Lütfen bekleyin..

Ali Çatakçın

İrade gaspı ve Ulusal duygu

06 Eylül 2019, 18:02

Son kırk yılı sadece Kürtler için bir yeniden doğuş süreci olarak anlamak yetersiz. Çünkü bu sürecin diğer bir yanı da Sömürgecilerin, Kürtlerin esaretini devam ettirebilmek için, kendi politikalarında da yaptıkları politik ve siyasi yöntem değişikliğidir.

Artık ‘’Kürt yok’’ denilmiyor, ama ‘’Kürt sorunu yok’’ deniliyor. Kürtçe yasak değil, ama resmi dilin kırmızı çizgisi, evde serbest(!).

1920(birinci Dünya savaşı), 1946(ikinci Dünya savaşı), 1960-75 soğuk savaş dönemi, Kürtlerin her hak talebinin tozla buz edildiği, bu anlamda Kürt ulusal duygularında amansız tahribatların yaratıldığı tarihi momentlerdir.

Sömürgeciler bu tarihi haksızlıktan aldıkları güçten dolayı büyük zafer sarhoşluğuna kapılmışlardır.

Türk devleti Zilan’ı soykırımda geçirdikten sonra, Türk Gazeteleri küçük Ağrı ile büyük Ağrı dağını Mezar taşı, iki dağın arasındaki vadiyi de mezarı olarak karikatürize ederek, ‘’Bur da maktul Kürdistan yatıyor’’ başlıklarını atmıştır.

1923 Lozan anlaşması, Kürdistan’ın uluslararası arenada silinmesi, 1937-38 Dersim soykırımı ise, Kürdistan’ın bölgesel düzeyde haritadan silinmesidir.

Uluslararası sahada Kürdistan’ın varlığına son verilmesi, bölgesel alanda Kürdistan’da yapılan katliam ve soykırımların örtüsü olmuştur. Bu açıdan Kürdistan’da işlenen her katliam, her soykırım uluslararası güçlerin bilgisi ve onayı ile gerçekleşmiştir.

Kürt sorunun dünyadaki herhangi dengi bir sorundan farklılığı ve uluslararası bir sorun olması bundandır.

Kürtlerin köleleştirilmesinin ilk adımı, Kürtleri vatan duygusundan soyutlamak olmuştur.

Bir milletin ulus duygusunu yok etmenin en etkili yolu, o milleti Vatansızlaştırmadır. Bunun en canlı örneği Romanlardır.

1923’ten sonra Kürt coğrafyasında yaşanan budur. Önce Kürtlerin vatan hafızası yok ediliyor, peşinde Ulus, Kimlik, Tarih ve Kültür bilinci yok ediliyor.

Bölge güçlerinin 20. yy politikası, ülkesini gasp ettikleri Kürtlerin Vatan, Ulus, Kimlik, Kültür anı hafızasını darmadağın etme üzerine kurgulanmıştır.

Kürtlerin ‘’Kimlik’’ eksenli direnişleri ise, oluşturulan sömürge sınırlarını aşamamış, parça, daha doğrusu sömürgesi oldukları ülke ‘sınırları’ içinde boğdurulmuştur.

Kürt direnişlerinin gasp edilmiş parçanın sınırları dışına taşmaması, sömürgeci bölgesel güçlerin ortak politikası olmuştur.

Kürt direniş tarihinin izolasyonu 1984’te kadar sürdü. Bu izolasyona ilk darbeyi, 1984’te Kuzey Kürdistan’da başlatılan mücadele vurdu.

Bu tarihi gerçeklik ışığında Kürt uluslaşmasına bakıldığı zaman, gerek uluslaşmanın ve gerekse de ulusal bilinç ve duygunun zayıflığını anlamak mümkün olabiliyor.

Kürtlerin en kutsalları, Kürtleri Kürt yapan ortak değerleri saldırı hedefi olduğunda Kürtlerin ya sessizliği, yada sadece lokal çıkışları, sadece gelişme sürecinde olan Kürt ulusal duygusuyla açıklamak mümkün.

Kürtlerin uluslaşma süreci PKK’nin çıkışıyla start aldı, Rojava direnişiyle bütün Kürtler için ulusal bir duyguya dönüştü.

Kürtler bütün tarihleri boyunca ilk defa ulusal refleks duyarlılığıyla, Kürdistan’da yaşanan pozitif ve negatif gelişmelere tepki veriyorlar.

Rojava’da verilen ulusal tepki giderek ortak hafıza, ortak duygu halini alıyor. İran, Irak, Suriye ve Türkiye’deki gelişmeleri artık bütün Kürtleri ya sevindiriyor, ya heyecanlandırıyor, yada öfkelendiriyor.

Bu durumun farkında olan sömürgeci güçler, tarihsel olarak ‘’kanlı bıçaklı’’ oldukları halde, Kürtlerin bu yeni hali karşısında bir araya gelmekten imtina etmiyorlar.

İran- Türkiye, Türkiye –Suriye, Türkiye- Irak yakınlaşmasının tek sebebi, Kürtlerin gelişen ulus duygusu karşısında kapıldıkları korkudur.

Erdoğan’ın birinci Kayyum ataması sırasında Kürtlerin lokal kalan tepkisi, ikinci denemede ulusal reflekse dönüştü.

Kuzey Kürdistan’ın üç büyük Şehir Belediyesine kayyumun ataması bütün Kürdistan’da Kürt halkı ve dostlarının tepkisiyle karşılaştı; bu tepki büyüyerek devam ediyor. Bu hem Kürtler için, hem de sömürgeciler için yeni bir durum.

Kürt ulusallığı sadece Kürtleri kurtuluşa götürmekle sınırlı değil, bu tarihsel olay bütün Ortadoğu’ya etki edecektir. Bu, Rojava, Güney Kürdistan ve Kuzey Kürdistan’da yaşanan gelişmelerde rahatça izlenebilir.

Suriye tarihinde ilk defa Kürt, Arap, Türkmen, Ezidi, Süryani, Eremeni halklarının birlikte, aynı amaç için omuz omuza, birlikte mücadele yürütmeleri Rojava süreciyle mümkün olabilmiştir.

Ha keza İstanbul özgülünde yaratılmak istenen toplumsal irade gaspı, birlikte yaşayan ulusların, halkların ulusal ve toplumsal çıkarlarının ayrımını yapabilen politik ulus bilinci edinmiş Kürtlerin dayanışması sonucu boşa çıkarılmıştır.

Amed, Van, Mardin Belediyelerine atanan kayyum tepkisi ulusal bir boyut kazanınca, Türkiye sahasında da Kürt iradesinin gaspına tepki temelinde, bir demokrasi muhalefeti oluşmuştur.

Kürtlere ve Ortadoğu halklarına, Kürt ulusal birliği temelinde bölgenin diğer halklarıyla oluşturulacak demokrasi Cephesi ve mücadele birliği kazandırır.

Ulusal birlikte yoksun Kürtler nasıl ki uluslararası güçler için bölge güçlerine diz çöktürmenin kozu olarak görülüyorsa, Demokrasi güçleri içinde, içinde bulundukları kritik süreçten çıkışın ‘’yardımcı gücü,’’ ‘’yedek gücü’’ olarak görülecek.

Ulusal duygu etrafında yakınlaşan Kürtler, ‘’Koz’’ yada ‘’Yardımcı güç’’ değil de Bölgenin, oyunun oynandığı sahanın aktörleri olma yolunda.

Ulusallık, ulusal birlik, sahada Kürtler üzerinden oynanan her oyun için ‘’gema Over’’ demektir. Ulusallığı, ulusal organizasyonla taçlandırmak Kürtlerin elinde.

Bu haber 48 kere okundu
  • Bu haberi paylaşın:
UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.
Yazarın Diğer Yazıları
96 gün önce
181 gün önce
867 gün önce
938 gün önce
1015 gün önce
1207 gün önce
1384 gün önce