Lütfen bekleyin..

Ali Çatakçın

16 Nisan'dan bir gün önce, bir gün sonra

18 Nisan 2017, 06:47

Pazar keyfimiz, ‘’Evet’’ ve ‘’Hayır’’ beklentisinin stersi içinde geçti . Aslında Pazar günü yapılan çakma referandumun sonucu, başından belli idi. Fakat buna rağmen referandum hem iç siyaset, ama hem de dünya siyasi çevreleri için oldukça önem arz ediyordu.

Bu seçimin sonucu, şöyle veya böyle, Türkiye toplumu Demokrasiden mi yana, yoksa Ortadoğu vari yarı askeri,  İslam maskeli faşist diktatörlükten mi yana tutum ve tercihini belirleyecekti. Bu nedenle referandumun sonuç beklentisi oldukça yüksekti.

Sonuç Erdoğan’ın tahminlerini yerle bir ederken, hayırcıları için beklenen sonuç olmasa da, hayal ‘kırıklığı’ olarak da değerlendirilemez. Bu biraz beklenen bir sonuçtu diyebiliriz. Zira Referandum süreci boyunca Erdoğan ve tayfasının toplumu tehdit eden açıklamaları, hayırcıları ‘’Terörist’’ ilan etmeleri, Erdoğan’ın bütün Dünya’ya meydan okuma nöbetleri, ve seçimin başlamasıyla başlayan ihlaller, maniplatif haberler, Erdoğan’ın bu referandumu kazanmak için,  bedeli ne olursa olsun, her şey yapmaya hazır olduğunu gösteriyordu.

Erdoğan ve tayfası için, bu referandum bir ölüm kalım meselesi idi. Böyle bir durumda Erdoğan’ın oyun, Hile, Maniplasyon ve oy hırsızlığına varacak yöntemlere baş vuramayacağını düşünmek saflık olurdu.

Ama bütün hile ve oyunlara rağmen çıkan sonuç esasında Erdoğan ve bütün tayfasının yenilgisi demektir. Bu sadece Erdoğan’ın yenilgisi değil, aynı zamanda MHP’nin Irkçı, tekçi ve faşist zihniyetinin de yenilgisi olmuştur.

Erdoğan ve finosu Bahçeli kendi merkezleri olan yerlerde dahi oy kayıp etmişlerdir. Sonuç evet çıktı peki hayır çıksaydı ne olurdu?

Hayır çıksaydı Türkiye’de normalleşme süreci başlayacaktı. Bunun ikinci adımı demokratikleşme sürecine giriş olabilirdi.

Erdoğan ve tayfasını korkutan işte bu durum. Erdoğan’ın yönetimindeki AKP içerde soygun, dolandırıcılık, katliam ve soykırım gibi  savaş suçları kapsamına giren(Cizre, Sur, Nusaybin, Şırnak) suçlar işlerken, uluslararası sahada Terör ve kaçakçılık çetelerine (Saraf olayı, DAİŞ ile ilişkiler v.b.) ev sahipliği ve hamilik yaparak uluslararası alanda Devletler hukukuna ters düşmüştür.

Türkiye’nin demokratikleşmesi, soykırıma varan katliamların(Cizre, Sur, Nusaybin, Şırnak), hırsızlıkların, soygunların, uluslararası çeteciliğin (Saraf olayı, DAİŞ ile ilişkiler v.b.) ve çakma darbenin arkasındaki güçlerin sorgulanması demekti.

Salt dar kapsamlı bu suç dökümanları gereği, bu tarz suçlarla itham edilen birey ve kurum yöneticilerinin demir parmaklıklar arkasına girmesi gerekiyor.

Bunun bir adım ilerisi  ‘’Devlet’’ denen kast örgütünün sorgulanması olacaktır. Bu sorgulama, insanlık suçlarının işlenmesinde yer almış Bürokrat, seçilmiş, atanmış ve onların altları olan bir şebeke ağının bir bütün ortaya çıkarılması demektir.

Böyle Adil bir mekanizmanın oluşması, suç işleyen örgütü bütün bağlantılarıyla ortaya çıkarması  ve deşifre etmesi, devletin işlediği suçlarda payı olan bütün kurumlar için felaket olur.

Bu felakete uğramamak için, Referandum sürecinde oluşan MHP AKP ortaklık, CHP’de kendi dışındaki hayırcı muhalefete uzak durarak tavır almışlardır.

Bu durum, ‘’Devlet’’ denen kast örgütünü koruma da, Devlet partilerinin hem fikirliliği  olarak toplumun karşısına çıkmıştır.

Devlet denen kast örgütünün işlemiş olduğu insanlık suçlarında ortaklıkları ve imzaları olan AKP, MHP, CHP ve diğer devletçi küçük partilerin hayır kampanyasındaki temel sloganları Erdoğan karşıtlığı, ama Devlet koruyuculuğu şeklinde olmuştur.

Ne yazık ki yukardaki sebeplerden dolayı Diktatörlüğe Hayır diyenler, devletin tekçi, ırkçı, faşist zihniyetine karşı karşı hayır diyememiştir. Hayır cephesindeki oranın yüzde 30’u, devleti koruma ve onu Kemalist ilkeler doğrultusunda tekrar yeniden tesis etme amaçlı hayır demiştir.

Referandumda devletin tekçi ve ırkçı zihniyetini hedef olarak toplumu bilgilendirmeye çalışan, kürd siyaseti ve onun yakın müttefiki sosyalist, gerçek sosyal demokrat, Lieberal ve komünistler olmuştur. Bu kesimin toplam oy oranını yüzde 20 olarak düşünürsek, evet diyen yüzde 50 kesim ile, hayır diyen yüzde 30 kesim devletin bekası için birlikte hareket etmişlerdir.

Hayır veya Evet bir zihniyet değişimini hedefleseydi, elbette bu yarışın sonunda bazı gelişmeler ortaya çıkar, bu da Türkiye’nin demokratikleşmesi ve Türkiye’de Sosyal demokrat bir muhalefetin doğmasına vesile olabilirdi. Ama buna rağmen bu referandum oylamasının paradoksal da olsa, tarihi bir önemi de vardır.

Türkiye’de belki ilk defa toplum sivil bir başkaldırıyla, bu başkaldırı her ne kadar Erdoğan’ın sıfatında cisimleşse de, devlet denen aygıtın keyfiliğine karşı çıkıyor.

Fakat,  ‘’Evet’’ ve ‘’Hayır’ı’’ ne diktatörlüğe, nede  Demokrasiye kesin bir  bir onay olarak okumak mümkün değil.

Bu referandum, Türkiye toplumunun yüzde 50’nin  demokrasi eğilimli, ama yüzde 50’nin ise,  Din, Devlet ve tek Millet anlayışıyla totaliter bir rejime daha eğilimli olduğunu deklare etmiştir.

Bu referandumun diğer bir ‘’iyiliği’’de, belki tarihinde ilk defa, Türkiye solunun, demokratının, sosyal demokratının, sosyalistinin, komünistinin ve Seküler dindarının önüne, sosyal demokrat muhalefeti örgütleme  fırsatı sunmuştur.

Bu çok önemli bir gelişme. Siyaset ve politika yapan kurumlar bu durumu daha ileri bir aşamaya taşıyarak, devlet eliyle topluma empoze edilen teklik ve ırkçılık zihniyetini kırıp, toplumu çoğulcu ve adaletli bir zihniyet ile buluşturabilirler. Politika yapmak sanatkarlık ve ustalık gerektiren bir durum. Türkiye’nin muhalif çevrelerinin bu olgunluğu yakalayıp yakalayamadığını, bu olağan üstü durumu toplumun menfaatine çevirip çeviremeyeceğini önümüzdeki süreçlerde göreceğiz.

Bu haber 130 kere okundu
  • Bu haberi paylaşın:
UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.