Lütfen bekleyin..

Ali Çatakçın

Faşizm ve  terör toplumsal zihniyet olursa…

07 Ocak 2018, 13:45

Türk Devlet geleneğindendir yakıp yıkmak, kırıp dökmek, katliam, soykırım ve sürgünlerle ortadan kaldırmak. Peki bu geleneği kalıcılaştıran ve ona sürekli var olma imkanı sağlayan nedir?

Bu vahşetin sorumlusu sadece soyguncu, Hırsız, Katil, dolandırıcı üç beş AKP’li çete mi? Olagelen ve olmaya devam eden bunca ahlaksızlığın, toplumsal tecavüzün, Din, İman, Ahlak soytarılığının, Irkçı, milliyetçi heyezan ve çılgınlıkların sorumlusu, sadece, toplumu istediği gibi oynatan bir gurup mu?

REKLAM

Bu soruları evetlemek sadece gerçeğin bir parçası, hatta en küçük parçası. O zaman bütün bu lanetli durumu olanaklı kılan esas sebep ne? Bu esas sebep bulunmadıkça, yada saptanmadıkça, bu hengame devam eder gider.

Türkiye’de Devlet terörü toplumun geniş bir kesimi için bir gereklilik, bir kısmı için ise(Teröre maruz kalanlar için) kaçamayacakları kader haline gelmiş.

Devlet terörünü Toplumun hafızasında ‘’gereklilik’’ veya ‘’kader’’   haline getiren toplumsal ve sosyolojik sebepleri çözümlemeden, toplumun kendisinin bu lanetlik durumdan kurtarması zor olacaktır.

Toplumu bu cendereden kurtarmanın ilk adımı, devleti ve Devlet terörünü ayakta tutan toplumun bu işteki  payını ve toplumun durduğu yeri saptamakla mümkün olabilir.

Devletin Terör ve şiddet  politikasıyla bütünleşen toplum ne kalıcı çözümler üretilebilir, nede Demokratik Toplum ve onun ürünü Demokratik Devlet yapılanması yaratılabilir.

Türkiye’de yaşanan ve yaşanmakta olan katliam, soykırım, baskı, terör, hırsızlık, soygun, dolandırıcılık, adaletsizlik, Din sahtekarlığı, Irkçılıkla geliştirilen millet şövenizmi, her tür insani değere düşman ve yüz kızartıcı suç  işleyenlerin hepsi Devletin koruması altındadır. Devlet, toplumun sessizliği ve desteği sonucu farklı inançların, Kimliklerin, Kültürlerin katili bir suç örgütü haline dönüşmüş durumda.

Devlet Ermeni soykırımıyla,  Ermenileri hem fiziki, hem de kültürel olarak yok etti. Fakat Kürt soykırımında bunu başaramadı. Bu sebepten ötürü Kürt soykırımını sistematik bir hale getirerek bütün yüzyıl boyunca devam ettirdi. Ama bu insanlık suçuna karşı toplumun gıkı çıkmadı ve hala çıkmıyor.

Aslında gerek Ermeni, gerek Kürt ve gerekse Türkiye’deki diğer Etnik ve farklı İnanç kimliği mensuplarının katliamı ve soykırımı, birinci derecede Türk halkının katliamı ve soykırımıydı.

Ermenileri soykırıma tabi tutmadan önce Devlet Türk halkının Adalet, Vicdan, Merhamet ve insani duygularını yok ederek işe başlamıştır.

Daha sonraları Türkiye ve Kürdistan da Devlet eliyle işlenen bütün katliamlar  ve soykırımlar, Adalet, vicdan ve insanlık duyguları yok edilen bir toplumun  yaşanan trajedilere karşı gösterdiği ‘tolerans’ ve destekle mümkün olabilmiştir.

Adalet, Vicdan, Merhamet ve insani duygularını yitirmiş toplumlar hem acınacak, ama hem de lanetlik durumda olan toplumlardır.

Katliama uğrayan, soykırımdan geçirilen toplumlar büyük acıların toplumlarıdır, fakat bu toplumlar onurlu ve insanlığın ortak değerleri sayılırlar.

Hitler Almanya’sında Alman halkı insanlığın ortak değerlerine ve insanlığa  karşı yürütülen savaşta,  faşizmin cephesinde yer aldı.

Hitler önce Alman toplumunun Adalet, Vicdan, Merhamet ve insani duygularını esir aldı. Bu duyguları bir avuç sosyalist ve komünist temsil etmeye çabaladı ise de sonuçta  hepsi faşizmin çarklarında öğütüldü.

Faşizm Alman toplumunun insan olmaktan kaynaklı bütün insani duygularını soykırımdan geçirmişti. Sonrası kolay olmuştur. Altı milyon Yahudi ve Romanın soykırımını, bütün Dünya’da 64 milyon insanın yaşamını yitirmesi izlemiştir. Alman toplumu, ilk başlarda bu kan gölünde keyiflenerek yüzmüştür.

Bosch, Siemens, Mercedes, BMW, MAN v.b. gelişmiş sanayi birimlerinin gelişmesinde, Yahudi ve  Roman halkının zorla (Zwangsarbeiter) çalıştırılmış insanının kanı ve mallarına mülklerine zorla el konulmasının payı tayin edicidir.

Dünya insanlığı, işlemiş olduğu insanlık suçundan dolayı, sadece Hitler devletini değil, bir bütün Alman toplumunu da sorumlu tutarak cezalandırmıştır.

Almanya Devlet ve toplum olarak bunun faturasını ödedikten sonra, hem toplum olarak, hem de devlet olarak uluslararası camiada onurlu bir yere kavuşabilmiştir.

Türk devletinin tarihte işlemiş olduğu insanlık suçları, ne içerde, nede dışarıda sorgulanmadı. Bu muafiyet ona insanlığa karşı suç işlemeyi sistematik hale getirme cüreti, topluma ise, devletin işlediği suçları meşru görme duygusu kazandırdı.

Devletin Ülkem dediği topraklar üzerinde yaşayan farklı Etnik ve İnanç kimliklerine karşı sistematik hale getirdiği katliam ve soykırım politikaları, kendi mensubiyeti olarak adlandırdığı toplumun da, insanlık düzeyinde ölümüne yol açmıştır.

Türkiye’de Devlet tarafından katledilen, soykırıma tabi tutulan, evinden yurdundan sökülüp göçertilen diğere halkların en büyük kaybı, Türk halkının insanlık duygularına, ya Irkçı milliyetçilik adına, yada İslam adına, Devlet tarafında el konulmuş olması.

Cizre’de onlarca insanın bodrumlarda yakılarak katledilme vahşetine seyirci kalan toplumun suskunluğu, peşinde Nusaybin, Sur ve Şırnak’ta Devlet eliyle işlenen cinayet ve katliamlara, bugün Kürdistanın her karış toprağını savaş alanına çeviren, her onurlu Kürdü potansiyel suç unsuru sayarak katleden devletin politikasına  onay olmuştur.

Toplumun devlet ile suç ortaklığı o kadar ileri bir safhaya ulaşmış ki, devletin himayesi altındaki alanlarda tecavüz, işkence, cinayet olağan ve rutin uygulamalar haline gelmiştir.

Din kisvesi altında çocuk tecavüzleri, Diyanet eliyle çocuk tecavüzlerini Dini kılıfla meşrulaştırma, Devlet eliyle işlenen cinayetler, hırsızlık, adam kayırma, yalan, iftira yoluyla insanların hayatını maf etme toplum tarafından gayet normal karşılanır hale gelmiştir.

Dini kurumlar (ENSAR) çocuk tecavüzü kurumları haline gelirken, Diyanet bu ahlaksızlığın aklanması için fetvalar çıkarmakta.

Bu ahlaksızlığa birinci derecede kurban olan çocuklarına ‘Dindarlar’ sahip çıkmıyor. Yaşanan iğrençliğe tepki, yine  toplumun büyük kesimi tarafından ‘Dinsiz’ ilan edilen, Komunist, Sosyalist, Sosyal Demokrat, Ateist ve Alevilerden geliyor.

Irkçılık  İslam’ın bağnaz ve gerici versiyonlarını devreye sokarak, Türkiye ve Türk toplumunu insanlıktan uzaklaştırıyor.

Türkiye’nin en ağır sorunu bu. Bütün muhalif güçlerin kafa yorması gerekende bu. Aksi halde ne sosyalistler hayatlarında sosyalizmi görür, nede sosyal demokratlar ömürlerinde iktidar olurlar.

Bu haber 198 kere okundu
  • Bu haberi paylaşın:
UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.