Lütfen bekleyin..

Ali Çatakçın

Ortadoğu’nun statüsü değişirken kürtler ne yapmalı?

14 Mayıs 2017, 07:46

20 yüzyılın başlarında cetvelle çizilen sınırlar çözülmeye, Ortadoğu halklarına  zorla dayatılan idari ve siyasi sistemler ise çökme notasına geldi.

Fransa’nın Beyrut Konsolosu George Picot ve İngiliz diplomat Hugh Skeys arasında, 9 Mayıs 1916’da imzalanan ve tarihe, Skeys-Picot anlaşması olarak geçen belgenin esas alınmasıyla oluşturulan  Orta Doğunun  devlet sistemleri çökmüş bulunuyor. Bu tarihsel çöküşün getirdiği riskler sadece bu sistemleri değil, aynı zamanda onların yaratıcısı durumunda olan egemenleri de zorluyor.

Ağırlıklı olarak Kürtleri, bir bütün olarak  bölgedeki  halkları cezalandıran bu sistemler  tarihe karışırken, Kürtlerin ve bu sistemlerin altında bir Asır boyu zulme mahkum kalan diğer halkların yeni kurulacak sistemlerin de kurbanı olmamaları için, azami gayret sarf etmeleri gerekiyor.

Skeys-Picot, Batı’nın çıkarlarını koruma amaçlı olarak Arapları da böldü; ancak onları devletsiz ve kimliksiz bırakmadı. Oysa Kürtler hem yüz yıl devletsiz kaldı, hem de Dersim, Halep ve Enfal gibi soy kırımları yaşadı.

Ülkelerinden sürülen, aşağılanan ve asimilasyona tabi tutulan Kürtler, İkinci Dünya Savaşı sonrasında kurulan Soğuk Savaş dönemi sisteminin de en acılı mağdurlarıydı. Dolayısıyla hem Birinci, hem de İkinci Dünya Savaşı sonrasında kurulan uluslararası sistemlerin kurbanı bir halk olarak, yeniden tasarlanan Ortadoğu’da bir daha kurban olmamak adına,  tam yüz yıl sonra ellerine geçen bu son fırsatı çok iyi değerlendirmek zorundadırlar.

Orta Doğunun ve bir bütün Dünya üzerindeki ilişkilerin yeniden düzenlendiği bu süreçte Kürdler ne yapmalı?

Kürtler, tarihin bu kritik döneminde mutlaka milli birlik ruhu ile hareket etmeli, kendi aralarındaki siyasi ve ideolojik ayrılıkları, asla gündeme taşımamalı, bütün güçleriyle ortak gelecek hedeflere yönelmeli.

Irak başta olmak üzere,  bölgenin bir dizi sahasında Sünni ve Şiiler arasındaki mezhep çatışmasının tarihsel kökenleri İslam’ın ilk dönemlerine kadar geri gitmektedir. Kürtler asla bu çatışmaya taraf olmamalıdır. Tarih gösteriyor ki, bu savaştaki taraftarlık sonuçta Kürdleri bölmüş, Kürdler areası mezhep kavgalarına yol açmış, neticede katliam ve soykırım olarak Kürdlere geri dönmüştür.

Başta AB ve  ABD olmak üzere, pek çok Batılı ülke, Ortadoğu’da ortaya çıkan yeni durumdan Kürdlerin kendi kader tayin hakkını kullanmalarına, bu hakkı pratikleştirmelerine  karşı. Kaderini tayin hakkı yerine kürdlere, bulundukları ülkelerin bütünlüğü içinde bazı hakların tanınması ile yetinme,  mevcut  ülkenin toprak bütünlüğünü esas alacak  bir yönetim altında  yaşama hakkı teklif  edilmekte.

Kürdlerden, kendi kaderlerini tayin hakkından feragat etme, taviz verme talebinde bulunmak, kürdleri tekrar bir yüzyıl boyu  ‘yeni‘ sistemlerin insafına terk etmek anlamına geliyor. Bugün Kürdlere dayatılan bu dayatma, uluslararası hukukun  temel taşı niteliğindeki, ulusların kendi kaderlerini tayin hakkı ilkesiyle çelişmektedir.

Kürtler, Batı ile karşı karşıya gelmemek adına, belki bir müddet daha kendi kaderlerini tayin etme hakkını ertelemeyi düşünebilirler.  Ancak hiç kimsenin, bugün Orta Doğuda Sünni ve Şii eksene oturtulan halkların boğazlaşmasının sebebini Kürdlerin hak talebine bağlayamaz.

Kürtler, Orta Doğu savaşında ne Suni, nede Şii ordularının destek değneği rolünü görmemeli. Bu çok tehlikeli sonuçlara yol açabilir. Hatta Kürtlerin bütün kazanımlarına son verebilir.

Kürdler Irak, İran, Suriye ve Türkiye’de devleti ele geçiren parti ve şahsiyetlerin iyi veya kötü niyetlerine göre hareket etmemeli. Kürdleri bir Asır boyu esir alan bu devletlerdir. Bu kurumun başına geçmiş şahısların bireysel tasarufu, Kürdlere uygulanan zulüm ve baskıyı ya biraz  ‘yumuşatmış,’ yada koyulaştırmış; ama hiç bir zaman sorunun çözümüne yönelik politikalara yol açmamıştır.

AKP hükümetinin, Irak’ın dağılması durumunda  ‘Bağımsız Kürdistan’ı’ tanıyacağı anlamındaki mesajları, Kürdleri bir birine düşürme ve Kürd ulusal birliğini engelleme maksatlıdır. Daha düne kadar ‘’Çarıklı Aşiret ağaları’’ diye hitap ettiklerinin devlet kurmalarını, ne AKP,  nede Türk devlet sistemi, yaşadıkları müddetçe, asla kabul etmeyeceklerdir.

Kürd ulusu ancak ulusal birliğini oluşturarak, doğal hakları olan kendi kaderlerini tayin etme isteklerini bütün dünyaya beyan edebilir ve bu talep uzun vadede de olsa, mutlaka başaracaktır.

AB, ABD, Rusya ise, 100 yıl önce sebep oldukları bu gayri insani durumun düzeltilmesinde, hiç olmazsa şimdi etik davranıp, yüzyıl önce Kürdlerden gasp edilen bu hakların Kürdler tarafından geri talebine destek olurlar. Bu, bu devletler için tarihi bir ‘hatanında’ telafisi anlamına da gelir.

Gelinen noktada, dünyanın devletsiz en büyük halkı olarak Kürtlerin de yerkürede tapulu bir araziye sahip olmaları ve kendi devletlerini kurmaları hakkı ilkesel olarak kabul görürken, uluslararası dengelerin gözetlenmesi yönündeki çağrılar da dikkate alınmalıdır. Maalesef uluslararası hukuk, çoğu zaman güçlülerin hukuku izlenimi vermektedir; ancak hâlihazır da başvurulacak başka da hukuki normlar bulunmamaktadır. Adına ‘ulus devlet’ ya da ‘modern devlet’ dense de,  günümüz dünya düzeninde, devlete alternatif olabilecek hiçbir sivil ve siyasi organizasyon bulunmamaktadır. Devlet, bir halkın yerküredeki varlığını teyit etmekle kalmaz, o halkın dil, kültür ve varlığını sürdürmesinin de hukuki dayanağını oluşturur. Bir halkın devlet olma hakkından vazgeçmesi, egemenlik haklarından vazgeçmesi ve o hakkı başkalarına devretmesi anlamına gelir. Dünyanın pek çok yerinde baskıcı ulus devletlerin olması, ‘ulus devletin’ sonu anlamına gelemez;  sadece bu devletlerin daha demokratik ve kapsayıcı olmaları sorununu gündeme taşır. Unutulmamalı ki, üstünde yaşadığımız planet belki daha yüzlerce, hata binlerce yıl bu tarz sistemlerle yönetilecektir. Kürdlerin bu haktan ferakat etmesi, devleti istememesi hiç bir şeyi değiştiremeyecektir; devletsizlik devletler dünyasında sadece Kürdlerin acı çekmelerini süreklileştirecektir!  Çünkü baskıcı ulus devletlerin alternatifi devletsizlik değil, demokratik sosyal devletlerin yaratılmasıdır.

Din, Dil ve Etnik ayırımcılığı gözetmeksizin çoğulcu bir yönetim anlayışını benimsemiş olan  Kürdlerin demokratik eksenli devletleşmeleri, Ortadoğu’da son yy’lı kan gölüne çeviren sorunların çözümü için bir çıkış yolu olabilir.

Son olarak Ortadoğu dağılırken, herhalde bu kez kimse Kürtlerin cellâtlarına boyunlarını uzatmasını beklemez, beklememelidir. Kürtler, kürdistani ulus ne yapmalı? Her onurlu halkın yapması gerektiğini yapmalıdırlar. Kendi evinin yöneteni, kendi coğrafyalarında söz Sahibi, üstünde yaşadıkları toprakların egemen gücü olmalı Kürdistani ulus!

Bu haber 111 kere okundu
  • Bu haberi paylaşın:
UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.