürmeliyiz” diyor başka bir kadın.

Eyleme destek veren İranlı ve Afganistanlı kadınlar ise konuşmakta çekimser kalıyorlar.

Biraz sonra yürüyüş başlıyor. Düsseldorf Nalin Muş Kadın İnisiyatifi bünyesinde erbane eğitimi alan kadınların erbaneleri eşliğinde yağmur altında yürüyüş başlıyor. Kadınlar bütün güçleriyle bağırıyor: “Jin, Jiyan, Azadî!”

Bu haber 95 kere okundu
  • Bu haberi paylaşın:
UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.
Yazarın Diğer Yazıları
26 gün önce
130 gün önce
138 gün önce
141 gün önce
159 gün önce
169 gün önce
229 gün önce
235 gün önce
264 gün önce
340 gün önce
370 gün önce
380 gün önce
397 gün önce
488 gün önce
535 gün önce
563 gün önce
586 gün önce
929 gün önce
1033 gün önce