Lütfen bekleyin..

Ali Çatakçın

82. Yılında Dersim Soykırımını Anmak

04 Mayıs 2019, 13:53

’’1860’larda Türk ocağı’’ olarak örgütlenen Jön Türkler (İtaat ve Terakki) Osmanlıyı Ulus Devlet olarak re organize etmeye çalışıyordu.
Ermeni soykırımı denemeleri 1887 tarihinde Adana civarında başlatıldı. Birinci paylaşım savaşında İtaat ve Terakki Almanya’nın yanında yer aldı. Bu cephede yer almanın ilk faturası, yarım kalan Ermeni soykırımını 1915’te tamamlamak oldu.
Türk ulus Devlet anlayışı başından beri diğer Etnik azınlık ve Ulusların inkar ve imhası üzerinden oldu. Nedeni ise, Osmanlı İmparatorluğun da Türkler de diğer Milletler gibi bir Millet gurubuydu ve hatta azınlıktaydı.
’Ulusal kurtuluş’ savaşı olarak anılan 1919-20 arası süren savaş, Türkler için kurtuluş savaşı olurken, Türkler dışındaki bütün Etnisiteler için imha savaşı olmuştur.
Kürt soykırımının startı, koçgiri katliamıyla verilmiştir. Peşinde 1924 Meclisi ve Anayasasıyla Kürt soykırımı yasal temellere oturtulmuş.
Yeni Türk devleti Kürtleri, Türk diye bir Ulus yaratmanın önündeki en büyük engel olarak görüyordu. Dersim soykırımı Kürt soykırımını tamamlamanın son halkası.

Dersim soykırımının diğer soykırımlardan daha vahşi olmasının bir çok nedeni var. Fakat en belirleyici iki sebepten birincisi, Dersimin Kürdistan’ın son Kürt kimlikli Eyaleti ve ikincisi, Kızılbaş İnancı kimliğine sahip olması. Tabi bu vahşi soykırımın bir diğer sebebi ise, soykırımdan geçirilmesine rağmen, Ermeni, Rum, Suryani, Laz v.b. diğer halklar gibi, Kürtlerin topraklarından tamamen sökülüp atılamaması. Bu soykırımın geride kalan generasyonlara ömür boyu gözdağı olması istenmiştir. Bu plan etkili de olmuştur. 19884 yılına kadar Kürtlerin ölüm sessizliğine mahkum edildiklerini ve kendilerini inkar sürecine girdiklerini biliyoruz.

Dersim Tertelesi sadece fiziki bir soykırım harekatı değildir. Bu soykırımın belki dünyada benzeri yoktur. Bir nebze Kızılderili soykırımıyla karşılaştırılabilir. İşgalci Avrupalı vahşiler Amerika Kıtasına girerken sadece Kızılderilileri katletmekle kalmıyorlar, aynı zamanda Kızılderililerin İnanç tapınaklarını, kültür değerlerini de talan edip imha ediyorlar.
Türk Devletinin Dersim soykırımında uyguladığı yöntem belki Kızılderililere uygulanandan daha ağır. Zira Kızılderililer vahşi gurupların saldırısı sonucu parça parça imha edilirken, Dersim Devlet eliyle planlı ve programlı imha edilmiştir. Bu imha harekatında, hafıza oluşturacak her kültürel, İnanç ve geleneksel değer hedef alınıp yok edilmiştir.
Dersim soykırımının Toplum açısında en çökertici yanı, sadece sayısal katliam ve imha ile sınırlı değil, en ağır yanı yaşanan bu Trajedi ile Dersimlilerin Toplum olarak hala yüzleşememiş olması.
Bu yüzleşmeme toplum ve bireyde kişilik bozukluğu ve özgüven duygusunun yok olmasına yol açar. Kamer Genç ve Kemal Kılıçdaroğlu’nun ’’Dersimliler Türk’tür’’ çıkışları bu kişilik bozulmasının bir sonucudur.
Yüzleşmediği sürece katilden hesap sorulmaz, yüzleşmediği sürece mağdurun kendi özgüveni ve haklılığı hakkındaki şüpheleri ortadan kalkmaz. Bazı Dersimlilerin hala Atatürk, Feyzi Çakmak ve diğer katillere olan hayranlığı ve onları kurtarıcı görmeleri bu durumun bir sonucudur.
O günden bugüne kadar Devlet siyasetinden ve aklında bir değişme yok. Devlet aklı hala Tarihte yarım bıraktığı katliamları bugün nasıl tamamlayabileceği noktasında.
Soykırım ve katliamlarla yüzleşme diye bir sorunu yok devletin. Çünkü bahis ettiğimiz şey teklik üzerine kurulmuş bir Sistem. Teklik Irkçılıktır, Şövenizm ve Faşizmdir. Bu hastalığa muzdarip toplum, birey ve Sistemlerden insani davranış ve uygulama beklenemez! Ya ölüp yok olurlar, yada büyük bir terapi sonucu, en azından, zararlı olmaktan çıkarlar. Ama ikinci yolun Türk devlet sistemi için geçerli olma ihtimali yok! Kürdistan’da yürütülen 45 yıllık kirli savaş bunu gösterdi.
Devletin işlediği insanlık suçlarıyla yüzleşmesinin iki yöntemi, yada baskı unsuru var. Birincisi Uluslar arası Devletlerin yaratacağı baskı mekanizması. Bu, bu şartlarda zor görünüyor. Fakat tarihte örneği var. Mesela Almanya ve Japonya’nın ikinci Dünya savaşında işledikleri insanlık suçlarıyla yüzleşmek için Kurulan Uluslararası Nürnberg Mahkemesi gibi. Bunu Almanya ve Japonya örneklerinde görürüz. Daha sonra Kamboçya, Ruanda ve diğer yerlerde bunun sonuçları oldu.
İkincisi baskı unsuru ise, birinci derecede haksızlığa maruz kalan Toplum yada toplulukların kesintisiz Hak arama ve mücadele yöntemleri ve bu mücadeleye omuz veren hakim sistem mensubiyetindeki halkın aktif desteği.
Birinci kategoride yer alan baskı gücü olabilecek uluslar arası güçler kirli çıkar hesaplarından dolayı bu insanlık suçunu bugüne kadar tolere edip göz yummuşlardır. Bundan öte bu insanlık sucunun işlenmesinde payları var. Almanya devletinin Ermeni soykırımındaki durumu gibi...
İkinci guruptakilere gelince, ne yazık ki Türkiye’de ne mağdurun tarafı, nede zulüm uygulayan kuruma mensup toplumsal taraf, İnsanlık suçu işleyen Devlet Camiası üstünde, kendi suçu ile yüzleşme baskısı oluşturamamışlar.
Ermenilerin, Ermenilere karşı insanlık sucunun işlendiği topraklar dışındaki hak arayışları ise, Devlet tarafından ırkçılık propagandasıyla boğulmuş, hata iç kamuoyunda bu haklı talebe karşı bir düşmanlık Cephesi dahi oluşmuştur.
Yapılması gereken şu: Başta bu zulmün mağdurlarının kendisi ve katiliyle yüzleşmesi gerekiyor. Bu adımdan sonra iç kamuoyu oluşturmak için, yoğun ve çok yönlü bir çalışma gerekiyor. Bu iş için, bütün mağdurları ortak sorunun çözüm projesi etrafında birleştirmek gerekiyor. Mesela Kore’de 4 bin Genç ölmüştür. Bunun nedeni bugüne kadar bu devletten sorulmamıştır. Bu gereksiz savaşta ölenlerin Aileleri de devletin mağdurları.

Bu İnsanlık suçunun dosyasını uluslararası Platformlara taşımanın ne kadar önemli olduğunu, AP’da yaptığımız ilk Konferansı engellemek için dönemin Dış işler bakanı Ali Babacan’ın devletin bütün gücünü kullanarak, nasıl bir haftasını Bürüksel ve Strasburg arasında geçirdiğiyle tanık olduk. Devletin bütün baskı imkanlarına rağmen Ali Babacan başarılı olamamıştı.
Bugüne kadar AP’da toplam 6 konferans, 7.’sini ise Dersim’de gerçekleştirdik. Dersim soykırım dosyasını Lahey mahkemesine verdik.
Avrupa’daki Konferanslar devam edecek ama bu yüzleşmenin ve sorgulamanın Trajedinin yaşandığı topraklarda gerçekleşmesi gerekiyor. Bu hem mağdur, hem de soykırımcı açısında önem taşıyor.
İnsanlık suçunun işlendiği topraklarda bu sucun sorgulanması, Mağdura ve Mağdurlara Celladını sorgulama cesaretini, soykırımcıya ise, korkusu yanında, kendi sucuyla yüzleşme imkanı veriyor. Soykırımcı Devletin bunu ne kadar hazım edeceği ayrı bir konu, ama Mağdurlar için tarihi bir adım. Ermenilerin kendi soykırımcılarını, soykırımın yapıldığı topraklarda sorgulama şansı olmadı. Dersim Kürtleri Devletin bu rahat hareket sahasını dar edeceklerdir.

Eylül ayında yapacağımız Dersim (Eyalet düzeyinde) Konferansı, bir yandan Kürdistan gibi bölünüp parçalanarak hem değerlerinden, hem de toplumsal ilişkilerinden koparılan büyük Dersimin tekrar yeniden inşasının ilk adımı olacağı gibi, diğer önemli bir görevi de, tarihsel olarak sessizliğe ve duyarsızlığa mahkum edilen iç kamuoyunu duyarlı kılma ve işlenen İnsanlık suçunu sorgulamaya yönlendirmedir. Bu topraklar üzerinde devletin işlediği ve İnsanlığa karşı işlenmiş suç hanesine giren sayısız suç var. Bugün Kürtlere karşı hala aynı suç işleniyor. Sur, Sılopi, Cizre, Kerboran, Şırnak ve diğer alanlarda. Dersimin Coğrafyası, Demografyası HES’lerle yok ediliyor. Dersim Ormanları yakılıyor, Doğası tahrip ediliyor. Yani soykırım devam ediyor. Peki Devleti bu kadar arsızca cüretkar yapan ne? Bunun bir sebebi Dış destek olurken, ama esas sebebi iç kamuoyunun sessizliği!
Bütün Diktatörler arkasındaki toplumsal destek sonucu zulüm makinalarını ayakta tutar ve dış kamuoyunun desteğine sahip olurlar. Bu destek devam ettiği ölçüde de soykırım ve katliamlarına devam ederler. Türk devletinin bu şah damarı kesilmediği sürece katliamlarına devam edecektir.
Dün Atatürk, İnönü, Bayar, Demirel, Çiler bugün Erdoğan + Bahçeli sonuç aynı. Toplum destek sürdükçe, Diktatörlerin biri gider diğeri gelir. Önemli olan onları ayakta tutan toplumsal desteği onlardan koparmaktır! Buda birinci derecede Türk Solcusu, sosyalisti, Komunisti, Aydını, Demokratı, Sosyal Demokratı, Liberallerinin işidir! Tarihe karşı sorumluluklarının bir gereğidir.
Dersim Soykırımının suç faili Devlet’i sorgulama, Dersim, Ağrı, Koçkiri, Ermeni soykırımlarını, Laz, Rum, Asuri-Suryani etnik Kimlik, Alevi, Ezidi, Hıristiyan ve diğer azınlık İnanç kimliklerinin katilinden hesap sormak, ancak ulusal ve uluslararası komu oyunu tarihsel gelişme hakkında bilgilendirme, duyarlı kılma ve suçluyu teşhir etmekle mümkün olacağını unutmamak gerekiyor.

Türkiye ve Kürdistan’da işlenen, faili Devlet olan bütün insanlık suçlarını nefretle kınarken, Seyit Rıza ve arkadaşları nezdinde bu soykırım ve katliamlarda katledilenleri saygı ile anar, Dersim soykırımı özelinde devletin işlediği Ermeni, Asuri- Suryani ve diğer soykırım ve katliamları lanetle kınıyorum.

4 Mayıs 2019

Bu haber 64 kere okundu
  • Bu haberi paylaşın:
UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.
Yazarın Diğer Yazıları