Lütfen bekleyin..

Eylem Kahraman

Anneler Günü

17 Mayıs 2018, 22:38

“Ey her anda kıyılan kızkardeşim!

Her gün çoğalan törenlerimizde

sayamadığım mezarlarına ağlıyorum.

Çatlamış kalbim, bilenmiş ellerimle

yedi kez and içtim,

yedi kez direnç kesiliyorum.”*

Pazar günü Anneler Günü… Muhtemelen bütün evlerde anneler günü kutlanacak, uzakta olan anneler telefonla aranacak, çiçek başta olmak üzere hediyelik eşya satışlarında büyük bir patlama yaşanacak, sosyal medyada anneliğin ne kadar “kutsal” olduğuna ilişkin birçok yazı ve görsel paylaşılacak.

Bütün semavi dinler anneliğin ne denli kutsal ve yüce olduğunu anlatır, anne olmuş kadına neredeyse “kutsal” bir varlıkmış muamelesi yapar. Oysa kadın “anne” olmadan önce “insan”dır. Ayrıca biyoloji bilimi belli bir yaş olgunluğuna erişmiş her dişi canlının anne olabileceğini söyler.

Göksel dinlerin anne olmuş kadını kutsallaştırmasının tek sebebi onu eve mahkum etmektir. Çünkü bu dinlere göre kadının yeri evidir. Kadın “koca”sına hizmet etmek ve onun soyunu sürdürmekle yükümlüdür. Din yoluyla kadınların omzuna büyük bir sorumluluk yükleme çabasındaki erkek egemen sistem işine geldiği için kutsuyor anneleri. Yoksa anneler bir melek falan değildir. Anne olan kadın da diğer bütün yaşayan canlılar gibi kusurludur. Annelerin de kaygıları, korkuları, endişeleri, anne olmak dışında kendisine ait olan bir kimliği vardır. Ayrıca hiçbir anne yeryüzünde sadece anne olma misyonuyla görevli değildir. Hem bir çıkarı olmasa, erkek peygamberlerin getirdiği dinler kolay kolay kutsar mı hiç kadını?

Kabul edilse de edilmese de bir ailedeki bütün yük kadının sırtındadır. Yemek pişirmek, temizlik yapmak, alış-veriş işleri çalışsa da çalışmasa da, anne olsa da olmasa da evdeki kadının sorumluluğundadır. Çocukları zaten o doğurduğu için çocuğu büyütmek annenin en temel görevidir. Çocuğun temel eğitiminden de anne sorumludur. Mesela çocuğunuz anadilini konuşamıyorsa bu kesinlikle annesinin suçudur!

Hakikaten erkek egemen sistemin kadınlara dayattığı annelik akıl kârı değil. Hatta doğurmamak daha akıllıca. Son yıllarda çocuk doğurmayan, daha doğrusu belli bir bilinç düzeyine eriştiği için mevcut sistemde çocuk doğurmak istemeyen kadın sayısının hızla artması kesinlikle tesadüf değil.

Çocuklarının nerede, nasıl ve ne zaman öldüğünü bilmeyen, cenazelerini bile görmeyen annelerle dolu bir ülkede daha nikâh masasında kadına en az kaç tane çocuk doğurması gerektiği nasihat ediliyor. Evliliğin üzerinden belli bir süre geçmişse toplum kadının neden hâla doğurmadığını sorguluyor, bir çocuğu olan kadının ikincisini ne zaman doğuracağı merak ediliyor. Anne olmak istemeyen, sırf toplum bunu dayatıyor diye anne olmayı reddeden kadınlar toplumda dışlanıyor. Bütün bunların arkasında da “dinsel” ve gerici erkek egemen anlayış yatıyor.

Bu dünyada “mükemmel” çocuklar yetiştirmekle “görevli” kadınlar hem kendisine hem de çocuğuna büyük bir haksızlık yapıyor. Erkek egemen sistemin dayattığı ve bir çok kadının seve seve yaptığı bu “gönüllü kölelik”le kadınların erkeklerle eşit olma talebi yerle yeksan ediliyor. Erkek egemen devlet sisteminin kadına uygun gördüğü “fedakâr, şefkatli, saçını süpürge eden” anne imajının karşılığı sadece ve sadece gözyaşı oluyor.

Kadına yönelik şiddet her saat daha da artıyor. Kadın cinayetlerinin zirve yaptığı bir toplumda ülkenin bir çok ilinde kadın sığınma evinin olmaması gerçekliği gün gibi kadınların karşısında duruyor.

Esas kutsallık çocuk doğurmak ya da bu yeteneğe sahip olmak değil; özgür, eşit ve adil bir yaşamı kendi elleriyle inşa etmektir. Ne zamanki uyruğu ve inancı ne olursa olsun kadınların doğurduğu çocuklar devlet şiddetinden ölmez, ne zamanki kadınlar en yakını olan veya olmayan erkekler tarafından sistematik bir biçimde öldürülmez ve ne zamanki kadınlar çareyi acımasızca kendisine yönelmekte bulmazsa o zaman kadınların kendisi erbane sesleri eşliğinde  kutsallık kavramı hakkında  bir karar ver(ebil)ir.

Hem o zaman evlat acısının ne denli yakıcı olduğunu bilen ve bunu tüm hücrelerine kadar yaşayan annelerin tarihe karşı sancılı tanıklığı da bir son bulmuş olur…

* Şiir: Sara Aktaş, “Ant”

Bu haber 1140 kere okundu
  • Bu haberi paylaşın:
UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.
Yazarın Diğer Yazıları
2444 gün önce
2451 gün önce
2465 gün önce
2479 gün önce
2500 gün önce
2542 gün önce
2548 gün önce
2553 gün önce
2583 gün önce
2647 gün önce
2661 gün önce
2710 gün önce
2750 gün önce
2759 gün önce
2762 gün önce
2779 gün önce
2790 gün önce
2850 gün önce
2855 gün önce
2885 gün önce
2961 gün önce
3001 gün önce
3018 gün önce
3109 gün önce
3137 gün önce
3155 gün önce
3183 gün önce
3207 gün önce
3550 gün önce
3653 gün önce