Lütfen bekleyin..
Munzur Haber / 'Tanrı önce şairi sonra Cemal'i yarattı'

'Tanrı önce şairi sonra Cemal'i yarattı'

12 Ocak 2018, 20:29

Türkiye şiirinin ele avuca sığmaz şairi Cemal Süreya, 28 yıl önce, 9 Ocak 1990'da 59 yaşındayken hayata veda etti.

ARTI GERÇEK- Cemal Süreya, Alevi Kürt-Zaza bir ailenin ilk çocuğu olarak 1931 yılında Pülümür'de dünyaya geldi. Nüfus kayıtlarında adı-soyadı Cemalettin Seber’dir. Dersim tertelesi sırasında yaşanan acılara şahit olduğunda küçük bir çocuktu. “Dersim Olayları” nın ilk hareketlenmelerinin görüldüğü 1937 yazında ailece sürgün edilirler.

O günleri şair sonra şöyle ifade eder: "Bizi bir kamyona doldurdular. Tüfekli iki erin nezaretinde. Sonra o iki erle yük vagonuna doldurdular. Günlerce yolculuktan sonra bir köye attılar. Tarih öncesi köpekler havlıyordu. Aklımdan hiç çıkmaz o yolculuk, o havlamalar, polisler. Duyarlığım biraz da o çocukluk  izlenimleriyle besleniyor belki. Anam sürgünde öldü, babam sürgünde öldü."

Şairlik duygusunun en temel aktörü annesi Gülbeyaz'dı. Şiire ilk adım atışını annesinin anlattığı Kerem ile Aslı hikayesine bağlar. Ve henüz çok küçük yaştayken kaybeder annesini. 1944 yılında, Süreya ilkokulun son sınıfındayken babası yeniden evlenir. Üvey anne, ona ve kız kardeşlerine hayatı zindan eder.

Süreya, ilkokulu Bilecik'te tamamlar. İyi bir okurdur. İlkokul 3’te Suç ve Ceza’yı defalarca okur. Karamazov Kardeşler’i ise tam 5 kez okumuştur. Dostoyevski’yle tanışmasını ikinci doğum günü olarak niteler Cemal Süreya.

Bilecik’te okuduktan sonra İstanbul’da Haydarpaşa Lisesi’ne kaydolur. Ardından Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi'nde iktisat ve maliye bölümünü bitirir. 1956 yılında şiirlerini Cemal Süreya adıyla yayımlamaya başlar ve o  zamandan beri adı Cemal Süreya'dır. Garipçiler ardından gelen İkinci Yeni akımının sembol ismi olur.

Yaşadığı sürgün, etnik-dini kimliği hakkında uzun yıllar suskun kalır. Bu suskunluğunun memuriyetiyle ilgili olduğu, "sakıncalı"  kimliğinin ve sürgünlüğünün iş yerinde bilinmesinin onu zor durumda bırakabileceği endişesiyle bağlantılı olduğu düşünülüyor. Çünkü suskunluğunu, şiirlerinde 1960’ların ikinci yarısında memuriyetten istifa edip serbest yazar ve çevirmen olarak çalışmaya başladığı zaman bozar.

1960’lı yıllarda bir şiir kitabı ve iki şiir antolojisi yayımlamış olmakla birlikte Süreya bu yıllarda ayrıca (Haziran 1966- Mayıs 1970) aylık edebiyat dergisi Papirüs'ü çıkarır. Süreya, Tomris Uyar ve Ülkü Tamer  ile birliktedir Papirus'ta birlikte çalışır. Ülkü Tamer, Cemal Süreya için şöyle yazar:

Tanrı
Bin birinci gece şairi yarattı,
Bin ikinci gece Cemal'i,
Bin üçüncü gece şiir okudu tanrı,

Başa döndü sonra,
Kadını yeniden yarattı.


Süreya’nın ilk şiir kitabı 'Üvercinka' olur:

Böylece bir kere daha boynunlayız sayılı yerlerinden
En uzun boynun bu senin dayanmaya ya da umudu kesmemeye
Laleli'den dünyaya doğru giden bir tramvaydayız 
Birden nasıl oluyor sen yüreğimi elliyorsun
Ama nasıl oluyor sen yüreğimi eller ellemez
Sevişmek bir kere daha yürürlüğe giriyor
Bütün kara parçalarında
Afrika dahil


Ardından ikinci şiir kitabı 'Göçebe' 1965 yılında çıkar ve 1966 yılı Türk Dil Kurumu Şiir Ödülünü alır. 1989 yılında ise Behçet Necatigil Şiir Ödülü’ne layık görülür. Şiirin yanı sıra deneme ve eleştiri de yazar, onlarca kitap çevirir, çeşitli gazetelerde yazılar yazar. Ayrıca kendisi için "Türkiye’nin en iyi portre yazarı benim" der.

Bir tutkusu da mektup yazmaktır. Hatta kadınların ağzından kendisine mektup yazardı ve postalardı diye de anlatılır.

Birçok kadın sever, aşık olur. Sevdiği kadınları da herkesin sevmesini ister. Dostları sevdiği kadını beğensin ister. Bu yüzden sevdiği kadını beğenmeyen arkadaşlarına küstüğü olur. Aşık olduğu kadınlar arasında en özel olanlardan biridir yazar Tomris Uyar. Uyar için şu dizeleri yazar:

Daha nen olayım isterdin
Onursuzunum senin!


Süreya daha sonra hakkında "Her şeyimi sana borçluyum. Sana rasladığım sıralar yıkıntılıydım. Sen onardın beni. Tuttun elimden kaldırdın. Ben de ekmek gibi öptüm alnıma koydum seni, kutsadım" diye yazdığı Zuhal Tekkanat ile iki kez evlenir. Bu evlilikten pek anlaşamadığı oğlu Memo Emrah doğar.

Korkularla geçen bir çocukluk, uzun yıllar memurluk hayatı, çalkantılı aşklar ve yüreklerde yer edinen şiirler, yazılarla geçen ömrü daha 59 yaşındayken 9 Ocak 1990 yılında hastalık nedeniyle son bulur. 

Bu haber 270 kere okundu
  • Bu haberi paylaşın:
UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.
Kategorisindeki Diğer Haberler
Yönetmenliğini Medet Dilek’in yaptığı, Koçgiri isyanını anlatan ‘Taş Düğmel..