Lütfen bekleyin..

Erdal Er

Öcalan’ın mesajı ve ‘’nerede kalmıştık?’’

28 Mayıs 2019, 12:01

'Sayın Öcalan’ın halk lideri olması, toplumsal gücü, tecrübesi, özgürlük, eşitlik anlayışı, öngörüsü, sorunların çözümü için sahip olduğu projeler sadece Kürt ve Türk barışı için değil, Ortadoğu barışı içinde büyük bir şans olduğunu unutmamak gerekir.'

 

HDP Hakkâri milletvekili Leyla Güven’in 6 ay (7 Kasım 2018) önce başlattığı, ardından cezaevleri ve dünyanın birçok merkezine yayılan, binlerce insanın katıldığı açlık grevi Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın çağrısıyla sona erdi.

Ne yazık ki bu süre içinde cezaevlerinde 7 kişi, Avrupa’da da bir kişi tecridi protesto etmek için yaşamlarına son verdi.

2019 yılının içindeyiz ve yaşananlar 2012 yılının sonbaharını hatırlatıyor.

O tarihlerde tıkanan Oslo görüşmeleri sonrası AKP ve Gülen Cemaati Kürtlere karşı ‘’Sri Lanka modeli’’ denilen planı devreye koymuştu.

İmralı’da kapılar kapatılmış, sivillere yönelik ‘’KCK Yapılanması’’ adı verilen operasyonlar başlatılmıştı. Türk ordusuyla PKK gerillaları arasında geniş bir alana yayılmış şiddetli savaş yaşanıyordu ve Sayın Öcalan üzerindeki tecridin kaldırılması için cezaevlerinde açlık grevleri başlatılmıştı.

Kısa sürede ‘’Sri Lanka modeli’’ başarısız olmuş ve devlet Öcalan’ın kapısını yeniden çalmıştı.

Sonrası malum…

Öcalan’ın çağrısıyla açlık grevleri bitmiş ve ‘’çözüm süreci’’ başlamıştı…

2012 savaşının son aylarını, açlık grevlerinin bitirilmesini, ‘’çözüm sürecinin’’ başlamasını, dönemin KCK Başkanı Murat Karayılan’ın tarihi basın toplantısını, HPG’nin elindeki esir askerlerin serbest bırakılmasını, gerillanın Kuzey Kürdistan’dan Güney Kürdistan’a geri çekilmelerini bir gazeteci olarak Medya Savunma Alanları’nda izlemiştim.

Aynı şekilde süreci bitiren 24 Temmuz 2015 tarihinde Medya Savunma Alanları’na yapılan hava saldırılarını da yaşadım…

Şunu söyleyebilirim ki, o dönemde Kürt sorununu çözmek için Türkiye’nin bir planı yoktu. Zaman kazanıp çözüm, barış ve demokrasi gibi talepleri Kürt hareketini tasfiye etmek için kullandı. İşler istedikleri gibi gitmeyince yeniden savaşı başlattılar.

Recep Tayyip Erdoğan, 24 Temmuz savaşını başlatmadan önce Nisan 2015 tarihinde ilk iş olarak yine İmralı’da kapıları kapatmıştı.

Eylül 2014 tarihinde hazırladıkları ‘’Çöktürme Eylem Planını’’ devreye koydular.

Plana göre askeri ve siyasi olarak Kürt Özgürlük Hareketi sadece Türkiye’de değil, Rojava, Güney ve Doğu Kürdistan’da kesin olarak yenilgiye uğratılacaktı.

Devlet bu amaca ulaşmak için kentleri yerle bir etti ve bodrumlarda insanları yaktı.

Bütün gücünü kullanan devlet Kürtleri yenemedi ve örgütlülüğünü dağıtamadı.

Haklı olarak, “dönüp, dolaşıp yeniden başa mı dündük?’’ ya da “nerede kalmıştık?’’ denilebilir.

Türkiye, Kürtlerin varlığını sorun haline getirdiği için bir kısır döngü yaşıyor.

Bence bugün olanda budur.

7 yıl aradan sonra 2012 yılına benzer bir süreç yaşıyoruz.

Toplumda da ‘’yeni bir çözüm süreci mi başlıyor?’’ beklentisi oluşmuş. Elbette peşinen bir ‘’çözüm süreci başlar mı başlamaz mı’’ demek zor.

Ancak şartlar 2012 yılındaki gibi değil.

Türkiye’nin iç dinamikleri, yaşanan şiddetli savaş, Rojava, İran, Kürt sorununun geldiği düzey, Ortadoğu ve dünyadaki gelişmeler bugünü geçmişten farklı bir yere koyuyor. Elbette yeni dönemin koşular ve ruhu göz ardı edilemez…

Uzun süredir savaş politikalarına teslim olan Türkiye’nin önünü Sayın Güven ve açlık grevi eylemcileri demokrasi ve barış için bedenlerini ölüme yatırarak açtılar. Faşizme karşı mücadele etmenin tek yolu direniştir.

Leyla Güven, direnişçiler ve Kürdistan Özgürlük Hareketi (KÖH) bunu kanıtladı.

Önce Mehmet Öcalan, ardından avukatların uzun aradan sonra Sayın Öcalan’la görüşmesi bir gerçeği yeniden görünür kıldı.

1-Savaşa son verip barışa ulaşmanın yolunun İmralı’dan geçtiği yeniden tescillendi.

2-İmralı’da kapılar kapatıldığında felaket, açıldığında ise barış ve huzurun sağlandığı yaşanarak tecrübe edildi.

3-Sayın Öcalan’ın halk lideri olması, toplumsal gücü, tecrübesi, özgürlük, eşitlik anlayışı, öngörüsü, sorunların çözümü için sahip olduğu projeler sadece Kürt ve Türk barışı için değil, Ortadoğu barışı içinde büyük bir şans olduğunu unutmamak gerekir.

Sonuç olarak, “yeniden çözüm süreci başlıyor’’ demek için henüz çok erken.

Üstelik bunun önünde çok ciddi engeller olmakla birlikte, fırsatlarda var.

Önce engellere bakalım.

Türkiye Cumhuriyeti halen ittihatçıların kafasıyla yönetiliyor. Farklıkların varlığı ‘’Türklerin varlığına armağan edildikçe’’ sorunlar çözülmüyor; acılar çoğalıyor, yaralar kanıyor, öfke büyüyor ve düşmanlık daha da artıyor.

Savaş politikaları, inkâr, yok sayma ve imha siyaseti; demokrasi, barış, adalet, eşitli, özgürlük ve refahın önünde engeldir. Bu aynı zamanda siyaset kurumunu çözümsüz bırakıyor ve kirletiyor.

Türkiye’nin geleneksel Kürt politikası, Erdoğan-Bahçeli ve Ergenekon koalisyonunun savaş politikaları, Kürt sorununun çözümü önünde diğer bir engeli oluşturuyor.

Türkiye, Kürt düşmanlığıyla geçmişini, bugün ve yarınını ipotek altına almış. Bu nedenle eli kolu bağlı. Kısa sürede iç ve dış dinamikler Kürt sorununun demokratik yollarla çözümüne izin vermiyor.

Savaş, baskı, zor, inkâr, asimilasyon politikaları çoktan iflas etmiş. ‘’Çöktürme Eylem Planları’’ uygulayarak dün olduğu gibi bugün ve gelecekte de Kürtlerin hak talebini ortadan kaldıramaz.

Kürt sorunu çözülmediği sürece Türkiye normalleşemez ve huzur bulamaz.

Kürt sorununun şiddet politikalarıyla çözülemeyeceği yeniden kanıtlandı. Ne yazık ki bunu anlamak için her defasında binlerce insanın hayatını kaybetmesi gerekmiyor. Kentlerin yerle bir edilmesi de…

Ancak bütün bu engellere rağmen barış için bir yol olduğunu da unutmamak gerekir.

Esas belirleyici dinamik toplumun kendisidir. Öcalan çağrısını da topluma yapmıştır. Bu çağrıyla demokrasi güçlerini alternatif kılmaya çalışıyor. Özelikle İstanbul Muhalefeti ve CHP’nin bu çağrıya korkmadan karşılık vermelidir. Gerekçeler oluşturmaya, ‘’ama’’ ve ‘’fakat’’ gibi cümlelere sığınmak kolaycılıktır. Öncelik toplumsal barış ve demokrasidir…

Kürt tarafının sorunun çözümüne hazır olduğu gibi çözüm politikalarına da sahip.

Sayın Öcalan’ın 2 Mayıs 2019 tarihinde avukatları aracılığıyla kamuoyuyla paylaştığı ve 7 başlıktan oluşan deklarasyon bunun kanıtı.

Öcalan, 26 Mayıs 2019 tarihinde avukatları aracılığıyla kamuoyuna yaptığı çağrıda da vurgu yapılmıştır.

Asıl mesele bundan sonrası için barış ve Kürt sorununun demokratik çözümü için toplumun Sayın Öcalan’ın çağrısına karşılık vermesidir.

Sorunu İstanbul seçimlerine indirgemek basitlik olur.

Türkiye’nin içinde bulunduğu karanlıktan çıkması için ortaya çıkan tarihi imkân ve fırsatın doğru değerlendirilmesi gerekir.

Bundan sonra Kürtler, Türkiye halkları bu tarihi fırsatı heba mı edecek, yoksa doğru değerlendirilip başarılı sonuçlar mı elde edecekler?

Bu onların, beceri ve öngörülerine kalmıştır.

Türkiye’de kutuplaşmanın ortadan kalkması, toplumsal barışın sağlanması için öncelikle işe İmralı’dan başlamak gerekir. Bütün zorluklara rağmen izlenmesi gereken yol budur. Toplumun bu talebe daha güçlü sahip çıkması herkese kazandıracaktır.

Çıkış yolu bellidir.

1-Sayın Öcalan’a uygulanan tecride derhal son verilmelidir.

2- İkinci adım olarak Sayın Öcalan’ın örgütü ile görüşme şartları yaratılmalı.

3-Kamuoyuyla iletişim kurması önündeki engeller kaldırılmalı.

4-Çalışma ve özgürlük koşulları sağlanmalıdır.

Emin olun bu adımlar Türkiye ve Kürdistan’a barışı ve demokrasiyi getirecektir.

Türkiye’yi Ortadoğu’da barışa öncülük eden bir ülke konumuna taşıyacaktır.

  • Bu haberi paylaşın:
UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.
Yazarın Diğer Yazıları
569 gün önce
1344 gün önce