Lütfen bekleyin..

Hasan Hayri ATEŞ

Ya Kadim Dersim’e Ağıt Ya da Hakikatle Yüzleşme...

08 Temmuz 2020, 17:40
YA KADİM DERSİM’E AĞIT YA DA HAKİKATLE YÜZLEŞME-3
Bir Cesetleştirme Hali Olarak Hafızasızlaştırma
Tüm ulus devletler toplumu kontrol etmeyi, düşünsel olarak tutsakalaştırmayı, belleklerinden ederek başlar. İşgal ve istila süreçlerinde ise, işgale uğramış ülke halkını ulusal bilincinden yoksun bırakmak için, sistemli unutturma yöntemini kullanır, toplumsal hafızaya karşı yeni bir hafıza inşa eder.
 
Dersim’de, devlet eliyle hafıza oluşturma çalışmalarının Tanzimat’la birlikte başladığı görülmektedir. Ancak bu dönem çalışmalarının beklenen etkiyi yarattığı söylenemez. Yine de inanç kaynaklarını ve ataların kökenlerini Orta Asya/Horosan üzerinden ilişkilendirme söylemi kesintisiz bir şekilde sürdürülmüş, cumhuriyet döneminde yoğun akademik çalışmalarla düşün dünyasını ipoteğine alan bir hegemonya oluşturulmuştur. Bu gün Alevi düşün dünyasında Horosan tezinin önemli bir karşılık ürettiği bilinmektedir. Oysa 1900’lerin başlarına kadar, Dersim’de bu tezin bir karşılığının olmadığı, bizzat hazırlanan devlet raporlarında ortaya konulmaktadır.
 
Jandarma Umum Kumandılığınca hazırlanan raporda yapılan şu değerlendirme önemli bir ipucudur:
 
“Dersimlilerin ırki vaziyetlerini tesbit hayli müşkil bir iştir. Bugünün Dersim halkından garbi Dersim’i işgal edenler, kendilerinin Horosan’dan geldiklerini beyan ederler. Şarki Dersim’de böyle bir iddia henüz görülmemiştir. Garbi Dersimlilerin iddiaları yakın bir döneme ait olduğundan, Dersim’in bunlardan evvel gelen sahiplerinin olması gerekir. Bu hakiki sahipler tespit olunduktan sonradır ki, Dersim’in ve Dersimlilerin ırki vaziyetini tespit etmek mümkün olabilir.”
 
Raporda dile getirildiği üzere Batı Dersim’de kökeni Horosan’a dayandıranlara raslansa da, bu düşünce hem yenidir, hem de geniş bir karşılığı yoktur. Yapılan tespitler dikkate alındığında, devlet eliyle oluşturulan hafızanın, günümüzde önemli oranda karşılık bulduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Bunun için mitik anlatıların tahrif edilerek, kullanıldığını da özellikle belirtmek gerekir. Bunun en önemli örneklerinden biri Şıxhese-Qalmem efsanesidir. Dersim yaşlılarına göre bunlar ilk atalardır. Dersim aşiretleri, bu atalara dayanarak Şıxeseno ve Desimo olarak iki koldan dallanıp, yayılmıştır. Yine Dersim yaşlılarının anlatılarında, bu ataları dışarıyla ilişkilendirme söz konusu değilken, tahrif edilen anlatılarda, Horosan ve Şeyh Ahmet Yesevi ilişkilendirmesi öne çıkmaktadır.
 
Güncelde karşı karşıya olduğumuz tabloya bakıldığında, unutturma ve unutturulanın yerini doldurma faaliyetleri, dolu dizgin devam ediyor. Bu kapsam da çok yönlü bir saldırı konsepti devreye konulmuştur. Kutsal mekanlar bu saldırıların öncelklikli hedefidir. Çünkü Kadim Dersim’de mitoloji, kültür ve inanç ilişkisi öncelikle, kutsal mekan ilişkisidir. Bu ilişki, kendi kadimliği içinde toplumsal varlığın da gerekçesidir. Rejim sahipleri bunu bildiği için, dönüştürmeyi çok sinsi bir şekilde mekan üzerinden yapıyor. Ekonomik kalkınma, turizm kenti yapma v.b kılıflarına büründrülerek saldırının asıl amacı gizlenmeye, ve toplumsal destek üretilmeye çalışılmaktadır. Kutsal mekan Halwori’de yapılmak istenen budur. Burası mitolojik kutsallığı yanında,1937’de aşiretlerin meşru savunma için buluşmasına ve Qawlu Qabul’e konu olması nedeniyle yakın dönem açısından merkezi konumda olan bir hafıza mekanıdır.
 
Dersim’de coğrafya bir bütün saldırı altındadır. Ancak Halwori, unutturmayı hedefleyen bu saldırı konseptinde hayati bir yerde durmaktadır.
 
Unutmak ölümün ikizidir. Unutma gerçekleştiği oranda başkalaşıma da zemin hazırlar. Toplumsal yaşamda unutulan ya da unutturulan şeylerin yeri boş kalmaz, bünyeye yabancı şeylerle ikame edilir, doldurulur. George Orwell “Yurttaşlarının devlet erkine karşı savaşımının, zorla unutturmaya karşı belleklerini savunma savaşımı olduğunu,” söyler. Elbette bu savaşım yalnızca mevcudu yok olmaktan kurtarmak değil, aynı zamanda geleceğe taşımadır.
 
Bu duruma karşı, sürgünlere ve soykırıma uğramış, dünyanın dört bir yanına savrularak, yakın zamana kadar salt bir diyaspora toplumuna dönüşmüş olan Yahudi’lerin deneyimleri önemlidir.
 
Yahudilerin, varlıklarını koruyabilmelerinin sırrının, “Koru ve hatırla!” sözünde saklı olduğunu söyleyenlerin, tesbiti oldukça çarpıcıdır. Doğaldır ki, hiçbir şekilde unutulmaması ve unutturulmaması gerekenler, en yüksek düzeyde sorumluluklar getirmekte, buna uygun olarak hiç bir şekilde aksatılamaz ritüeller ve pratikler üretmektedir. Bu ritüel ve pratiklerin belli aralıklarla tekrarlanması unutmanın panzehiri rolünü üslenirken, kollektif duygu dünyası içinde, toplumsal sürekliliğin de garantisi olmaktadır.
 
İtikadi yaşamın ritüelleri, bayramlar, oruçlar, anma ve törenlerin belli bir takvime bağlı olarak tekrarlanması, toplumun ortak yaşam ve kollektif duygu dünyasını yansıtarak süreklileştirir. Kadim Dersim Rea Haq itikadında çok belirleyici bir yeri olan Hewtomal ve Xızır Orucu, yüklenen anlam itibariyle toplumun kollektif duygu dünyasının en güçlü tezahürüdür. Newroz olarak da anlamlandırılsa da, Ortadoğu ve Asya’nın bir çok halkında olduğundan farklı bir anlamlılık içinde, kendi kadimliğine uygun kutlandığından, benzersizdir. E. Durkheim, “Hiçbir toplum yoktur ki, birliğini ve kişiliğini oluşturan kolektif duyguları ve kolektif düşünceleri düzenli aralıklarla onaylamak ve doğrulamak ihtiyacını hissetmesin.” diyor.
 
Burada dikkat çekilmeye çalışılan husus, mutlak suretle korunması, hatırlanması ve sürdürülmesi gereken anma pratikleri dahi unutulduğunda, toplumsal çözülmenin önüne geçmek mümkün olmayacaktır. Bunlar aynı zamanda toplumsal belleğin yapı taşlarıdır. Bu taşlar yerinden oynadığında, savrulup dağıldığında, toplumsal hafıza yerine dışarıdan üretilen hafıza ikame edilecektir.
 
Ve Hakikatle Yüzleşme
 
Dünün derinliklerinden süzülüp gelen bir yarınımız olsun istiyorsak eğer, bu gün aynayı cesaretle kendizmize tutmak zorundayız.
“Aynaya yüz kere secde etsen hiç yerinden oynamaz. Şimdi diyorum ki, aynayı eline vereyim, ancak aynanın yüzünde bir kusur görürsen onu aynadan bilme! Onu kendi hayalin bil, yahut kusuru kendinde bul.” Makalât-ı Şems-i Tebrizî.
 
Şu güne kadar yaşanan erezyon, çözülme ve dağılmayı, salt rejimin jenosit ve etnosit uygulamaları üzerinden açıklamaya, anlamlandırmaya çalışan bir yaklaşım hakim oldu. Ancak bu durum hakikati ortaya çıkartmak için yeterli değildir. O nedenle hakikati ortaya çıkartmak ve aynayı kendimize tutmak zorundayız.
 
Kadim Dersim elimizden kayıp gitmekte, gittikçe anlam kaybına uğrayan bir söylem konusuna dönüşmektedir. Şu kesin ki, tabuta son çivilerin çakılması hesabı yapılmakta, bunun için gün sayılmaktadır. Fakat elini gırtlağımıza atarak son nefesimizi vermemizi bekleyen zalimin, zorbanın değirmene taşınan suyun kaynağının da, yaşanan yabancılaşmadan kaynaklandığını görmek kabul etmek gerekir.
 
Aynayı cesaretle kendimize tuttuğumuzda, göreceğimiz bu olacaktır.
 
Kadim toplumsal doku parçalandığı oranda doğa kutsiyetini yitirmekte, salt bir rant alanına dönüşmekte, dönüştürülmektedir. Kutsiyetin merkezinde yer alan su kaynaklarının kirletilmesi, buralara salt rant gözüyle bakılması, ziyaretgahların yağmalanması kadim kültürel kimliğe yabancılaşmanın göstergesidir.
 
Tüm bunların yaşanan amnezinin sonucu olduğu da bir hakikattir. Unutulanın yeri, bünyeye yabancı olanlarla doldurulmuş, doldurulmaktadır. Gidişatı bir nebze olsun durdurmak için kaybedecek zaman yoktur. Evet, yaşayacağımız, fiziki yokoluş olmayacaktır. Bu artık mümkün değildir. Bizi bekleyen tehlike, kadimliğimizden koparak, başkalaşmaktır.
 
Bu durumda bir tercihle karşı karşıya bulunuyoruz;
Ya Kadim Dersim’e Ağıt Ya da Hakikatle Yüzleşme...
Bu haber 114 kere okundu
  • Bu haberi paylaşın:
UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.