Lütfen bekleyin..
Munzur Haber / Seçim Okumaları II. Ergenekon ve AKP anlaşmış!

Seçim Okumaları II. Ergenekon ve AKP anlaşmış!

27 Nisan 2019, 10:56

'Bir önceki yazımda AKP ve Ergenekon’un pazarlık ihtimaline işaret etmiş, anlaşma halinde CHP’ye yapılabilecek müdahaleye değinmiştim.'

Bu öngörüm açlık grevini protesto eden kadınlar/annelere yönelik vahşi saldırılar, akabinde asker ölümlerinin hemen seçim sonrasında ve sanki müsebbibi CHP, özellikle Kılıçdaroğlu ve İmamoğlu imiş gibi manşete taşınması, tam arkasında AKP-Ergenekon noteri Bahçeli’nin İmamoğlu’nun meşruiyetini sorgulayan demeçleriyle aralarında bir anlaşmaya gidildiğini göstermektedir. Yani, 7 Haziran 2015 sonrası HDP’ye yapılanın benzeri bir organizasyonla seçimlerin yenilenmesi üzerinde uzlaşıldığı anlaşılıyor. Büyük bir ihtimalle YSK -el mahkûm- böyle bir karar alacaktır. Mesele, CHP’de direnen İmamoğlu ve CHP tabanının ve dolayısıyla toplumun şiddet olaylarıyla nasıl bu noktaya taşınacağıdır.

Pazar günü Kılıçdaroğlu’na yönelik, Madımak benzeri bir organizasyonla yapılan saldırıyla, Ergenekon ve AKP’nin bağlantı noktaları olan İçişleri Bakanı Soylu ve Savunma Bakanı Hulusi Akar’ın denetimindeki plana start verildiği anlaşılmaktadır. Bu saldırı ile;

1. Açlık grevleri ile ilgili gündem oluşmasını önlenmek,

2. Madımak işaret edilerek Kılıçdaroğlu ve onun direnen ekibini tehdit etmek,

3. Madımak benzeri yakma girişimi ile Kılıçdaroğlu’nun özenle gizlediği Alevi kimliği de tehdit edilerek, Hanefi-Türk kesimi yandaşlığa zorlamak,

4. Ölen asker cenazeleri, Türkiye’de ‘derin devletin en büyük sermayesi’ olarak sadece Ergenekon dolayısıyla koalisyonda olduğu AKP tarafından kullanılacağına dair CHP’ye uyarıda bulunulmak olarak kabaca belirginleşmektedir.

Daha önce de yazdığımız ideolojik bir örgüt olan Ergenekon ile ideolojisi olmayan ve sadece ranttan beslenen AKP, toplumsal rızaları olmadığından mafyatik yöntemler dışında iktidarda kalma seçeneği olmayan iki suç örgütü, gasp ettikleri iktidarı sürdürme çabasındadır. Dolayısıyla da kullanabilecekleri tek yöntem, açlık grevi göstericilerine ve Kılıçdaroğlu’na yapılan saldırılar gibi toplumu terörize edecek olaylar tezgahlayıp, bu kaos ortamından faydalanmak. Böylece;

1. Yeniden seçime zorlayarak hile ile belediyeleri -7 Haziran sonrası yapılan yöntemlerle- geri almak, böylece özel savaş ve AKP’nin finansman talebini karşılamak,

2. Gündemi meşgul ederek belediyelerdeki soygun ile ilgili çıkan haberlerin görünürlüğünü engellemek,

3. Kendilerine karşı fiili olarak oluşmuş bir ittifaka özellikle CHP ve HDP’nin birbirine yaklaşmasını önlemek ve HDP’yi marjinalleştirmek,

4. Kürt sorununun barışçıl yöntemlerle çözülmesi konusunda toplumda belirginleşen talebi ortadan kaldırmak, açlık grevlerini terörize etmek,

5. Hayatta kalabilmek için yeni korku ve dehşet havzaları oluşturarak kendi politikalarına direnme potansiyelini ortadan kaldırmak,

6. Belediyelerde yağmaladıklarının nerelere aktarıldığının tartışılmasını önlemek,

7. Hayatını kaybeden yoksul asker cenazelerini rant alanı olarak kendi kontrollerinde tutmak.

Bir önceki yazıda belirttiğim AKP’nin ilk günkü hareketsizliği, Türk derin devletinin tetikçi gücü olan, yoksul sivil lümpenlerin/linç gruplarının devreye sokulmayışının arkasında Ergenekon ile pazarlık aralığı vardır. Ergenekon’un, AKP’nin yenilgisini sermayeye çevirmek için -bu ihtimali de önceden hesaplayarak- pusuya yattığı açıktır. Bu, oy potansiyeli düşen AKP’nin güç kaybını avantaja çevirerek daha büyük tavizler koparmak için bulunmaz bir fırsattır. Seçim öncesi ve sonrası Bahçeli ve Perinçek’in söylemleri tam da buna işaret etmektedir. Seçim öncesi “bir oyla bile başkan seçilir” diyen Bahçeli, seçim sonrası on üç bin küsur oyu “yeterli değildir” derken, elbette bir önce söylediklerini unuttuğundan değildir. Tersine, aleni olarak tehdit ve şantajla pazarlık yapılmaktadır. Zira, AKP’nin tüm suçlarının kataloğunu elinde tutan, oy kaybı ile tüm gücünü yitirecek bir partiyi daha fazla taviz vermeye zorlamak Ergenekon için kaçırılacak bir fırsat değildir. Karşılığında Kürdistan’da daha fazla taviz istediği, özellikle kayyumlarla yapılanlardan anlamak mümkündür.

Kürdistan’daki belediyelerin yağmalanmasının arkasında AKP’den çok derin devlet/Ergenekon’un örgütlemesi olduğu açıktır. Bu aleni ve pervasız yağma ile Kürtlere açık mesajlar verilmektedir;

1. Size buraları yönettirmeyeceğiz.

2. Bu kaynakları size kullandırtmayacağız.

3. Belediyelerde yani resmi dairelere hamam inşa etmenin anlamı, Müslümanlıkta sex ve gusül abdesti ilişkisi açısından da okunacak bir anlamla özellikle inşa edildiği açıktır. Bunun anlamı, parasıyla “devlet”in memurlarına sundukları “hizmet”in niteliğiyle Kürt halkının aşağılanmasıdır. JÖH ve PÖH’ün Kürtlerin yatak odaları duvarına yazdıkları mesajlarının başka bir versiyonudur. Yoksa hiçbir devlet memuru, hele hele Ergenekon ve AKP kontrolündeki hiçbir memurun, kafasına göre böyle bir şey yapması zaten mümkün değildir.

4. Bu şatafatlı mekanların başka bir anlamı da ucuza yaptırılan bu gereksiz harcamalarla, faturalara büyük meblağlar yazarak SADAT, IŞİD, ÖSO’nun finansmanına aktarılan paraları kamufle etmektir. Burada da yine Kürt halkından parasını alıp, kendilerini öldürmek için oluşturulan suç örgütlerine aktarmak, Ergenekon gibi vahşi terörist bir örgütün yapacağı bir iştir.

5. Keza bu sahte ihalelerle Kürt halkının parasıyla yandaşlara da para kazandırılmaktadır.

6. Son olarak da Kürdistanı yağmalamak ve bundan sonra gelecek olan belediyeleri işlemez hale getirmek önemli başka bir hedef olarak planlandığı açıktır.

Ava Neşe KALP / Politika

Bu haber 48 kere okundu
  • Bu haberi paylaşın:
UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.
Kategorisindeki Diğer Haberler
Bu ses 14 Temmuz 1982 yılında Diyarbakır askeri mahkemesinin bir salonunda ..