Lütfen bekleyin..

Erdoğan Yalgın

Beyaz Kitap ve Kırt-Kürt masalları

19 Mayıs 2016, 23:00

Değişik isimler altında sözde bilimsel faaliyet yürüten Osmanlının ve genç Cumhurriyetin resmi tarih kurumlarının son adı, “Türk Tarih Kurumu“ olarak 1935 yılında faaliyet alanını genişletti. Deyim yerindeyse, mesaisinin büyük bir kısmını Kürtler ve Aleviler üzerine yoğunlaştıran Türk Tarih Kurumunun kalemşörleri, özelde Dersim tarihi bağlamında taa antik çağlardan başlayarak genel anlamda “Kürtlerin; Türk olduğunu!“, bilimsellik adına hep savunageldiler. Konuyla alakalı bir çok rapor yazdılar. Belkide dünyanın hiç bir yerinde böylesine bir halk için, bu denli ihtimamlı (!) raporlar hazırlanmamıştır! Sözkonusu bu raporlarda öne çıkan bir çok temel görüş vardır. Bunlardan bazıları “Dersimlilerin Oğuz boylarından oldukları! Kürtlerin eski halk (Sümerler, Hurriler, Mitaniler, Gutiler, Kassit, vs..) tabakalarının son bakiyeleri oldukları! Lakin Dersimlilerin Kürt (Kurmanc, Kırmanc) oldukları ve fakat sonuç itibariyle Kürtlerin de aslında “Türk oldukları“ savı, hep geliştirilerek ileri sürülmüştü. 

12 Eylül 1980 yılındaki Askeri Darbenin kurmayları (Genelkurmay Başkanılığ), “Beyaz Kitap” adı altında bir kitap yayınladı. Bu kitaptan yüzbinlerce bastırılıp, başta üniversite çevreleri olmak üzere, bürokrat ve umuma bedava dağıtıldı. Elbette bu kitaba, bahis konusu edilen bir çok başlık vardı. Ama bunların içinde öyle bir başlığa yer verilmişti ki; sözde bilimsel metodlarla Kürtler hakkında Antopolojik bulgular üretilmişti. Kürtlerin, Trüklügünü kanıtlamak için Güneş-Dil Teorisinden haraketle, Türk tarih tezleri şekillendirilmişti. Nitekim, Kürt adının etimolojik degerlerini ortaya çıkararak bu alanda iş başı yapılmıştı. Onların vardığı sonuca göre; “Güney-Doğu Anadolu bölgelerininin dağlık alanlarında (Kuzey Kürdistan) yaşayan Türk obalarının, karda yürürken çıkarılan “Kırt-Kürt“  ayak seslerinden“ esinlenerek “Kürt“ adı meydana gelmişti. Genelkurmay’ın yayınladığı “Beyaz Kitap“ ında, konuya ilişkin bölümün özeti kısaca şundan ibarettir:

“Dağların yüksek kısımlarında, tepelerde yaz kış erimeyen karlar vardı. Güneş açınca üzerleri buzlaşan camsı parlak bir tabaka ile örtülürdü karın yüzü. Üstü sert, altı yumuşak olurdu. Bu karın üstünde yürününce, ayağın bastığı yer içeriye çöker, “kırt, kürt” diye ses çıkarırdı. Doğulu Türkmenlere, “Kürt“ denmesinin nedeni buydu. Bölücülerin Kürt dedikleri, yüksek yaylalarda, karlık bölgelerde yaşayan Türklerin, karda yürürken ayaklarından çıkan sesin adıydı aslında“ (Aktaran, Fikret Başkaya, Paradigmanın İflası“, Doz Yayınları, İstanbul, 1991: 53). Bu noktadan haraketle bir yanlış algıyı düzeltmemiz gerekiyor! Beyaz Kitap’ta

verilen sözcügün tam yazılım şekli; “Kart-Kurt“ değil de doğrusu “Kırt-Kürt“ dür. Bu tanıma göre; “Kırt“ Kırmnacları, “Kürt“ de Kurmancları ifade etmektedir. Yani 1980 yılındaki Askeri Milli Güvenlik Konseyi basımlı Beyaz Kitap’ta verilen “Kırt“ sesinin Dımılki konuşan Kırmanc’lara; “Kürt“ sesinin ise Kurmanci konuşan Kurmanc Kürt aşiretlerine izafe edildiği anlaşılmaktadır.

Bu aktarıdaki deli saçması tezlerle, yıllardan beri hem de akademisyenler tarafından tarih bilimi alt-üst edildi. Yıllarca hazırlanan sözde akademik tezler, çalışmalar, bu yöntemlerle bilimsellik adına, Türkolojiye kazandırıldı. Günümüzün sözde araştırmacı yazarları bu türden verileri, sanki doğruymuş/ gerçekmiş gibi biribirilerinden alıntılayarak yazılı-sözlü çalışmalarında hep aktardılar. Esas itibariyle, Beyaz Kitap’tan da önce, Kürtlerin, “Dağ Türkleri“ olduğuna ilişkin gayri ciddi tezler, Cumhurriyetin kuruluşundan itibaren sözlü ve yazılı neşirlerde sürekli dile getirilmiştir. Bu tezin en çok da Dersim Kürt aşiretleri üzerinden denendigi son yıllarda ortaya çıkan resmi-gayriresmi raporlarla da anlaşılmaktadır. Ne var ki; kendi uyduruk tezlerini, yine en gözde tarihçileri bile yalanlamaktadır. Örnegin, M. Kemal’in tarihçilerinden Yusuf Mahzar Aren; 29 Haziran 1937 tarihli Haber gazetesinde; “Dersimlileri Türk sananlar var… Ben de onları hiçbir zaman Türk saymıyorum. Türk‘te bedevilik, iptidailik, vahşet, merhametsizlik ve kan içicilik seciye halinde mevcut olamaz! Bunlar, benim kanatimce tarihin pek eski zamanlarından beri sarp dağlarda tanınan ve el değdirilmediği için mümkarız (bitmiş, tükenmiş) olmayan hususi bir ırktandır.”diye tanımlıyor.

Bu haber 599 kere okundu
  • Bu haberi paylaşın:
UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.
Yazarın Diğer Yazıları
457 gün önce
916 gün önce
961 gün önce
1021 gün önce
1025 gün önce
1083 gün önce
1118 gün önce
1127 gün önce
1133 gün önce
1155 gün önce