Lütfen bekleyin..

Ali Çatakçın

'Kontrollü' darbe..

30 Temmuz 2016, 00:01

Kontrol altına alınması zor büyük yangınlara karşı ‘’kontrollü’’ küçük yangınlar çıkarılır.

Bu kontrollü küçük yangınların iki önemli etkisi var. Birincisi, büyük yangını besleyecek imkanlar yok edilmiş olur. İkincisi, bu kontrollü karşı yangınlarla büyük yangın boğdurulur.

Bu yöntemi toplumsal ve sosyal olaylara karşı kullanmakta mümkündür.

Sistem Toplumun taleplerini karşılamayınca, bu talepleri bastırmaya çalışır. 

Toplumsal olayları baskı yöntemiyle kontrol altında tutmak uzun vade de mümkün olmaz. Başta terazinin kefesi Sistemden yana basıyor görünse de, uzun vade de tam tersi bir pozisyon alır.

Toplumsal taleplerin haklılığı karşısında sistemin her baskıcı ve yasakçı tedbiri haksızlığı ifade eder. 

Sistemin haksız uygulamaları giderek toplumun geniş bir kesimini harekete geçirir. Hatta kendi taraftarları arsında huzursuzluk ve hoşnutsuzluk baş gösterir.

Sistem açık haksız pozisyona düştüğü durumlar da,  toplumu denetim altında tutma becerisini yitirir.

Haksız pozisyondaki sistemin tekrar eski denetimci pozisyonunu yakalayabilmesinin tek yolu  ‘’Mağduriyete’’ maruz kalmasıdır.

Türkiye’de bugüne kadar yapılan bütün Darbeler, Sistemin çok ‘’Mağdur’’ durumda kaldığı ortamlarda mümkün olmuştur.

1960, 1971, 1980 Darbeleri, toplumda ‘’huzur’’ ve sükünetin kalmadığı, Parlamentonun ‘’Fonksiyonunu’’ yitirdiği, Vatan ve Devletin bekasının ‘’tehlikeye’’ girdiği gerekçesiyle gerçekleştirilmiştir.

Toplumun Demokrasi, Özgürlük ve Refah taleplerini karşılamayan sistem, toplumun gelişen haklı mücadelesini, kendisinin oluşturduğu kontra örgütler vasıtasıyla sabote eder.

1980 darbesine gelinceye kadar, sokak infazları ve Terörü yaşamın bir parçası haline getiren, sistemin kendisiydi.

O dönemde terör ve saldırı olaylarında sistematik kullanılan MHP ve MİT kadroları devletin yönlendirilmesiyle harekete ediyordu. 

Toplumu huzursuz eden, ama aynı zamanda devletin  bekasını ‘’tehlikeye’’ sokan bu eylemler kontrollü ve mevzii idi.

Sonuç itibarıyla o dönemde gelinen nokta, Parlamentonun baş ‘’edemediği’’ bu olayları darbe ile kontrol altına almaktan başka ‘’çare’’ kalmadığı kanısı, toplumun geniş bir kesimi tarafından kabul görmüştü.

Böylece 1960, 1971 ve 1980 darbeleri bir meşruiyet zemini kazanmış oluyordu.

15 temmuz Darbe girişimi, büyük yangını boğmak için çıkarılan kontrollü küçük karşı yangındı. Bu küçük yangının çıkarılması bir mecburiyet haline gelmişti.

Saray ve AKP sistemi dünyadan izole olmuş, içerde toplumla arasındaki mesafeyi belirgin bir şekilde olumsuz bir sürece sokmuştu.

Özellikle İsrail ve Rusya karşısındaki diz  çökme,  Mavi Marmara olayına sırt dönme, Erdoğan ve AKP’yi taraftarları nezdinde zor duruma düşürmüştü. O sıralar yapılan kamuoyu yoklamaları sadece Erdoğan’ın başkanlık isteği değil, AKP’nin tabanında da kaymanın olduğunu göstermişti.

Kemalistler  ve  Futhullahçıların Kürdlere karşı savaşta Erdoğan’ın   politikasıyla birleşmeleri, iktidar konusundaki çekişmede aynı ‘hoş görüyü’ göstermiyordu.

Erdoğan’ın, parti başkanı sıfatı dahi taşımadığı bir dönem de, ABD’ye davet edilmesi hikmetinin arkasında Fethullah Gülen’in olduğunu her kes bilir. AKP’nin iktidar yürüyüşü ve adım adım bütün devlet kademelerini ele geçirmesinde Fethullah Gülen’in kadrolarının ‘emeği’ büyüktür. 

İktidar olduklarında Siyaset, Diplomasi ve dış politikada çaylak sayılabilecek AKP kadrolarının bu boşluğu Fethullah’ın tecrübeli kadroları tarafından doldurulmuştur.

Devlet kademelerini tek tek ele geçirmede de Fethullah’ın kadrolarının yine ‘emeği’ büyüktür. Ergenekon davalarıyla orduyu çete, mafya ve terör örgütü ilan eden hareket, Fethullah’ın istihbaratı sayesinde olmuştur.

Kemalist orduyu dumura uğrattıktan sonra, sıra iktidar bölüşümüne geldi. İşte sorunda bu noktada çıkıyor. Erdoğan iktidarı babasıyla dahi bölüşemeyeceği kadar tek adam diktatörlüğü hastası.

Erdoğan ve ekibini dağılmayla karşı karşıya bırakan, kürdlere karşı açtığı imha savaşında uğradığı başarasızlığa ek olarak, Fethullahçıların iktidar ortaklığı dayatması, Kemalist ve ulusalcıların iktidarı kendilerine çekme arayışları ve bu çekişmeler içinde her gün durumu daha kötüye giden toplumun hoşnutsuzluğunun sesli hale gelmesi.

Erdoğan ve ekibi için bir çıkış yolu gerekiyordu! Kürdlere karşı yürüttüğü savaşın ‘mağduriyeti’’ artık işe yaramıyordu. Toplumda oluşan hoşnutsuzluğa karşı daha çok baskı, Kemalist ve Fethullahçılara karşı bir savaş başlatması ise, sebepsiz yere mümkün görünmüyordu.

O zaman bütün bunlara müdahaleyi ‘’Meşru,’’  toplumu zaptu rapt altına almayı mümkün kılan bir neden gerekiyordu.

Aranan neden iyi hesaplanarak bulundu. Kontrollü ve lokal kalacak bir tek adam diktatörlüğü ve faşizmin ortak platformunu oluşturmak için, Darbe girişiminden daha iyi bir gerekçe olamazdı.

Dün yapılan Liderler zirvesi de bunun açık tezahürü oldu. Darbeye karşı Diktatörlük düşüncesinin bu kadar makul karşılanabilecek başka bir zemin düşünmek mümkün değildi.

Bu darbenin Erdoğan ve AKP tarafından organize edilmesi gerekmiyor. Göz yummak ve teşvik yeterlidir. Darbenin seyri, bastırılması ve teşvik edilen toplumsal paranoya bunu en iyi gösteren emareler.

Savcılığın iddianamesi de bu gerçeğin bir tastiki niteliğinde.

’’Ankara 4. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından kabul edilen, Fethullah Gülen cemaatine yönelik "çatı iddianamesi"nin detayları ortaya çıktı. Savcılık iddianamesinde dikkat çeken detaylar yer alıyor. Buna göre cemaatin TSK'nin içerisinde yüzde 60 - 80 oranında olduğu tespit edilirken, darbenin önceden öngörüldüğü ancak TSK’ye dönük bir operasyonun kamuoyunda olumsuz bir görüntü vereceği nedeniyle yapılmadığı belirtiliyor.’’(Cumhuriyet)

Yani kontrollü bir Darbe. Haberleri var! Ama önlem almak, müdahale etmek  istemiyorlar. 

Fethullah taraftarlarının Ordu içindeki sayıları yüzde 60 ila 80 civarındaymış(!) Bu yüzde 80 yaptığı darbeyi ağzına yüzüne bulaştırıyor!

AKP’yi iktidar yapan bu deneyimli kadrolar, Kürdistan’da kanlı bir savaş yürüten ve adam öldürmeyi meslek belemiş bir ordunun erleri ve Generalleri, nedense bir Darbe yapamıyorlar! Üstüne üstlük silahlarını, Tanklarını, Uçaklarını bırakıp kaçıyorlar! 

Kaçamıyorlar linç ediliyor, kafaları kopartılıyor, çırılçıplak soyularak kameralar karşısında  teşhir ediliyorlar!

Sokağa dökülen sivil halk, Mursi’nin sokaklara döktüğü kitlelerden daha mı fazla idi? Yoksa daha mı cesur ve gözü kara idi?

Kötü bir mizansen oynandı. Darbe mağduriyetiyle toplum ve toplumun dinamikleri tekrar esir alındı.

Tek adam diktatörlüğünü tesis etmek için bundan daha uygun bir zemin bulunamazdı.

Dünkü zirveyi Türkiye açısından değerlendirildiğinde,  faşizmin bir başarısı, sosyal Demokrat geçinen CHP nezdinde sosyal demokrasi ve liberalizmin bir yenilgisi olarak değerlendirmek gerekiyor.

Gerçek bir Demokrasi cephesi oluşmazsa, İslam maskesi altına gizlenmiş Faşizm, Türkiye’deki bütün farklılıkları yok ederek, İslami faşist bir diktatörlük kuracaktır.

Türkiye’nin tüm Demokrasi güçleri  Kürd özgürlük mücadelesiyle birleşip geniş bir Demokrasi cephesi oluşturdukları takdirde, Türkiye’nin  bu beladan kurtulması mümkündür!

Bu haber 627 kere okundu
  • Bu haberi paylaşın:
UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.
Yazarın Diğer Yazıları
38 gün önce
123 gün önce
809 gün önce
880 gün önce
957 gün önce
1326 gün önce