Lütfen bekleyin..

Ali Çatakçın

Vicdan..

21 Mayıs 2019, 09:53

“Türkiye’de vicdan tamamen öldürüldü. Bu vicdan ölümünü devlet başlattı ve topluma da yayıldı. Özellikle annelerin dövülmesi, reva görüldükleri muamele, Türkiye’de bütün ahlaki eşiklerin aşıldığını gösteriyor. Ölüye saygı kalmadı. Anneye, haklıya saygı kalmadı. Kısaca insan hayatına saygı kalmadı.”

Bu sözler, Özgür Politika Gazetesinin(16.05.2019) Aslı Erdoğan ile yaptığı söyleşiden bir paragraf.

‘’Vicdan’’ kavramını gerekli kılan sosyal ve toplumsal durumu açıklamadan önce şu ‘’provakatif’ cümleyi not olarak düşeyim. Türkiye Toplumu ne zaman vicdanlı oldu ki? Ermeni, Kürt, Rum, Laz, Asuri-Suryani soykırım ve katliamları yaşanınca bu ‘’Vicdanlı’’ toplumun haberi vardı. Talan ve Ganimet beklentisi dışında hangi ‘’Vicdanlı’’ tepkide bulundu.

Kıbrıs işgalinde(1974) askeri Şubelerin kapısında asker olup gidip Kıbrıs’ta Rumlara karşı savaşma sırasına giren bu ‘’Vicdanlı!’’ toplum değil miydi?

Kısacası devlet ideolojisinin etki alanında olan Türk ve Türkiye toplumu hiç bir zaman vicdanlı olmadı.

Adaletin Hukuk kural ve kaidelerinin hakim olduğu bir toplumda mı, yoksa ‘Vicdanlıların’ vicdanına göre idare edilen bir toplumda mı yaşamak istersin diye sorsalar, benim cevabım Adalet toplumunda yaşamaktan yana olacak.

Sıfat olarak ‘’Vicdan’’ kavramının gerek bireyde, gerekse toplumdaki karşılığı, birey ve toplumun Adalet ve Adaletin uygulama mekanizması hukukun kural ve kaideleriyle ne kadar bütünleştiği, Adalet zihniyetini ve kültürünü ne kadar içselleştirdiğiyle alakalı bir durum.

Eğer Adalet kurallarının egemen olduğu toplumun bir birey iseniz, özel karakteristik durumlar hariç, vicdanlısınız Vicdanlı olmak zorundasınız. Zira Adalet ve onu uygulayan mekanizmalar(Hukuk, Kanun, yasalar ve toplum hassasiyeti), birey ve toplum için uyulması zorunlu kuralları ön görür. Bu durumda bireyin ‘’Vicdanı’’ yada ‘’Vicdansızlığı’’ kuralları bozmaya yetmez.

Adaletin kurumları önünde toplumun hangi kesiminden gelirse gelsin, her birey bireysel haklara, her toplumsal formasyon da kolektif toplumsal haklara sahiptir. Bu hakların uygulanması veya kısıtlanmasını tayin eden ise, sadece birey ve toplumun tüzel kişiliğinin yol açacağı pozitif yada negatif sebeplerdir.

Yani toplumsal kolektif hakların kullanılmasının hukuk kurumu tarafından kısıtlanması yada teşvik edilmesi, yine toplumun baş vuracağı pozitif yada negatif tavırla ilgili bir durumdur.

Adaletli bir toplumda vicdansız olabilirsiniz. Bu vicdansızlığınızı icra etmeye başladığınız anda Adaletin Hukuk mekanizmalarının yaptırımlarıyla karşı karşıya kalırsınız. Adınız Toplum da vicdansızdan ziyade, ‘’Suçlu,’’ yada ‘’Kriminal’’ olarak anılır.

Birey ve Toplum sizin bireysel ‘Vicdan’ınızın ‘merhametine emanet değil, Sizin Vicdanınız, Adaletin Toplumsal vicdanına emanet. Eğer toplumun her kesimi için geçerli olan Adalet kurallarına uyar, bireyi ve toplumu rahatsız edecek bir ameliyede bulunmazsanız, toplum sizi Adalete saygılı ve Vicdanlı kabul eder.

Adalet kültür geleneği gelişmeyen toplumlarda, ‘vicdansızlık’ kavramı ilk sırada kullanılan bir sıfat. Bu kavramın karşıtı ise, ‘’vicdanlı’’ sıfatı.

‘’Vicdanlı’’ sıfatına başka ek sıfatlar da eklenir. Mesela ‘’Merhamet,’’ ‘’İnsaf’ v.b. gibi.

Bu sıfatlar toplumda bireyi bazen Tanrısal boyutlara kadar yükseltir.

Arkaik Toplumların ‘’Mit’’ ve ‘’Kült’’ kültürünün bir devamı olan bu kavramlar, Adalet kültürünün hala Toplumsal bir kültüre dönüşmediği dönemlerde, Topluma bazı iyi hizmetler sunduğu muhakkak. Fakat Adalet kültürü ve Adalet mekanizmalarının oluştuğu toplumsal formasyonlarda, ‘’Vicdan’’ ve ‘’Merhamet’’ sıfatları, toplum ve bireyi tarif eden sıfatlar olmaktan çıkar.

Adalet değil de ‘’Vicdan’’ ve ‘’Merhametin’’ kurallarına göre yönetilen Toplumlarda, Toplum ve Birey ‘’Vicdanlının’’ ‘Adaletine,’ ‘’Vicdansızın’’ ise zulmüne emanet. Toplumda vuku bulan bütün iyilikler ve kötülüklerin hamisi, ‘’vicdanlılıkla’’ ‘’vicdansızlıktır.’’

Adalet ve Adalet mekanizmalarının oluşmadığı, yada yeterince gelişmediği Toplumlarda Birey ‘’vicdan’’ ve ‘’vicdansızlığına’’ göre ya kurtarıcı, yada ‘Şeytandır. Mitolojideki ‘’iyilik’’ ve ‘’Kötülük Tanrıları’’ bu toplumsal algının sonucu oluşan güçlerdir.

Mitolojideki ‘’İyilik Tanrıları’’ ne kadar ‘’vicdanlı’’ ve ‘’merhametli’’ ise, ‘’Kötülük Tanrıları’’ o kadar ‘’vicdansız’’ ve ‘’merhametsizdirler.’’

Toplum bu iki ‘’Tanrı’’ kurumu arasında, ‘’vicdanlının’’ merhametine, ‘’vicdansızın’’ zulmüne emanet. Fakat yine Mitolojiden öğreneceğimiz gibi, ‘’İyilik ve Kötülük Tanrıları’’ kendi aralarında anlaşmalar yapar, görüşür ve pazarlıklarda bulunurlar. ‘’Vicdan’’ vicdansızlık, vicdansızlık da ‘’vicdan’’ için Pazar alanıdır. Esasında ikisi bir birini pazarlar. Çekiciliği ve iticiliğiyle.

Barış Savaşın, Vicdan vicdansızlığın, Merhamet merhametsizliğin, İyilik Kötülüğün, Refah Yoksulluğun ikiz kardeşleridir. Kendi zıtları olmazsa kendilerinin olması, anılması mümkün değil.

Bir katliam ve Soykırımlar Coğrafyası haline gelen Ortadoğu’da egemen toplumsal kültür, ‘’Vicdan’’ ve ‘’Merhamet’’ kültürüdür.

‘’Vicdan’’ ve ‘’Merhametle’’ idare edilen Ortadoğu Coğrafyası, kendi gezegeninin en kanlı sahası olmuş ve hala en kanlı sahası olmaya devam ediyor.

Batı Avrupa’da 15-16. yy’da başlayan Rönesans ve 18.yy’da Burjuva Demokratik Devrimleri, Toplumu adım adım Demokrasi ve Adalet Kültürü ve kurumlarıyla tanıştırdı, buluşturdu.

Daha önce Kilisenin ‘’vicdanına,’’ Derebeyi Köle sahibnin ‘’vicdansızlığına’’ teslim edilmiş halkın yegane sığınağı Kilisenin ‘’vicdanı’’ idi.

Gerçekten ise, Kilisenin ‘’vicdanı’’ ile, Derebeyi ve Kralın ‘’vicdansızlığı’’ Siyam ikizleri gibi ayrılmaz kader ortakları idi. Kilisenin ‘’vicdanı’’ Toplumu Derebeyi ve Kralın ‘’vicdansızlığına’’ maruz bırakırken, ötekilerin ‘’vicdansızlığı’’ Toplumu Kilisenin ‘’Vicdanına’’ daha çok sığınmaya mecbur ediyordu.

Bu ‘’Vicdanlılar’’(Kilise) ve ‘’Vicdansızlar’’(Kral ve Derebeyi) 15.yy’da 1.5 milyon kadının katledilmesini birlikte hazırlamıştı. Bu İnsanlık suçu, Kilise ve Kral ikilisinin imzasını taşıyor.

Hıristiyanlık ve İslam dünyasının ‘’vicdanlılarıyla’’ ‘’Vicdansızları’’ hep ikiz kardeşler olmuş, birinin varlığı diğerinin varlığını ve yaşamını sürdürebilmesinin sigortası olmuştur.

Adalet’in tesis edilmediği Toplumlar ‘’vicdansız’’ Toplumlardır. Bu Toplum bireyinin ‘’Vicdan’’ ve ‘’Merhamet’’ duyguları sınırlı olur. Süri halinde yaşayan hayvanların birbiriyle olan duygu bağımlılığından biraz daha ileridir.

Bu tarz Toplumların ve toplum bireylerinin ‘’Vicdan’’ ve ‘’Merhameti’’ önce kendisinden yana, kendisine yakın olandan yana bir ‘’Hassasiyet’’ olarak algılanır.

‘’Vicdan’’ ve ‘’Merhamet,’’ ‘’Hassasiyet’’ duygusu zırhına bürününce, gerek Toplum, gerekse Birey için Reaksiyoner bir duyguya dönüşür. Esas tehlike de buradan başlar. Toplumun bir kesiminin ‘’Vicdan’’ ve ‘’Merhamet’’ duygusu, toplumun başka bir kesimine karşı çok kolay bir ‘’Vicdansızlık’’ ve ‘’merhametsizlik’’ duygusuna dönüşebilir.

Adaletten yoksun bir ‘’Vicdan’’ ve ‘’Merhamet’’ duygusu, maniplatif bir duygudur. Duygu düzeyine dayanan her reaksiyon maniple edilmeye müsaittir. İyi duyguların toplumsal bir karakter haline gelmesi, kabul görmesi, kötü duyguların Toplum tarafından ret edilmesi, toplumun Adalet kültürüyle yakından alakalıdır.

Dinler, kendisini ‘’Vicdan’’ ve ‘’Merhamet’’ kurumları olarak tanıtır. Dünyevi Adalet ve onun mekanizmalarına karşı çıkar, ‘’Vicdan’’ ve ‘’Merhamete’’ dayanan ilahi Adaletten yana olurlar. Ama Dinler kendi tarihlerini ancak kanla yazabilmişlerdir. Onların ‘’vicdanı,’’ ‘’merhameti’’ ve ‘’İlahi Adalet’i’’ ilk başlarda ancak kendisinden yana olan için işlemiştir.

Bu taraf kayırma ‘’merhameti’’ dahi, beli bir güç aşamasından sonra, kendisini güç haline getirenlere karşı acımasız bir ‘’vicdansızlığa’’ dönüşmüştür.

Bugün Kürdistan da yaşanan soykırım ve katliamlara, Açlık grevine yatan 7 bin insanın adım adım ölüme yaklaşan sonuna karşı Türk toplumundaki sessizlik, ancak bu durumla açıklanabilir. Bu anlamda Türk toplumunun ezici çoğunluğu ‘’vicdansız’’ ve ‘’merhametsizdir.’’

Dikkat edildiğinde görülecektir ki, bu katliamlara tepki verenler, dar da olsa, Adalet duygusu gelişmiş kesimlerden ibaret.

Adalet kültürü bireyde, Adalet mekanizmaları toplumda, işlevsel bir değere dönüşmemişse, zulme ve katliama maruz kalan toplumların dahi ‘’Vicdan’’ ve

‘’Merhameti’’ kendisiyle sınırlı kalır. Bunun bariz örnekleri, İnsanlık hikayesinin her aşamasında görülür.

‘’Vicdan’’ toplumlarının ‘’Vicdan’’ ve ‘’vicdansızlığını,’’ günümüzde Ortadoğu Coğrafyasında genel, özel olarak da Kürdistan’da yaşananlardan görmek mümkün. Kürdistan’da yürütülen kanlı katliamlara karşı Türk toplumunun sessizliğine, katliama uğrayan Kürt toplumunun bir kesiminin sessizliği ve seyirciliği eşlik ediyor.

Bütün İslami topluluklar gibi, Türk ve Kürt toplumu da ‘’Vicdan ve Merhamette’’ önceliği kimseye bırakmaz. Ama günlük yaşamları Vicdansızlıklara ve merhametsizliklere seyirci kalmakla geçer. Seyirci kalmak onamaktır. Seyirci kalmak ortak olmak demektir. Bir kere birey ve toplum, işlenen ve işlenecek olan insanlık suçuna seyirci ve sessiz kalmakla, nasıl suçun ortağı, destekleyicisi olduğunun farkına varmalı.

Bu farkındalık ise, ancak Adalet kültürü, Adalet kurum ve mekanizmalarıyla tanışmış, ‘’Vicdan’’ ve ‘’Merhametin’’ ancak Adaletin hakimiyetiyle anlamlı olacağını bilen bir toplumsal kolektif hafızayla mümkün.

Bu haber 120 kere okundu
  • Bu haberi paylaşın:
UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.
Yazarın Diğer Yazıları
116 gün önce
887 gün önce
958 gün önce
1035 gün önce
1227 gün önce
1404 gün önce