Lütfen bekleyin..

Ali Çatakçın

ZULÜM ÜLKESİNDEN İNSAN ÇIĞLIKLARI

13 Şubat 2016, 01:01

 

Toledo, Haziran 1936 yıllarında İspanya’daki iç savaş sırasında Cumhuriyetçi parti lideri faşist Franco güçlerinin Faşist saldırısına karşı destansı bir direniş gösteren  Bask ülkesinin şirin küçük bir Şehri. Bu faşist saldırıya karşı Toledo’nun askeri Valisi Jose Mascardo'nunda içinde yer aldığı bir avuç insan günlerce Toledo’yu Faşizmin saldırılarına karşı savunur. Savunma gücü topu topu 100 Memur ve Asker, 800 Sivil ve Askeri Akademinin bir avuç askeri öğrencisinden oluşur. Bunların dışında birde direnen bu  insanların 550 kadar kadın ve çocukları var.  

Çok kahramanca direnen bu güçler, Franko ordusunun modern silah ve sayıca üstünlüğü karşısında Alcazar’ın savunmasını zaferle sonuçlandıramazlar. 

Franco’nun katliamcı güçlerinin Generali Jose Enrigue Varela kumandasında Toledo’ya giren Franko güçleri, vahşice toplu bir katliam gerçekleştirirler. 

26 Nisan 1937 de Bask ülkesinde Franco güçleri ile Bask halkı arasında süren iç savaşa, Wolfram Von Richthofen öncülüğünde Hitler’in hava bombardımanı ve İtalya’nın Corpo Volontarie Birlikleri de katılır. Bu saldırıyla Vizcaya Şehiri  tamamen yerle bir edilir. Bask Ülkesi ve halkı büyük bir yıkım ve katliama maruz kalır. 

Her ne kadar bu saldırı Avrupanın bazı Devletlerinin tepkisine(özellikle İngiltere)yol açtıysa da, sonuçta pratik bir adım atılmadı. Franco, Toledo’nun yakılıp yıkılmasını dahi  Baskı ülkesi Başkanı Jose Antonio Aguirre’nin üstüne attı. 

Bu kısa tarihi hatırlatmayı iki sebepten ötürü yaptım. Birincisi Türk Başbakanı Ahmet Davutoğlu, Sur ve Toledo benzetmesini yapmıştı. Bu, Sur’da Faşizm ve Demokrasi güçlerinin çatıştığını anlatmak için en çarpıcı benzetmeydi. Kendilerini Franco faşizmine, Sur’deki direnişçileri de Toledo direnişçilerine benzetmesinden daha isabetli bir tespit olabilir mi? Erdoğan da kendi sistem hayallerini, Hitlerin Sistemine duyduğu sempatiyle açıklamıştı. Her kes kendi hayalindeki dünya’yı anlatır.

Her basın açıklamasında‘’Sur ve Cizre’yi PKK güçleri tahrip ediyor. Camileri bombalıyorlar’’ diyen Ahmet Davutoğlu  bu söylemiyle, hem ‘’Toledo ve Guernika’yı  Bask ülkesi Başkanı Jose Antonio Aguirre yıktı’’ diyen Franco’ya, hemde 1990'lı yılların da Dersimin  köylerini  bombardıman eden Helikopterler için ''Bunlar PKK'nin Helikopterleri'' diyen Çiler'e ne kadar benzediğinin farkında mı acaba?! 

İkincisi, AB, ABD, Rusya gibi güçler Türk Devletinin Kürdlere karşı geliştirdiği soykırım saldırılarından rahatsız olduklarını ima tarzında dile getirmelerine rağmen, pratikte hiç bir önlem almamaları, seyirci kalmaları, hatta desteklemeleri 1936-37 Bask ülkesine ve halkına karşı başlatılan yıkım ve sessizlik karşısındaki durumu hatırlatıyor. 

Türk savaş güçleri tıpkı Franco’nun savaş güçleri gibi, hem Sür’ü ve Cizir’i yakıp yıkıyor, hem bu katliam ve yıkımlarını PPK’nin üstüne atıyor, ama hemde çocuk, yaşlı, kadın demeden bir katliam gerçekleştiriyor.

Ne yazık ki, Türk Devletinin Kürdistan’daki Vali ve Kaymakamları, Jose Moscardo değil, onlar, sanki eksikmiş gibi, birer Jose Enrigue Varela. Bu sebepten yalan iftira ve uydurma bilgi yaymaktan öte, birer savaş kumutanı olarak, kürdlere karşı yürütülen imha savaşının ön cephesinde yer alıyorlar.

Erdoğan, Davutoğlu ve Türk savaş gücü bütün sıfatları ve yaptıklarıyla Franco rejimini, Cizir, Sür, Silopi de Toledo ve Guernika’yı sembolize ediyorlar.

56 günden beri Cizir kuşatma altında. Gelen bilgilere göre iki ayrı yerde 27 ve 37 kişilik guruplar halinde, yaralı ve ağır yaralı insanlar, Binaların bodrum katında mazur(Rehin) kalmış durumda. 

Bu yaralılardan(27 kişilik guruptan) bir kaç gün önce 7 kişinin kan kaybından yaşamını yitirdiği haberleri gelmişti. 

Türk toplumu adım adım cinnet toplumuna dönüştürülüyor. Sembollere, sloganlara, Renklere, İnançlara ve Kimliklere karşı aşırı tepkici bir ‘’Hassasiyet’’ duygusuyla donatılmış bi Toplum psikolojisiyle karşı karşıya Kürdler. Toplumsal ''Hassasiyet'' adı altında, Kürd düşmanlığı malzeme edilerek Toplum insanlık ve demokrasi adına ne varsa ona yönlendirilmiş, düşman edilmiş durumda. 

Türkiye’de Barış, Özgürlük, Demokrasi, İnanç özgürlüğü gibi kavramları kullanmak suç. Bu kavramları kullanan Akademisyen, Sanatkar, Yazar, Gazeteci, Toplumun kanaat önderleri takibe uğruyor, işinde oluyor ve cezai kovuşturmalara  tabi tutuluyor. Bu faşizan zihniyetin topluma yansıması ise, sokak linçleri, Türk ve Müslüman olmayanlara karşı sürek avı şeklinde cereyan ediyor. Zirve yayın evinde işlenen hunhar cinayet, Hrant Dink,  Tahir Elçi cinayeti bu zihniyet ve Devletin yönlendirmesi sonucu gerçekleştirilmişlerdir. 

Toplumsal hafızaya hakim hale gelen bu Şizofrenik ve Paranoyak durum o kadar çok ileri safhadaki, Futbol sahasında Zafer işareti yapan oyuncu linç edilmeye çalışılıyor, bu yetmiyor, Futbol Federasyonu bu oyuncuya 10 maç oynamama cezası veriyor. 

Yani paranoyak ve şizofren olan sadece sıradan halk kesimi değil, toplumun ‘’Elit,’’ yada eğitimli kesimi diyebileceğimiz insanlar da bu hastalığa onmaz biçimde muzdarip. 

Bir Proföser kalkıp, ‘’İnsana Dışkı yedirmek suç değil, bende yerim’’ derse,  bir Futbol camiası kalkıp Barış diyen bir futbolcuya Futbol oynamayı yasaklarsa, peki sıradan ‘’Cahil’’ halkın Ruh halini nasıl tasvir etmek gerekir? 

Toplumun duyarsızlığından değil, Toplumun suç işlemeye başladığı, işlenen suca ortak olduğu bir süreci yaşıyor Türkiye. 

Bu süreci, Toplumu faşistleştirme süreci olarak da değerlendirmek mümkün. Türkiye Toplumunun yüzde 70'i devletçi ve Devletin işlediği cinayet ve katliamların destekçisi durumunda. Bu 1933-45 Almanyası ve Alman halkını hatırlatıyor.

İki aydan beri Cizre'de iki evin bodrum katında rehin tutulan yaralı insanların dün gece katledildikleri haberleri geldi. Bu iki ay boyunca, Türk basını ve halkı sessiz kaldı. Bu sessizlikten cesaret alan AKP Devleti dün gece ki toplu katliamı gerçekleştirdi. Tıpkı Franco'nun faşist ordusunun 1936 tarihinde Toledo'da savunmasız insanları katletmesi gibi.

AKP'nin Devlet faşizmine karşı mücadelede Kürdler yalnız kalmıştır. AB, ABD ve Rusya, Ortadoğu'daki kirli derin hesapları gereği, Türk ve bölge halkı devletçi ve Irkçı zihniyeti gereği, Kürdleri Faşizmle baş başa bıraktı.

Bölge gericiliğini ve AKP faşizmini geriletecek tek direngen güç Kürd halkıdır. Kürdlerin yumuşak karnı ise, ulusal birlikten yoksunluk, ortak siyasi iradenin olmaması ve Kürd siyasi yapılanmaları arasındaki uzaklık.

Parçalanmış bir ülkenin doğal handıkapı da sayılacak bu durumu, düşman güçler, Kürdlerin allehine oldukça kötü kullanıyor.

Kürdler için bu Batıklıktan çıkmanın tek yolu ulusal birliğin ve ulusal İradenin temsiliyetini bulacağı bir siyasi üst kuruma kavuşmaları. Bu başarılmadığı sürece, Kürdlerin kazanımları kalıcı olmaz ve bir paeçada ki kazanımlar için hep diğer parçaların ''Feda'' edilmesi engeli kendisini dayatacaktır.

09.02.2016

Bu haber 758 kere okundu
  • Bu haberi paylaşın:
UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.
Yazarın Diğer Yazıları
40 gün önce
125 gün önce
810 gün önce
881 gün önce
959 gün önce
1150 gün önce
1328 gün önce