Lütfen bekleyin..

Ergin Doğru

Yaralı bir sevdadır Dersim

03 Ağustos 2016, 19:18

Yeryüzünde güzellik seninle tarif edilirdi. Hakkın yeryüzünde ki cennetiydin.  Gözlerimizi dünyaya açtığımızda güzelliğinle buluşmuştuk. Mutluyduk, gururluyduk zira kutsalların içinde asi Munzur’un, heybetli dağların, asi ormanların genetiğimize işlemişti. Büyük bir aşk ile bağlandığımız sen ilk sevdamızdın. Bundandır aşkın, özgürlüğün,sadakatın ölçüsünün Dersim olması.

  İşte yine koynundayım,yaralnmış sevdamın, dikiş tutmaz yaralarımın merhemini arıyorum ve biliyorum ki derdimin dermanı sensin.  Bave Düzgün’ü Munzurunda sana fısıldıyorum  kendime itiraf edemediğim seninle bulduğum gerçekleri. Bu  fısıldayış yüreğimi  kor kor eden ama naçar bir şekilde sadece izlediğimden öbedenimi saran yaraların itirafıdır.  Bu derde derman bulunur mu?  Kırk gözeden kanayan yaralarım sağalır mı? Bilmiyorum bildiğim derdimin dermanı seninle var olacağıdır. Dışarıda bir çare kalmadı çünkü zaman artık baktığının, gördüğün olmadığı zamanla gösterilenin gerçeğin maskesi olduğu yalan zamanlardayız. Ondandır yeniden koynuna düştüğüm , ikrar verdiğim kutsallarıma sığındım ve bir kez daha medet ya Xızır’ı Dersim dedim.

  Nereden başlamalı anlatmaya. Bugünü anlamak dünü kavramaktan geçer o yüzden de başımızın üstünde ki kara bulutlar bugünün değil dünün lanetinden devam edendir. Bilirim güzelliğinle, bereketinle, dağlarda esen özgürlük rüzgarları ile zalime boyun eğmediğin zamanlarda resmolduğunda aleme, bicümle zaliminde fikrine düştün. Fikrine düştüğü zalimin zikri ise kendine yakışan oldu ve o gün bugündür günyüzü göstermediler. Her güneş doğduğunda güneşe düşman oldular, çiçekler, yeşerdiği çiçekleri kırdılar ve insanlık adına, güzellik adına ne varsa yaktılar, yıktılar. Yağmur yağdı sen ıslandın ve adı tarih olan zaman sana hiç adil davranmadı yaktılar,yıktılar bebeleri analarının karnında gün görmeden süngülediler. Kan akan derelerinde gördük acının rengini, kuş sanılan ölüm teyyarelerinin bağrına saplanan ihanetle anladık zalimin vicadnının olmadığını. Hep senle yaşadık ölümü,acıyı,göz yaşından yıkanan vicdanları. Pes etmedik insan-ı kamil yolumuz,sen ocağımızdın. Yeniden yeniden yeşeren meşelerin gibi bizde var olduk. Munzur’unda çağlayan ak suların gibi çağladık zamanda. Heybetli dağlarında efil efil esen özgürlük rüzgarın çarptı yüreğimize ve yine düştük koynuna. Koynunda sakladın,büyüttün özgürlük çiçeğimizi sakladın acılarını, kanat gerip kendine var ettin bizi.

   Sen hep büyüktün, kutsaldın özgürlüğü vicdanı,insanlığı öğrettiğin biz çocukların sana sevdalıydık. Büyük bir aşk ile bağlıydık.  Adın geçtiğinde yüreğimizde akan tatlı duygu seli ile yüzümüzde tebessüm oluşurdu. Adına yeminler eder en kutsalımıza senin ismini verirdik.

     Nasıl oldu, anlayamadık sana bu kadar sevdalı,aşk ile bağlı biz çocukları birbirinden ayrı düştü. Celladına biriktireceği öfkeyi,kardeşine kustu. Oysa aynı yolun yolcularıydık, aynı yemini eder , aynı kutsala bakar,aynı geminin bahtsız yolcuları olarak aynaya bakar seni görürdük. Kim soktu araya fitneyi? Bilen yok. Seni çok sevmekten mi , yoksa seni paylaşamamaktan mı ayrı düştü biz çocukların hala çözülemeyen sır gibi. Özcesi bir olamadık,iri olamadık,diri olamadık. Biz bölündükçe, biz kutsallarımıza sırt döndükçe sevdamızdan uzak olan yola saptık.Biz yoldan saptıkça oklar yeniden döndü sana. Şimdi senin sevdalıların,senin aşıkların hergün adım adım sana saplanan okların acısı ile sarsılıyoruz. Gözlerimizde yaş ile çırpınıyoruz ama seni celladın pençesinden kurtaramıyoruz.

  Biz bakarken tükeldi yaşam önce dilimizi unuttuk, dilimizden utandık. Her söz ölüme mahkum edildikçe , yok olanın kendimiz olduüğunu bilemedik. Önce kelimeler sonra söz ve şimdi sen ölüm döşeğindesin . Yeni uyanan dilsizler ölüm döşeğinde etrafında yeniden söz söylüyor ,kelime buluyor , kırmançkî rüyalar görüyoruz. Ölümün pençesine düşen ruhumuzu yeniden diriltmek için didiniyoruz. Geç de olsa bu uyanış yeter mi? Seni var eden dil ile seni anlamak varken ,celladın? Dili seni sevmeye çalıştık ve orda kaybettik,sanırım anladık ama çözemedik oyunun büyüklüğünü.

  Dili kaybedince inancımızda düştü gönlümüzden. İkrar verdiğimiz kutsallarımız yüz çevirdi, biz çocuklarından. İkrardan dönmenin ne olduğunu gösterircesine.Biz Piri,yolu unuttukça modern maskeli külahlı yalanlar doldu aşkımızın koynuna . Hem bizden gözüken hem kendine ihanet eden. Keramati Hac’da, baştaki taçda arayan, çiyanlar sofrasında değerlerini haraç mezat satan Hınzır Paşa’lar türedi. Masumlar toprağının pusulası şaşınca çerağımızın yandığı Ana Fatma küstü. Biz senin sevdalıların dönen dolapları, modern maskeli yılanları tanıyamadık,oyunu anlayamadık. Düzgün Bave,Tuğik Bave,Gole Çeto, Arguçan görünenin sadece dağ olmadığını,akanın sadece su olmadığını,her birinin içimizdeki aşkı büyüten tohumlar olduğunu gördük. Yezit sofralarında Hınzır Paşaların düdüğü çalınınca anladık,çalan düdüğün seni vurmaya çalışanlarıın,bizi yok etmeye çalışanların sevinç naraları olduğunu. Anladık ama geç vardık senin sırr-ı kerametine.

  Suyunda arındığüımız Munzur kendi sularında boğuluyor.  Kelepçe vurulan bedeniyle Munzur, kendi suyunda boğulurken gözyaşı döküyoruz içimizde yanan ateşe. Bir tas su ile arındığımız Munzur artık gülmüyor dağlarına,kuşlarına. Boynuna vurulan kelepçe ile vuruluyor kutsalımız ve adım adım ölüyoruz kutsalımızın koynunda.

    Ah Dersim ah, tutamadık özgürlük kokan dağlarını,masumiyet kokan çiçeklerini ,kutsalımız olan sularını. Kendi derdimize düşerken derdin büyüğünün seni kaybetmek olduğunu geç anladık. Biz köksüzleştikçe biraz daha öksüzleştik bağrında.

   Şimdi döndük yüzümüzü kutsalımıza,gönlümüzü açtık büyük sevdamıza. Gönül gözü ile bakarken dağına,taşına içimiz acıyor. Bağrına saplanan her ihanetle yanıyor bedenimiz, kutsalımıza vurulan her kelepçe ile nefesimiz daralıyor ve biraz daha tutsaklanıyoruz.

   Sen ilk göz ağrımızsın,sende duyumsadık kutsalı,sende yaşadık aşklarımızı,dağlarında soluduk özgürlüğü. Seninle anladık yalanların perdelediği gerçeği,seninle anladık özgür olunmadan insanca yaşanamayacağını. Sularında arındıkça insanlaştık ve kendimiz olduk.

   Bilirim dargınsın biz çocuklarına ama sen büyüksün ,koynunda koruduğun çocuklarını yeniden basarsın bağrına.

   Özüne dönen Munzur’un çocukları olarak ikrarımızı yeniliyoruz. Sensiz bir yaşamın anlamsız bir hayat olduğunu anladık, yüzümüzü döndüğümüz,gönlümüzü verdiğimiz Düzgün Bave, Ana Fatma bilsin ki çocukları uyandı, külle örtülmüş tutsaklık uykusundan. Söz veriyoruz asla terk etmeyeceğiz ve gerekirse koynunda öleceğiz ama sensizliğe izin vermeyeceğiz. İçtiğimiz bir tas suyun hakkını vereceğiz ve yaşamımız pahasına da olsa koruyacağız kutsallığımızı, dağlarımızı ve ilk aşkımızı.

Bu haber 660 kere okundu
  • Bu haberi paylaşın:
UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.