Lütfen bekleyin..

Ferhat Tunç

Karanlıkta Kalmaya Niyetli Değilsek…

21 Mart 2019, 21:32

Yeni bir seçim sürecine girmiş bulunuyoruz. Yerel seçim hazırlıkları sürecinde bir çok gelişme ve tartışma yaşandı. Özellikle Dersim bu tartışmaların odağında kaldı yine. Sosyal medya ortamında son derece üzücü ve kırıcı tartışma ve karşılıklı suçlamalara tanık olduk.

Şunu özellikle belirtmek durumundayım. Dersim bizim için acılı tarihimizden bu güne damıttığımız, duygu ve bilincimizle yoğurduğumuz bir değerler bütünüdür. Dersime dair taşıdığımız duygu, hassasiyet ve endişelerimizin haklı tarihsel bir nedeni var. Uğruna büyük bedellerin ödendiği, acıların yaşandığı bu değerin farkındalığı, karşılığında dik durmayı, cesaretle ve onurla sahiplenmeyi öngörür. Bu öngörüden yoksunlaşan zaman hepimiz için karanlık demektir. Bu gün için önemli olan bu karanlığa bir ışık gibi düşebilmektir.

Dersim’de Öncelikli Görev

Yerel seçimlerin en etkili ve tutarlı muhalefetini hiç kuşkusuz HDP’nin yürüttüğünü bir kez daha belirtmeliyim.  HDP kirli pazarlıkların dışında durmakla yetinmedi; kimi büyükşehirlerde aday çıkarmayarak önceliğinin ‘tek adam’ rejimine karşı demokratik mücadele olduğunu gösterdi. En önemlisi de kayyumlarla gasp edilmiş halk iradesinin yeniden kazanılmasını sağlamaya çalışıyor.  Kimileri adaylık kavgası yürütürken, HDP, en kritik zamanlarda pragmatist davranmıyor, çözüm odaklı siyaset üreterek demokrasiye şans tanıyor. Herkes bunun değerini bilmeli; bu olgunluğa sahip çıkmalı. ‘Kayyum’ adı altında halkın iradesini gasp edenlere karşı demokratik belediyeciliği esas alan adayların desteklenmesi, Dersimde de öncelikli bir görevdir.

Sonu Gelmeyen Davalar

13 Ocak 2019 tarihinde ailemi ziyaret için gittiğim Almanya’dan eşimle birlikte Türkiye’ye dönerken, İstanbul havalimanında gözaltına alındım. Geceyi havalimanındaki polis karakolunda Suriye, Irak, Afganistan ve Libya uyruklu, farklı nedenlerle gözaltına alınmış 80 kişiyle birlikte ayakta geçirdim. ‘Ayakta’ diyorum çünkü bırakın oturmayı, ayakta yer bulmanın da zor olduğu, gayriinsani bir tabloyla karşılaştım. Saat 11.00 gibi İstanbul Bakırköy Adliyesinde savcılığa çıkarıldım. Savcılıkta tutuklanmam için iki ayrı dosyanın hazırlanmış olduğunu gördüm. Dosyalar son bir hafta içinde hazırlanmış ve tamamen tutuklanmam hedeflenmiş. Geçmiş 10-15 yıla yayılan bazı sanatsal faaliyet ve ilişkilerim dava konusu haline getirilerek, ‘terör örgütü üyeliği’ iddiasında bulunulmuş. ‘Terör örgütü’ olarak gösterilen ise hâlâ yasal faliyetini sürdüren Demokratik Toplum Kongresi ve Mezopotamya Kültür Merkezi. Bu kurumlarla olan ilişkilerim yasa dışı ve ‘terör faaliyeti’ olarak sayılmış.

İkinci bir dosya ise ‘örgüt propagandası’ iddiası taşıyor. Bundan 6 ay önce İstanbul’dan akademisyen, aydın  ve sanatçılardan oluşan bir grup olarak Diyarbakır’a gitmiştik. Sur ilçesinde, devletin operasyonları sonucu yaşanan tarih yıkımına dikkat çekmek istemiştik. Devletin Sur’daki tarih tahribatını gözlemlemiş ve çeşitli açıklamalarda bulunmuştuk. Yakılıp yıkılan tarihin insanlığın ortak değeri olduğunu ve bu değerlerin korunması gerekirken, tahrip edilerek devlet eliyle bir suç işlendiğini belirtmiştim. Bu ifadelerime de ‘terör örgütü propagandası’ olarak dosyada yer verilmiş. Akılalmaz ve hukuk kurallarını altüst eden bir anlayış değil mi?

Sosyal Medya Üzerinde Yaratılan Algı

Savcılıkta bu iddiaları çürüten ve üç saat süren ifademin ardından ‘şimdilik’ serbest bırakıldım.

Bu kadar da değil…

2 yıl hapis cezası aldığım dosya hâlâ üst mahkemede ve nihai kararı bekliyorum. Neyle mi suçlanıyorum? IŞİD’e karşı mücadele eden koalisyon güçlerini ve Kürt savaşçıları övmek ile. Evet, barbar, karanlık IŞİD teröristlerini durdurmak için canını feda etmeye razı olanları sosyal medya mesajlarımla desteklediğim için hapse konulmak isteniyorum.

Günlerdir hakkımda sosyal medya mesajlarım üzerinden hukuksuz, mesnetsiz suçlamalar yayılmakta. Yaratılan bu algıyla sokağa çıkmam imkansız hale getirilmek isteniyor. En önemlisi de ülkeyi terk etmem dayatılıyor. Bu şekilde istedikleri davaları açıp gıyabımda tutuklama kararları vererek hayatımın geri kalan bölümünü sürgünde geçirmemi hedefliyorlar.

Her An Yeni Bir Gözaltı Ve Tutuklanma

35 yıldır bu toprakların acısını ve sevincini şarkılarıma taşıdım. Kürt sorununun silahla, savaşla çözülemeyeceğine emin olmuş bir sanatçıyım. Tüm insanların yaşam hakkına aynı mesafedeyim ama bu oldukça yakın bir mesafe! Birbirimize iyilik ve cesaret bulaştırarak ayakta ve hayatta kalacağımıza ikna oldum. Bunun içindir ki şarkılarım barışın sesini çıkarıyor. “Bana dokunmayan yılan”a inanmıyorum. Susmak, aklımıza ve ruhumuza dokunduğunu düşündürüyor ve daha neremiz kaldı?

Bu ülkedeki farklı etnik köken ve inançtan milyonlarca dinleyicim var. Benden barış içinde birlikte yaşamanın, özgürlüğün ve bunlar için gereken cesaretin melodilerini duyuyorlar. Cezaevine de konulsam, aynı oksijeni; sevinci ve tasayı yaşamaya devam edeceğim. İşini bitirmeden müşterisinin evinden ayrılamayan bir musluk işçisi gibi, sanatçıların topluma sorumluluğu olduğunu aklımdan ve kalbimden çıkarmıyorum.

Demokrasinin, insan hak ve özgürlüklerin kazanmasını istiyorum. Haliyle sanatın ve sanatçının hiçbir tehdit altında kalmadan özgürce kendini ifade etmesinin sağlanmasını da. Bunun için buradayım ve her türlü bedeli göze aldığımın bilinmesini istiyorum. Bedeli ağır olsa da tarihe kalacak olanın bu olduğuna eminim. Her an yeni bir gözaltı ve tutuklamayla karşılaşabilirim ve dayanışmada olmamız ehemmiyet taşıyor.

İspanyol Filozof José Ortega y Gasset, bir şeyi başka bir şey için istemenin, içimizi ticarethane yapabileceğinden endişe duyuyordu. Haksız sayılmazdı ve bizler, etiğin, hakikatin bir neticesi olarak özgürlüğe meraklıyız. Bizi medeni, özgür kılması için evrensel etik değerlerimize başvurmalıyız.

Hukukun Rafa Kaldırıldığı Ülke

Türkiye, hukuk ve demokrasinin rafa kaldırıldığı, diktatörlüğün her alanda hüküm sürdüğü bir ülke artık. Bu ülkenin demokratik kazanımlarını hepimiz korumalıyız. Dünyanın duyarlı, demokratik hükûmetlerine, insan hakları savunucusu sanatçılarına çağrım; bu hukuk tanımaz gidişata bizimle birlikte ‘dur’ demeleri.

Avrupa’nın değerleri evrensel nitelik taşıyor ve onu zedeleyen tatbikler de evrensel bir alaka gerektiriyor. Türkiye ile çeşitli ilişkileri olan Avrupa ülkeleri ve ABD, olup bitenler için sorumluluk duymalı elbette. Neden mi? Söz gelimi Ortadoğu’yu, mesela Suriye’yi gündemine alırken çok da pragmatist değillerse, yanı başında da diktatoryal, IŞİD’e karşı çıkmayı cezalandıran bir hükûmeti neden uyarmak istemesinler ki…

İktidar hırsı her şeyden önce mukaheme yetisini öldürüyor ve bununla birlikte sıra özgürlüğe, adalete ve çağdaş bir yaşama geliyor. Belki de Hannah Arendt haklıydı ve kötülüğün nasıl da sıradanlaşabileceğini yarım asır yıl önce işaret ediyordu.

Dünya bir yanıyla da küçük; onu çağdaş, medeni kılmaksa büyüklük. Sanatçılar, medeniyet yolundaki ışıklar ve sönmelerine izin verilmemeli. Eğer karanlıkta kalmaya niyetli değilsek.

Bu haber 187 kere okundu
  • Bu haberi paylaşın:
UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.