Lütfen bekleyin..

Ferhat Tunç

82 yıl önce ve bugün; Dersim

04 Mayıs 2019, 10:55

 

Bağrında yaşadığımız dağlar,

İçinden aktığımız bu vadiler bizimdi.

Yoksulluğumuz ne kader, ne kederdi

Giysilerimizden sarkan yamaların her biri,

Binlerce yıllık sabrın parçasıydı.

Toprağımıza binlerce yıllık mühürdü

Makas yüzü görmemiş sakalları.

Oracıkta yakılan ağıtla kayıtlı, koca sonsuz bir zamandı.

Yoldu yolumuz…

Yaşlılarımızdan öğrendiğimiz hakikatlerle büyüdük. Bu bilinç ve duygularla, Dersim Soykırımı’nın 82. yıl dönümünü karşılıyoruz.

4 Mayıs 1937’de toplanan bakanlar kurulu, Dersim’de  “Tenkil Harekatına Dair” kıyım kararı alır. “Gayet Gizlidir” ibareli yarım sayfadan oluşan kararla Dersim tarih sayfasından silinmek istenir.

Çoğu çocuktan farksız değildim; dedem ve neneme duyduğum sevgi tarifsizdi. Karşılıksız olmadığı kesin sevgilerin kendi başına kıymeti ve bırakacağı somut etkiler (onlardan öğrenmek gibi) haliyle çok daha değerli. Annemin köyü olan Pilvenk, Dersim’de iri ceviz ağaçlarıyla bilinir. Suların bol olması nedeniyle sebze ve meyvenin her çeşidine sahipti. Yayla zamanı geldiğinde köylülerle birlikte katır sırtında ve saatlerce yolculuk yapardık.

Koye Suri, Dovabiye, Kemerebarıxe’yi geçtikten sonra Anabare yaylasına varılırdı. Taş kulubeler ve kıl çadırda geçirdiğimiz o günleri anımsamaya doyamıyorum. Anabare’yi unutulmaz kılan, en çok da, yolculuk güzergâhında dedemin anlattığı hikâyelerdi. O zaman ‘hikâye’ gibi gelse de, dedem gerçeği anlatıyordu. 37-38 Soykırımı’nın tanıklığında ortaya çıkan gerçekleri…

Laç Vadisi’ni görünce ağlardı

Yaylaya gitmek için Pilvenk’in yaslandığı kemere Barıxe’yi aştıktan sonra karşımıza iki tarafı uçurumlarla çevrili derin bir vadi çıkardı. Hayranlıkla seyrine daldığım, binlerce  Dersimli’nin can verdiği Laç Vadisi’ydi ve dedem, görünmesiyle gözyaşları içinde mırıldanmaya başlardı. Ağlardı. Neneme dönerek “Ane kalık ca berbeno” diye sorardım. Nenem üzüldüğümden dedemi uyarma gereği duyardı. Dedem “Nere ele ele, az meberbi kam biberbo” diyerek mırıldanmaya devam ederdi. Bizim yaşlılarımızın bireysel söylenmeleri, huyları pek olmadı. Her şeyimiz toplumsaldı. Her çağda huyumuzu, tepkimizi belirleyen vicdandı.

İvisê Seykali…

Dedem anlattıkça, katırın sırtında can kulağıyla dinlerdim. Mealen, şöyle derdi: “Bu tepeye çıkmış ve gizlendiğimiz bu kayaların arkasından silah seslerinin geldiği yere odaklanmıştık. Sanki kıyamet kopuyordu ve Laç Vadisi top atışlarının yankısıyla inliyordu adeta. Ordu bütün gücünü buraya kaydırmış ve Demananlı İvisê Seykali ile savaşıyordu. Evet, Seykali tek başına koca bir orduya karşı direniyordu.” Çocuktum ama yine de hayretle karşılardım; ‘tek başına koca bir orduya karşı nasıl savaşır’ şüphesiyle. İvisê Seykali’yi Pilvenk’in önde gelen büyükleri anlata anlata bitiremezlerdi.

İvisê Seykali aslında yalnız değil. Yine Demananlı olan Hemê Cıvê Kêj ve köyün gençleri onu yalnız bırakmıyorlar. Kendilerini korumak için günler süren bir direniş sergiliyor ancak devletin silah ve toplarıyla baş etmekte zorlanıyorlar. İvise Seykali top atışlarını etkisiz kılmak için zekice planlar yaparak askeri mevzilerin içine kadar girmeyi başarıyor, hem de defalarca. Kendilerini acımasızca döven, öldüren ve ne olduğunu tam bilmedikleri topları ele geçiriyor, kullanmasını bilmediğinden uçurumdan aşağıya yuvarlıyormuş…

Bir gün aynı yöntemle askeri mevziye girip topu alırken tam yuvarlayacağı sırada bir asker tarafından vuruluyor. Hemê Cıvê Kêj ve Demanan gençleri Seykali’nin öldüğünü anladıktan sonra askeri mevzilere doğru yoğun bir saldırı başlatıyorlar. Bu sırada askerler can havliyle mevzilerini terk ediyorlar. Bunu fırsat bilen Hemê Cıvê Kêj ve Demananlı gençler, yiğitliğiyle övünülen İvise Seykali’nin cenazesini alarak yine Laç Vadisi’ne gömüyorlar.

Tek başlarına koca bir orduya karşı direnmelerinin tek bir nedeni vardı: Vadi’nin yamaçlarındaki mağaralar ve o mağaralarda gizlenen kadın ve çocuklar… Bu mağaraların sayısı hakkında bugün bile net bir rakam vermek zor ancak kurtulmak için buraya sığındıktan sonra kurşunlanarak ve zehirli gazlarla katledilenlerin sayısı binlerle ifade ediliyor.

Mağaralardan en bilineni 2012 yılının Nisan ayında 7 saat süren bir yolculuğun ardından vardığımız Qemere Hesen’di. Qemere Hesen, mağaraya sığınan kadın ve çocukların can güvenliğinden sorumlu olan kişinin adı. Demanan ve diğer aşiretlerden köylülerin kadın ve çocukları hayatta kalmak için bu mağaralara sığınmışlardı. Mağaranın tespit edilmesiyle Qemere Hesen ve mağarada bulunan onlarca kadın ve çocuk önce kurşunlanarak ve daha sonra mağaranın derinliklerinde gizlenmiş oldukları düşüncesiyle zehirli gazlar kullanılarak katlediliyor.

Askerler mağarayı tespit edince…

Mağaranın nasıl tespit edildiğine dair birçok efsane var. Bunlardan en akla yatanı yine bu mağarada bulunanların çoğunu tanıyan Pilvenk’lilerin anlattıklarıdır. Dedem Meme Dewreş ve ağabeyi Sılemane Dewreşe dayanarak mağaranın askerler tarafından nasıl tespit edildiğini şu sözlerle açıklamam mümkündür.

Askerin Vadi’deki varlığı günlerce sürüyor. Askerin en büyük amacı bu derin Vadi’de bulunan mağaraları tespit etmek ve buraya sığınan insanları imha etmektir. Günler süren çatışmalar nedeniyle mağarada bulunan çocuklar açlıktan ve susuzluktan hayatlarını kaybediyor. Bu dayanılmaz bir hal alınca köyün kadınlarından biri su getirmek için kendini dışarıya atıyor. Kadın, dereye ulaşıyor ve suyu alıp tam dönerken pusuya yatmış askerler tarafından yakalanıyor. Asker kadına mağaranın yerini söylemesini ve orada bulunan kadın ve çocukların güvenli bir yere aktarılacağını aksi halde hepsinin öldürüleceğini söylüyor. Kadın korkudan mağaranın olduğu yeri söylüyor ve aynı askerler kadını görülmemiş bir vahşetle işkence ederek öldürüyorlar.

Bu haber 140 kere okundu
  • Bu haberi paylaşın:
UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.