Lütfen bekleyin..
Munzur Haber / Yılmaz Güney sahnelere dönüyor

Yılmaz Güney sahnelere dönüyor

24 Ağustos 2017, 20:59

Yılmaz Güney belgeseli ‘Çirkin Kral Efsanesi’, birçok filmin dünya prömiyerini yaptığı Toronto Film Festivali’nde gösterilecek.

Sinemanın efsane yönetmeni Yılmaz Güney’in hayatını konu alan “The Lagendery of a Ugly King/Çirkin Kral Efsanesi” belgesel filmi yakında seyircilerle buluşuyor. Yapımı 7 yıl süren, 100 dakikalık belgeselin dünya prömiyeri, dünyanın en saygın festivallerinden biri olan Toronto Uluslararası Film Festivali’nde yapılacak.

Yılmaz Güney’in ölüm yıldönümü olan 9 Eylül’de, Kanada’nın Toronto kentinde yapılacak Toronto Uluslararası Film Festivali’nin resmi programı kapsamında ilk defa gösterilecek belgesel, Yılmaz Güney’in daha önce gün yüzüne çıkmamış bazı görüntülerini de içeriyor. Michael Haneke ve Costa Gavras gibi dünyaca tanınmış yönetmenlerin yanı sıra, Yilmaz Güney’i yakından tanıyan birçok kişiyle yapılmış röportajların yer aldığı belgeselde, geçen yıl Eylül ayında vefat eden Tarık Akan ve 29 Eylül 2013’te vefat eden Tuncel Kurtiz’in ölmeden önce Yılmaz Güney üzerine verdikleri son röportajlar da var. 

Çekimleri 7 yıl sürdü 

Avusturya ve Almanya ortak yapımı olan belgeselin yönetmenliğini Hüseyin Tabak, yapımcılığını ise Mehmet Aktaş yaptı. Filmin senaryosunu da iki isim birlikte kaleme aldı. Bütçesi 500 bin Euro’nun üzerinde olan belgeselin çekimleri 7 yıl sürdü. Çekimler Fransa, Almanya, Avusturya, New York, Hewlêr, İstanbul, İzmir, Adana ve Amed gibi farklı yerlerde yapıldı. Hüseyin Tabak ve Mehmet Aktaş ile hazırladıkları Yılmaz Güney belgeseli ve Güney’in eserlerine yaklaşım üzerine konuştuk. 

‘Yılmaz Güney sayesinde sinemacıyım’

Yılmaz Güney’in Türk sinemasında devrim yaptığını Kürt sinemasının da temelini attığını belirten Mehmet Aktaş, belgeselin başlama serüvenini şöyle anlattı: “Yılmaz Güney olmasaydı ben şahsen sinemaya başlamayacaktım ve bu şekilde sinemaya başlayan sadece ben değilim. Sadece Güney Kürdistan’da değil, Kürdistan’ın diğer parçalarında ve diasporada, bilinen Kürt sinemacıların bir çoğu, Yılmaz Güney’den etkilenerek sinemaya başlamıştır. Yaklaşık 10 yıldır Yılmaz Güney ile ilgili bir film yapmayı düşünüyorumdum. Bu benim için bir borç gibiydi.” 

100’lerce saatin 100 dakikası

Micheal Haneke’nin öğrencisi olan yönetmen Hüseyin Tabak ile yedi yıl önce bu filmin çalışmalarına başladıklarını ifade eden Aktaş, bu kadar uzun döneme yayılmasının en büyük nedeninin, Yılmaz  Güney’in zorlu yaşamı ve fırtınalı hayatı olduğunu söyledi. Aktaş, ”Böylesine inanılmaz bir hayat sürmüş büyük bir sinemacı hakkında film yapmak dışarıdan görüldüğü gibi kolay değil. Çekimlerin sonunda elimizde  yüzlerce saatlik materyal birikti. Bütün bu materyallerin sadece 100 dakikası ile Yılmaz Güney’i anlatmaya çalıştık” dedi. 

Telif hakları bütçeyi ikiye katladı

Başta 280 bin euro olarak düşünülen bütçenin iki katına çıktığını, bunun büyük oranda Yılmaz Güney arşivi için verdikleri yüksek telif haklarından kaynaklandığını söyleyen Aktaş, karşılaştıkları zorlukları şöyle sıraladı: ”Biz her şeyden önce Yılmaz Güney’in yapımlarının telif hakkını ellerinde bulunduranlardan destek bekliyorduk. Maalesef çekimler ve prodüksiyon sürecinde bu yardımı hiçbirinden alamadık. Yılmaz Güney Vakfı’na başvurduk ama bu konuda destek alamadık, ancak yüksek telif ödeyerek arşivlerinden yararlanabildik. Yılmaz Güney’in arşivinin çoğunluğu eski Yeşilçam yönetmenleri ve Avrupalı yapımcıların elindeydi onun için yüksek telif hakları vermek zorunda kaldık.”

Kredi çekip filme ortak oldu

Bütün zorluklara rağmen filmi büyük bir inat ve heyecan ile çektiklerini belirten Aktaş, Yılmaz Güney gibi bir sinemacıyı dünyaya en iyi şekilde göstermek için hiçbir fedakarlıktan kaçınmadıklarını, hatta film için ayarlanan bütçe yetmediği için borca girdiklerini, filmin yönetmeni Hüseyin Tabak’ın annesi üzerinden kredi alarak filme ortak olmak zorunda kaldığını belirtti. Yılmaz Güney’i dünyaya en iyi tanıtacak belgeseli yapmaya çalıştıklarını ifade eden Mehmet Aktaş, bunun da başta dünya sinema standartlarına uyumlu bir yapım yapmaktan geçtiğini belirterek şunları aktardı: ”Şimdiye kadar Yılmaz Güney ile ilgili arşiv, televizyonlar ve belgesellerde genelikle korsan olarak kullanıldı. Bu belgesellerin -ki genelikle televizyon için hazırlanmış belgeseller- dünya festivallerinde gösterilme şansı olmadı. Can Dündar’ın Yilmaz Güney ile ilgili yaptığı bir belgesel var ama o da televizyon formatında yapılmış. Yani Yılmaz Güney’i yeni kuşaklara tanıtacak düzeyde değildi ve yurt dışında gösterilecek şansları yoktu.” 

Yılmaz Güney’i diğer sinemacılardan ayıran özeliğinin elini taşın altına koyabilmesi olduğunun altını çizen Aktaş, ”Yılmaz Güney, bize; demir parmaklıkların, cezaların, ölümlerin bir sanatçıyı asla durduramayacağını gösterdi. Dünya sinema tarihinde Yılmaz Güney gibi cezaevinden film yazıp, yöneten başka bir yönetmen yok. Dolayısıyla bu belgesel aracılığıyla ‘Çirkin Kral’ın yeniden dünya sinema sahnesine dönüşü bizi mutlu ediyor” diye konuştu.  

‘Yılmaz Güney’e borçluyuz’

“Çirkin Kral Efsanesi” belgeselinin yönetmen ve senaristi Hüseyin Tabak, Yılmaz Güney’in birçok sinemacı gibi kendisinin yönetmenlik serüveninde de çok etkili olduğunu söyledi. Tabak, belgesele başlama hikayesini ise şöyle özetledi: “Yılmaz Güney’in, sinema sanatçılarına verdiği güç paha biçilemez. Bu sebeple kendimizi borçlu hissediyoruz. Bununla birlikte onu daha yakından tanıma isteği var. Yılmaz Güney çok iyi bir yönetmen ve  fırtınalı bir yaşamı var. Hapse düşmüş, oradan film yapmış, politik bir mücadelenin savaşını vermiş. Bunlar az çok biliniyor ama bunun da ötesinde kim bu adam? Nerede doğmuş? Annesi-babası kim? Ne yedi, ne içti? Bunları da öğrenmek istedim.”

‘Kültürümle, ülkemle buluşturdu’

Maraşlı işçi Kürt bir ailenin çocuğu olan Tabak, Almanya’da doğdu. Sinemaya ilgi duyduktan sonra Yilmaz Güney’i tanımaya başladığını ve onu tanıdıkça da kendi kültürünü ve halkını daha çok tanıdığını belirten Tabak, şöyle konuştu: “Ben sinema tarihini araştırırken Charlie Chaplin ile erken tanıştım, onun filmlerini izledim ve hayatını okudum. Sonra merak ettim, kendi kültürümde buna benzer bir örnek var mı? Bir de o zaman Avrupa’da okudum diye Yılmaz Güney’i biliyordum ama araştırmamışım. Onu araştırdıktan sonra ona takılı kalmaya başladım. Tabi sinema dilini de araştırmaya başladım. Oyuncuları, senaryosu, müziği hepsi beni çok etkiledi. Yurt dışında yaşayan biri olarak kendi kültürünü, kendi toprağını daha iyi tanımaya başladım. Bu sebeple filmleri Avrupa’da çeksem bile, filmlerimde hep Yılmaz Güney’in etkisi vardır.”

‘Yılmaz Güney’i bitirmek istiyorlar’ 

Tabak, belgesel çekimi sırasında Yılmaz Güney gibi efsane bir yönetmenin unutturulmaya çalışıldığına da tanıklık ettiğini belirtti. Yeni kuşağın Yılmaz Güney’i tanımamasına kızan yönetmen Tabak, konuya ilişkin şunları anlattı: “Belgeseli, test gösterimleri için sinema okullarında ve sinemada 7 defa gösterdik. Belgeseli izleyen genç kuşak sinemacıların çoğu maalesef Yılmaz Güney’i tanımıyorlar. Filmi izledikten sonra onlar da bayağı şaşırdılar. Macaristan’ın, Özbekistan’ın, birçok ülkenin 1940’tan beri bütün yönetmenlerini tanıyorlar ama Almanya’ya 3 milyonun üzerinde göçmenin geldiği ülkenin, dünyaya mal olmuş en önemli yönetmenini tanımıyorlar, bu gerçekten de korkunç. Sebebi de Yılmaz Güney’i bitirmek istemeleri. Filmlerinin kopyaları yok, çevirileri yok, olsa bile çok kötü. Umut filminin İngilizce alt yazılı bir kopyası var mesela, o da yedinci sınıfa giden bir çocuğun İngilizcesi gibi bir İngilizceyle çevrilmiş. Bunun dışında zaten 80 kadar film çekmiş ama kopyaları yok. Mirasçılarında sadece bu filmlerin video bandlarına çekilmiş halleri var, bunun dışında internet hali var.”

‘Restore adı altında değiştiriliyor’

Yılmaz Güney’in yapıtlarına çok özensiz yaklaşıldığını, bazılarının restore adı altında değiştirildiğini söyleyen Tabak, Yılmaz Güney’in eselerine yapılan tahribatı şöyle açıkladı: “Mesela 97’de yapılmış restore var ama çok kötü yapılmış. Yılmaz Güney’in sesi çıkarılmış, yeni müzikler eklenmiş. Yine biliyorsunuz ‘Yol’ filminin İsviçreli yapımcısı filmi yeniledi ama ben şahsen tepkiliyim ona. Restore etsin güzel ama içinin değiştirilmesi, kalbinin değiştirilmesi kabul edilemez. En son Türkiye Kültür Bakanlığı’nın restore ettiği ‘Sürü’ filmini izledim açıkcası hiç beğenmedim. Yılmaz Güney gibi efsane bir yönetmenin mesela kitapları var ama başka dillere çevrilmemiş. Almanların çevirdiği senaryo var ama onun dışında Almanca hiçbir şey yok. Güney’in ‘Boynu Bükük Ölüler’, ‘Hücrem’ gibi kitablarının çevirisi yok hatta artık basılmıyor. Biz Yılmaz Güney’in ‘Boynu Bükükler’ kitabını bulana kadar kendi boynumuz büküldü, bunu gerçekten aklım almıyor.” 

‘Amacımız genç nesillere tanıtmak’

Belgeselle genç kuşağa Yılmaz Güney’i tanıtmak istediklerini söyleyen Tabak, “Bizim bu filmi çekmekteki amacımız sadece kendi kültürümüzün unutulmaması değil, dünya sinemasına iz bırakmış bir sinemacıyla herkesin tanışmasını sağlamaktır. Amacımız, bu belgeselin, dünyanın birçok yerinde; festivallerde, televizyonlarda, gösterilmesi ve bu vesileyle herkesin Yılmaz Güney’i tanımasıdır. Ve tabi bir de filmlerinin tekrardan izlenmesidir” dedi. 

‘Umarım umut verir’

Film çekimleriyle beraber Yılmaz Güney’in ailesi ile çok yakın bir ilişki kurduğunu, bunun büyük sorumluluk yüklediğini belirten Tabak, “Bu filmi Yılmaz Güney’in üzerine bir şey yapmış olmak için yapmadım. Her aşamasında büyük tereddüt yaşadım. Hala, kendimize, ‘Yeterince emek verdik mi, daha çok farklı şeyler yapılabilir miydi?’ diye soruyoruz. Umarım emeğimiz boşuna gitmemiştir. Umarım Türkiye’de baskı altındaki gazetecilere, sinemacılara umut verir, onları motive eder” diye konuştu. 

Politika

Bu haber 644 kere okundu
  • Bu haberi paylaşın:
UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.
Kategorisindeki Diğer Haberler
Uluslararası Dünya Müzik Fuarı Womex, 2021 sanatçı ödülünü, Dersimli sanatç..