Lütfen bekleyin..
Munzur Haber / "Erdoğan kendi ayağına bir kurşun daha sıktı"

"Erdoğan kendi ayağına bir kurşun daha sıktı"

12 Temmuz 2019, 10:13

Merkez Bankası’nda yapılan değişiklikle Erdoğan’ın hatalarını katladığını söyleyen ekonomist Sönmez, Babacan’ın ekonomiden rahatsız AKP’lileri peşine takacağı ve de hataların daha da artacağı görüşünde.

Merkez Bankası (MB) Başkanı Murat Çetinkaya’nın Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle ile görevden alınması, Erdoğan’ın faiz konusundan MB ile sürtüşme yaşadığını belirtmesi ve de faiz indirimi sinyali vermesi… Türkiye ekonomisi, uzun zamandır yaşadığı yapısal sorunların yönetim krizine dönüşmesi ile seyrine devam ediyor. Haziran ayında gelen düşük enflasyon ve 23 Haziran seçimleri ardından ÖTV zamları, ekonomik gidişattaki kritik dönemin bitmek bir yana aksine daha da katlandığını ortaya koyuyor. Öte yandan Erdoğan’ın ardı adına MB Başkanının görevden alınmasına ilişkin yaptığı açıklamalar krizin daha da çıkmaz bir sokağa doğru gittiğine işaret ediyor.

Ekonomist Mustafa Sönmez, Erdoğan’ın Mayıs 2018’den bu yana dillendirdiği yüksek faizin enflasyona sebep olduğu teorisini bu şekilde hayata geçireceğini ifade ederken; Haziran’daki enflasyon düşüşün baskılanmadan kaynaklı olduğunu ve enflasyonun daha da artacağını söylüyor. Sönmez, AKP’nin yapısal kriz yanında yönetememe krizi yaşadığına dikkat çekerek Ali Babacan muhalefetinin ekonomik rahatsızlık duyanları da peşine takacağını belirtiyor.

ERDOĞAN ÜZERİNDEKİ BASINÇ...

Merkez Bankası Başkanı değiştirildi, Erdoğan neden böyle bir hamle yaptı?

Bu değişiklik Erdoğan’ın tek adam olma, para politikalarını dahi belirleme ihtirasından kaynaklı. 24 Haziran seçimleri yapılmadan önce Londra’da Bloomberg’e verdiği bir röportajda da bahsetmişti. ‘Biz düşük faizin doğru olduğunu düşünüyoruz, buna bağlı olarak enflasyon da düşer’ şeklinde. Bu bakımdan MB’nin cumhurbaşkanlığı sisteminde, cumhurbaşkanına daha bağlı hale getireceğiz diye demeç verdi. Fakat bunu uygulamaya fırsat bulamadan geçen yıl önce Temmuz daha sonra Ağustos ayında Rahip Brunson krizi nedeniyle döviz fiyatı yükseldi. O yükseliş karşısında faizi düşürmek yerine artırmak zorunda kaldılar 13 Eylül’de. Sonuç olarak faiz yüzde 24’ü enflasyon da yüzde 25’leri buldu. MB de buna bağlı olarak bir faiz politikası izledi teknik olarak, ne yapması gerekiyorsa onu yaptı yani ama ekonomi o kadar sıkışmış bir durumdaki Erdoğan MB’nin yaptığı teknik hamleleri bile kabullenemedi. Elbette Erdoğan’ın üzerinde yoğun bir basınç var, en başta da yandaşı olan konut sektöründen. Çünkü sürekli iç pazarın daraldığından, talebin düştüğünden, insanların kredi kullanmadığından dolayı faizler düşürülmesini ve herkesin tüketici ile konut kredisi kullanmasını talep ediyorlar.

ENFLASYON YÜKSELMİŞKEN, DÜŞÜK FAİZ VERİLEMEZ

Peki, bu olası mı?

Bu enflasyona bağlı olan bir şey. Çünkü TL’ye verdiğiniz faiz, enflasyonun altında kalırsa o zaman tasarruf sahipleri, enflasyonun eriteceği bir yatırım aracına yönelmez. Daha enflasyonla baş edebilecek bir araca yönelirler ki bu da büyük ihtimalle döviz ve atın olur. TL’den kaçış yaşanır. Yani burada belirleyici şey enflasyon oranı. Enflasyon yükselmişken düşük faiz veremezsiniz çünkü herkes parasını korumak için daha güvenli bir alana yönelir. Enflasyonun nasıl yükseldiğini biliyoruz az çok, yapılan hamlelerin ve de dövizin artmasıyla her şeyin iğneden ipliğe fiyatlarının fırlaması. Zira enflasyonun yükselmesinin en büyük sebeplerinden biri de tarımın çökmesi ve gıda fiyatlarının yükselmesi diğeri de yabancı sermaye tarafından Türkiye’ye olan güvenin azalması. Bu yüzden enflasyon yüzde 25’leri gördü her ne kadar şu an yüzde 17’lere inmiş olsa da.

BASTIRILMIŞ BİR ENFLASYON

Enflasyon yüzde 17’yi görmesi yüzünden mi Erdoğan MB başkanının değiştirdi, başta da bahsettiğiniz faizi sebep görme teorisine dayanarak? Enflasyon indi diye fırsat bilinip faiz mi düşürülecek?

Aslında MB’den Haziran ayı için bir faiz indirimi bekleniyordu. Seçimle de ilgili olarak. Ama Çetinkaya buna uymamış. Aslında siyasi bir çıkış olarak değil de teknik olarak bunun erken olduğunu belirtmiş. Çünkü enflasyonda göreli bir yavaşlama var ama bu faizin indirilmesi için yeterli bir gerileme değil, görüşünde olduğu söyleniyor. Gerçekten de öyle, çünkü bilinçli olarak seçimden önce birçok ürüne zam yapılmadı. Ama seçimler biter bitmez zamlar arka arkaya geldi. Bunun bastırılmış bir enflasyon olduğu çok ortada.

KENDİ AYAĞINA KURŞUN SIKTI

Seçim sonrası gelen zamlarla Temmuz ayı için enflasyon yükselecek mi peki?

Evet, nitekim 3 Ağustos’ta Temmuz ayı enflasyonu açıklandığında göreceğiz ki en az iki puan bir ayda artış yaşanacak. Yıllığı da tekrar yüzde 18’e çıkacak. Aslında MB ile bir çatışma ya da polemik yok. Ama belli ki Erdoğan artık bir türlü istediği şeyi yapmayan, teknik olarak işini yapmaya çalışan bir MB de istemiyor. Daha kendisine bağımlı; ne diyorsa onu yapacak bir kurum istiyor. Ama bu kendi ayağına bir kurşun daha sıkmak anlamına gelir. Çünkü dünya kapitalizminde bu iş böyle yürüyor. Çünkü Merkez Bankaları her yerde siyasetten görece uzak bir işlev görüyor. Siyasetçi oy kaygısı ile para politikalarını yanlış yönetmesin, bu sırada MB’ler de dünya kapitalist sitemindeki görevini icra edecek bir özerkliğe sahip olabilsin isteniyor.

İKTİDARIN CİDDİ BİR YÖNETEMEME KRİZİ VAR

Peki, sürekli bağımsız bir MB’den söz edilse de bu tam anlamıyla böyle değil. İktidara olmasa da uluslararası sermaye bağımlı değil mi merkez bankaları?

Dünya kapitalist sistemine bağlı tüm merkez bankalarında bu şekilde bir işleyiş var. Küreselleşme dediğimiz hadise buna dayanıyor ve eğer para politikalarına hâkim olurlarsa ülke ekonomileri krize girmez diye düşünülüyor. Birçok ülkede örneğin ABD’de de Trump ve FED Başkanı Jerome Powell arasında da sürtüşme var ama orada hukuk ve de başka yapısal kurumlar var. O yüzden Powell ‘ayrılmamı talep etseniz de ben ayrılmam’ diyebiliyor. Trump da faizin inmesini istiyor ama onlar ‘hemen indirelim’ demiyor ve dünyanın durumuna bakıyor, ABD’nin Çin’le ticaret savaşı çıkarıp çıkarmayacağına bekliyor. O yüzden bu sistemdeki birçok ülkede benzer bir bilek güreşi olur ama Türkiye’deki bilek güreşini geçti. Tabii bu dış yatırımcı tarafından hoş karşılanmıyor; yatırımcı bağımsız bir yargı ve sistem istiyor yarın sorun yaşamamak için yoksa demokrasi vs. için değil. Ama Erdoğan o kadar sıkışmış bir vaziyette ki buna bile tahammül edemiyor. Bu da iktidarın ciddi bir yönetememe krizi olduğunu gösteriyor.

Dediniz ki faiz düşerse iç ekonomide canlanma olur kısmen ama tasarrufçular da yeniden dövize yönelir. O zaman geçen yıl başlayan döviz krizine de geri döneriz. Öte yandan 17 yıllık iktidarın “refah dönemi” genellikle borçlanmaya dayalı. Hem üretici hem de tüketici açısından. Daha fazla borçlanma ekonomiyi ne hale getirecektir?

AKP her zaman iç ekonomiye yönelik hamleler yaptı. İhracattan ziyade iç pazarla büyüyor, konut yapıp satıyor, insanlar kredi çekip borçlanıyor ama gelirler yeterli değil. Dolaysıyla krediye ulaşma kolay olunca insanlar geleceklerini ipotek altına aldı. Hane halkının borç yükü giderek arttı. Tabii bu borcu bir de geri ödemek gibi bir durum var. Yani aynı döngünün katlanarak büyümesi demek olacak bu hamleler başka bir şey değil. Ama şu var Türkiye’nin ekonomik verileri dışarıda yaşanan olaylara da bağlı. Bazen Türkiye’de işler iyi gitmediği bir zamanda global sıcak para ABD’ye yönelmişken yaşanan bir takım gelişmelerle orası cazip olmaktan çıkıyor. Örneğin ABD faizi düşürüyor ya da yine ABD ve Çin ekonomik savaşa giriyor, Çin küçülüyor ve dünya ekonomisi krize girmemek için yine faizleri düşürüyor; işte o zaman Türkiye, global fonlar için cazip olmaya başlıyor. Birçok şey hoşlarına gitmese de burunlarına mandal takıp geliyorlar. O zaman buradakinin ömrü uzayabiliyor. O yüzden ne olacak sorusunun cevabı Türkiye’nin içi kadar dışında yaşanan siyasi ve ekonomik gelişmelere de bağlı. Öte yandan ABD ve Çin arasındaki ekonomik savaş olmaz ve de faizler düşürülmezse Türkiye için yine kötü bir tablo demek. Çünkü hep söylediğimiz borçlanma ve dış paraya bağlı bir ekonomi var. Tabii buna etki edecek başka faktörler de mevcut. AKP’nin içinde bir muhalefet var artık. Özellikle ekonomik pencereden bakacak olursak Ali Babacan, ekonomiden sıkıntı duyan AKP tabanının itibar edebileceği bir isim.

BABACAN CİDDİ BİR TEHDİT OLUŞTURUYOR

Babacan, ekonomik krizin AKP içindeki çatlağı mı olacak yani?

Bir nevi çünkü Babacan AKP’nin ‘bol para’ dönemindeki öne çıkan isimlerinden biriydi. Haliyle herkes o dönem olanlarda Ali Babacan kerameti olduğuna inandı. Haliyle böyle bir lider olarak çıkması durumunda AKP’li irili ufaklı bir takım iş insanları, küçük esnaf ya da tüketici buraya yönelecektir. O yüzden Babacan ciddi bir tehdit oluşturuyor. Bu Erdoğan’a daha çok yanlış yaptırır. Çünkü ekonomi burada daha önemli bir hal aldı artık. Tabii S-400 ve de Doğu Akdeniz’deki sondaja gelecek yaptırımlar da tuz biber ekiyor bunların üzerine.

ANF

Bu haber 21 kere okundu
  • Bu haberi paylaşın:
UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.
Kategorisindeki Diğer Haberler
Bir de adına 'plastik mermi' demiyorlar mı, sanırım plastik olması ..