Lütfen bekleyin..

Esra Çiftçi

15 Temmuz ve sonrasına ilişkin sorular

21 Temmuz 2016, 19:19

Türkiye Cumhuriyeti siyasi tarihinin on yılda bir gerçekleşen darbeler ve muhtıralar tarihi olduğunu hepimiz biliyoruz. 

Türkiye Cumhuriyeti, tarihi boyunca toplumun esasını teşkil eden farklı etnik, kültürel, dinsel, cinsel kimliklerin varlığına, birlikte yaşama çabasına karşı yapılandırılan ‘devlet’ yönetimi ile kuşatılmıştır. 

Tekçi zihniyet ve merkezi iktidarı giderek güçlendiren yapısıyla toplumun farklı kimliklerinin demokratik hak ve taleplerini şiddet ile bastırmış, kuruluşundan bu yana da tekçi zihniyetin karşısında duran toplumlara karşı da insanlık suçu işlemiştir. Toplumsal yaşamın tıkandığı kriz durumlarında ise darbelerle cevap olmuştur. 

Yani en temel haliyle darbeler, halk iradesinin yok sayıldığı ve demokratik siyaset zemininin zayıfladığı koşullarda devreye girer. 

15 Temmuz gecesi toplum olarak muhatap olduğumuz darbe girişimi incelendiğinde benzer bir duruma tekabül ettiğini göreceğiz. 

Erdoğan’ın, “İster kabul edersiniz, ister etmezsiniz, Türkiye’de rejim değişmiştir” sözleri Anayasa’nın rafa kaldırılmasına, Kürt sorununun çözüm sürecinin buzdolabına saklanmasına, parlamentonun işlevsizliğine, bu ülkede farklılıkları ile yaşayan insanların kutuplaşmasına neden olmuştur. Yine çıkarılan yasalar, güvenlik güçlerinin yetkilerinin artırılması, Kürdistan’da bir yıl boyunca yüzlerce sivilin katledilmesi ile zaten bir darbe yaşanıyordu. 

Ne askeri ne de sivil hiçbir darbe kabul edilemez, edilmemeli de. Darbe darbedir ve şüphesiz insanlığa büyük zararları vardır. 

15 Temmuz ve sonrası Erdoğan ve hükümeti “milli irade kazandı” derken, yandaş medya “demokrasi kazandı” manşetleri atarken şu soruları da sormak lazım.

Darbeye zemin sunan, toplumsal barışın neredeyse ortadan kaldırıldığı ve son yıllarda yaşanan çatışmalı süreci sonlandırıp Kürt sorununda yeniden siyasi çözüm ve müzakere sürecine dönüş olacak mı?  

Cizre ve Sur’da yaşanan sivil katliamları komuta eden ve şu an tutuklu olan 2. Ordu Komutanı Orgeneral Adem Huduti ve Kürdistan’ın diğer illerinde de birçok sivilin ölümüne neden olan, operasyon yapan, yöneten ve yine tutuklu olan üst düzey askeri yetkilileri ile onlara bu emri verenler yargılanacak mı? Yoksa Ergenekon davalarında olduğu gibi sadece devlete karşı işlenen suçlar kapsamında mı yargılanacaklar? 

15 Temmuz ve sonrası teslim olan erlere karşı uygulanan boğaz kesme, kırbaçlama vb. girişimler, linç kültürünün getirdiği boyutu bir kere daha gösteriyor. 

Sürekli ellerinde satırla, silahla, bıçakla, kamayla gezinen meydanı boş bulup ortaya çıkan bu güruh için yasal bir işlem başlatılacak mı? Hatta benzer güruhların dönem dönem Kürt işçileri linç etmesi normalleştirilirken, bugün vücudunda dövme var diye genç bir kadının “şeytan” diyerek yüzüne kezzap atılması da normalleşecek mi? Yoksa yaşanan bu linç ve vahşet kültürüne karşı Erdoğan çıkıp, “Ne var bunda, bir grup öfkeli çocuğun yaptığı iş” mi diyecek? 

Trabzonspor Basketbol Takımı 2. Başkanı Veysel Taşkın’ın "Darbeci p.çlerin karıları, artık milletin ganimetidir” açıklamasına karşı Taşkın hakkında yasal bir işlem başlatılacak mı? Yoksa bu ahlaksız adamın yaptığı açıklama karşısında sessiz kalınıp tecavüz kültürü kabul mü edilecek? 

Sorular çok, önemli olan cevapları verebilmek. 

 

Velhasıl bu hamur daha çok su götürür. Önemli olan ülke demokrasisini geliştirmek, bir an önce farklılıklarımızla eşit bir biçimde yaşama kültürünü oluşturmak ve demokratik siyaset zeminini güçlendirerek, bundan sonra oluşacak her türlü darbeye karşı da toplumsal barışı kurmaktır. 

Bu haber 491 kere okundu
  • Bu haberi paylaşın:
UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.