Lütfen bekleyin..

Erdal Er

İstanbul seçimleri ve Kürtlerin tutumu…

14 Haziran 2019, 19:33

Yazar Aleksandr Soljenitsin, “Şiddet ancak yalanla gizlenebilir, yalan ise ancak şiddetle sürdürülebilir. Kim ki şiddeti bir yöntem olarak benimser, ister istemez yalanı ilke edinir” diyor.

Soljenitsin’in tespiti Recep Tayyip Erdoğan’ın karakterine kusursuzca oturuyor.

Yalancıların yalan dışında ilke ve prensipleri yoktur.

Erdoğan, yetenekli bir tüccardır.

Her şeye alınıp satıla bilinir gözüyle bakar. İlke ve prensipleri bile…

İktidara gelmeden önce gelecekte kendisine alan açacak ‘’mağdur’’ ve ‘’demokrasi’’ kavramlarını keşfetti.

Bu iki kavramın alınıp satılabileceğine inandı ve bu oyunu çok sevdi.

‘’Kartal koltuğuna’’ oturduktan sonrada ‘’mağdur’’ ve ‘’demokrasi oyununu’’ severek oynamaya devam etti.

Onun için umut edenlere ‘’demokrasi’’ satmak bisküvi, fıstık satmaktan daha bol kazançlı bir işti.

 ‘’Demokrasi’’, ‘’özgürlük’’; ‘’hak’’, ‘’hukuk’’, ‘’analar ağlamasın’’ dedikçe meydanlar, sokaklar alkışladı, o kazandı.

Sokaktaki mutsuz çoğunluğun dertlerine dokunmuş ve çözüm vaat etmişti.

O artık bir kurtarıcıydı! Hayal değil, kanlı-canlı ve gerçekti…

Pek sevdiği oyunu 7 Haziran 2015 seçimlerinde HDP’nin çelme takmasıyla dramatik bir şekilde son bulduğunda, ikinci perdede sahnelenecek hikâyesi hazırdı.

Geleneksel devlet bu defa ‘’Kürt soykırımı ihalesini’’ ona vermişti.

İhaleyi kaptığı için memnundu.

Kan, ölüm, gözyaşı, baskı, işkence, hapishane, sürgün, açlıkla terbiye etme, kutuplaştırma ve hukuksuzluk…

O artık bir ölüm makinasıydı!

Hatırlayın DAİŞ menşeli Suruç, Ankara, Diyarbakır, Antep, İstanbul katliamlarını.

Meydanlar ve sokak hep umut etti, kurtarıcının öfkesi geçecek ve eski günlere geri dönecek diye. Öyle kötülükler yaptı ki; insanlar yeni kötülükler karşısında eski kötülüklere razı geldi. Hatta onu öfkelendirdikleri için Kürtlere kızanlar oldu.

Kurtarıcı şöyle buyurmuştu; ‘’ ne yapıyorsam kendim için değil, sizin için yapıyorum.’’

Olmadı, öfkesi geçmedi…

O, insanların cesetlerine basa basa zirveye yükseldi. Hatırlayın yerle bir edilen kentleri ve bodrumlarda diri diri yakılan insanları…

Devletin sistematik Kürt düşmanlığına dayalı izlediği strateji, Erdoğan’ın şaibeli pek çok seçimi sorunsuz kazanmasına neden oldu.

Hırsızlığın, zorbalığın adını bulmuştu; ‘’milli irade’’, ‘’demokrasinin tecellisi’’, ‘’beka…’’

Bu nedenle 1 Kasım 2015 seçimleri başta olmak üzere ve sonrasında yapılan bütün seçimler şaibelidir.

Hikâye, 31 Mart 2019 tarihinde yapılan yerel seçimlerinde de değişmedi.

Meydan meydan gezerek Kürtleri öldürmek, yaşadıkları topraklardan sürmekle tehdit etti ve yeni ölümcül vaatlerde bulundu.

Kampanya süresince Erdoğan’ın anlattığı ‘’vatan-millet’’ hikâyesi tanıdıktı ve kazancı boldu.

Elbette bütün bunlar tek başına Erdoğan’ın ‘’başarısı’’ değildi.

Erdoğan’a bu dikensiz yolu CHP başta olmak üzere muhalefet ve toplumu zehirleyen Kürt düşmanlığı açmıştı.

O kendinden önceki yöneticiler gibi Kürtleri Türkiye’nin ‘‘beka’’ sorunu olarak gördü ve CHP’ye, ‘’kimden yanasınız’’ tercihine zorladı.

CHP, her defasında ‘’devlet’’ dedikçe Erdoğan kazandı, kendileri de dâhil olmak üzere herkes kaybetti.

Erdoğan, YSK darbesiyle İstanbul seçimlerini yenileme kararı aldığında CHP yine bu açık darbeye ‘’evet’’ dedi ve yolundan çekildi.

Oysa Erdoğan İstanbul’da tek kale maç oynamak için seçim darbesi yaptı.

Erdoğan, İstanbul seçimlerini Kürt oylarından dolayı kaybettiğini gayet iyi biliyor.

Bu nedenle İstanbul’u kazanmak için CHP ile Kürt seçmenin bir kısmını karşı karşıya getirmesi yetiyor.

Erdoğan-Bahçeli’nin stratejisi belli; mümkünse Kürt oylarını almak, değilse de sandık başına gitmelerini engellemektir. Olmadı İmamoğlu ile Kürt seçmeni karşı karşıya getirecek tuzaklar kurmaktır…

Çünkü Erdoğan neden İstanbul seçimlerini kaybettiğini, kazanmak içinde oyunu nereden bozacağını biliyor.

Unutmamak gerekir ki Erdoğan ve Siyasal İslam’ın bildiği en iyi şey; ikiyüzlülük, yalan, hırsızlık, hile, zor ve kandır…

Kürt meselesi üzerinde beklenti yaratarak seçimi kazanmak istiyorlar.

Geçmişte Erdoğan’ın yaptıklarını şimdi Binali Yıldırım yapıyor. İstanbul seçimlerini alabilmek için Kürtlerin oylarına göz koymuştur. Bunun için Diyarbakır’a gitti ve Erdoğan’ın aksine ‘’Kürdistan’’, ‘’Dersim’’ isimlerinden söz etti. Bu sözlerle Kürtleri etkileyeceğini düşünüyor. Ancak Kürtlerin politik bir halk olduğunu unutuyor. Söz değil, adım bekliyorlar. Yalan ve ikiyüzlülüğe karınları toktur.

İstanbul seçimleri yerel seçim olma özeliklerini aştığı için merkezine Kürt sorununun çözümü ve demokratikleşme oturmuş.

Elbette İstanbul’da yaşayan Kürtler tarihi bir sorumlulukla karşı karşıyalar.

Verecekleri kararla Türkiye’nin gelecekte yoluna nasıl devam edeceğini belirleyecekler.

Kürt seçmen açısından sorun şu ya da bu parti değildir. Öncelik demokrasi ve barış mücadelesidir. Bunun için çözüm, demokrasi ve barışın önünde engel olan AKP-MHP-Ergenekon koalisyonunun iktidardan düşmesidir.

KCK Yürütme Konseyi Eş Başkanı Cemil Bayık, 9 Haziran 2019 tarihinde ANF’ye verdiği röportajında İstanbul seçimleriyle ilgili mesajları net:

‘’AKP iktidarı demokrasi düşmanı ve bütün demokrasi güçlerine düşman. Kim demokrasiden söz etse, kim bu baskıcı rejimi eleştirse onu içeriye atıyor. Böyle bir yerden Kürt sorunu için herhangi bir umut olabilir mi? Aksine, Kürt sorununun çözümsüzlüğü derinleşiyor. Bırakalım Kürt sorunundan söz etmeyi sabah-akşam soykırıma uğratacağım, ezeceğim, bitireceğim, yok edeceğim diyorlar. Peki bu gerçeklik ortadayken neden Kürtler AKP’ye gidip oy verebilirlermiş, sanki 31 Mart seçimlerindeki tutumlarını değiştirirlermiş gibi bir algı yaratılmaya çalışılıyor? Bir daha vurgulamalıyım ki, bu algının yaratılmak istenmesi saray gladyosu kaynaklıdır. Böyle söyleyerek aslında Kürtlerle demokrasi güçlerini, çeşitli güçleri karşı karşıya getirmek istiyorlar. Kürtlerin AKP-MHP iktidarına kaybettirme politikalarında çatlaklık yaratmak istiyorlar.’’

Cemil Bayık, ‘’Kürtler CHP’ye neden oy versin?’’ sorusuna ise şu yanıtı veriyor:

‘’Kürtler ne CHP’ye ne İmamoğlu’na oy veriyorlar, Kürtler kendileri için oy veriyorlar. Türkiye’nin demokratik geleceği için oy veriyorlar. Bu nedenle tutumlarını değiştirmezler. Kaldı ki, mevcut durumda AKP-MHP iktidarının kaybetmesi Kürtler için en büyük kazançtır, AKP-MHP iktidarı kaybederse demokratikleşmenin önü açılabilir. Bu yönüyle tabi ki HDP ve Kürtler demokrasi güçleri neredeyse ondan yana olacaktır.’’

Sayın Bayık, Kürtlerin neden AKP-MHP’ye oy vermeyeceklerini ise şu sözlerle açıklıyor:

‘’…Kürtlerin tutumu ne olabilir? Efrîn’i işgal eden, Rojava Devrimine düşmanlık yapan ve her gün tehdit eden, Kürt şehirlerini yakıp yıkan, her gün her yerde Kürtlere saldıran, Şengal’e ve Maxmur’a hava saldırıları yapan, Başûrê Kurdistan’ı işgal eden bir AKP iktidarı var. Bugün Kürt özgürlük gerillaları ile AKP-MHP ittifakının savaşa sürdüğü askeri güçleri arasında her gün çatışmalar var. Askerler de yaşamını yitiriyor, gerillalar da. Şimdi bu gerçekler ortadayken, bu politikayı ısrarla sürdüreceğini söylerken Kürt halkının ve HDP’nin tutumu ne olabilir? Bizlerin tutumu ne olabilir? HDP’yle Kürtler kendilerini boğazlayanlara, kendilerini öldürenlere, kendilerine saldıranlara, kendilerini yok sayanlara oy verebilir mi? Bu aptallık olur. Kürt’ü bitirmek ve yok etmek isteyen bir iktidara Kürtler gidip oy verecek; bu düşün&uu

Bu haber 97 kere okundu
  • Bu haberi paylaşın:
UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.
Yazarın Diğer Yazıları
567 gün önce
1342 gün önce