Lütfen bekleyin..

Nesimi Aday

Dersim Soykırımında Kimyasal Bombalar Kullanılmış

23 Temmuz 2019, 10:59

Dersim Gazetesi 83. Sayısında yakın tarihimize damga vuracak belgeler yayımladı. (*) Bu belgelerden de anlaşıldığı üzere, Dersim’de ‘‘tenkil’’ ve ‘’tedip’’ ismi altında kitlesel katliam yapılmıştı ve bunun literatürdeki karşılığı da ‘’genosid’’ yani soykırımdı.Ama Kemalistler uzun yıllar boyunca ‘Dersim’e medeniyet götürdüklerini’ iddia ederek kamuoyunu bu yönüyle manipüle etti.Katliamdan kurtulan Dersimlilerin tüm feryatları da devletin duvarlarına çarpıp sonsuz göğün altında dağılıp gitti. Fakat gerçeğin ve hakkın ışığı kitli sandıkların taşımayacağı kadar güçlü olduğundan, karanlığı yarıp çıktı ortaya. Artık kimse 60 bin üzerinde insanın katledildiği bu vahşeti inkar etmiyor. 1937-38 yıllarında Dersim’de yaşananların bir soykırım olduğu gizlenemiyor artık.

Soykırım, insanlık tarihinde, geçmişten günümüze kadar var olduysa da, kavramın siyasallaşması Rafael Lemkin’in, 1948 yılında Birleşmiş Milletlere kabul ettirdiği kriterlerle işlerlik kazandı. Lemkin, Yahudi Soykırımını (holokost) baz alsa da, kavram dünyada yaşanan tüm toplu katliamlar için kullanıldı. Bu kriterlere uyan katliamlar da o tarihten sonra literatüre ‘jenosid – soykırım’ olarak geçti.

Soykırım, ‘’ırk, canlı türü, siyasal görüş, din, sosyal durum ya da başka herhangi bir ayırıcı özellikleri ile diğerlerinden ayırt edilebilen bir topluluk veya toplulukların bireylerinin, yok edicilerin çıkarları doğrultusunda, bir plan çerçevesinde ve özel bir kastla yok edilmeleri anlamı’ taşımakta.

Birleşmiş Milletler Soykırım Suçunun Engellenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesinin (SSECS) 2. Maddesine göre, kavramın hukuksal tanımış öyle: “Ulusal, etnik, ırksal ve dinsel bir grubun bütününün ya da bir bölümünün yok edilmesi niyetiyle girişilen şu hareketlerden herhangi biridir: grubun üyelerinin öldürülmesi; grubun üyelerine ciddi bedensel ya da zihinsel hasar verilmesi; grubun yaşam koşullarının bunun grubun bütününe ya da bir kısmına getireceği fiziksel yıkım hesaplanarak kasti olarak bozulması; grup içinde doğumları engelleyecek yöntemlerin uygulanması; [ve] çocukların zorla bir gruptan alınıp bir diğerine verilmesi” şeklinde tanımlanır.

Biz yıllardır Dersim Soykırımında kullanılan zehirli gazların Türkiye’ye nereden geldiğini soruyorduk. Bu konuda bir kaç kez yazmıştık. (**) Çünkü Nuri Dersimi 1952 yılında Beyrut’ta bastığı kitabında, Dersim Katliamında zehirli ve boğucu gazların kullanıldığını yazmıştı. Bu bilgiye sahiptik. Sonra Kemal Kılıçdaroğlu’nun, ölmeden önce İhsan Sabri Çağlayangil’le yaptığı röportajın dökümleri ve ses kayıtları çıktı. Peşinden Dersim Araştırmaları Merkezinin (DAM) 2014 yılında açıkladığı ve eski Başbakanlardan İbrahim Refik Saydam’a ait belgede sivillere karşı zehirli gaz kullanıldığı net olarak yazılıydı.

Refik Saydam, Fevzi Çakmak’a yazdığı ‘’gizli’’ mektupta, Dersim’de (Tunceli) sivillere karşı zehirli gazların kullanıldığını, bir hekim olarak gazların savaşta düşman askerlerine karşı bile kullanılmasına karşı olduğunu söylüyordu.

Türk havacılık tarihinin gururu Ermeni yetim Sahiba Gökçen’in, (Hatun Sebilciyan) Dersim’i nasıl bombaladığı ve bunu da gururla nasıl anlattığı çok konuşulup, yazıldığı için tekrar etmeyeceğiz.

Seyid Rıza’nın kızı Leyla katliama tanık olmuş…

Şimdi ortaya çıkan bu son belgeler, gözlerden kaçan başka bir kanıtı da hatırlatmış oldu. Seyid Rıza’nın, 17 Ağustos 1937 tarihinde, Laçinan Deresi katliamında sağkurtulan kızı Leyla, farklı farklı silahlar kullanıldığını, hatta son bir silahtan sonra insanların korkunç bir şekilde katledildiğini, öldürülen çocukların masmavi olduğunu anlatmıştı. İşte o çocuk cesetleri üzerindeki mavi boyanın klor (Chloracetophenon) ve İperit gibi gazların izleri olduğunu şimdi daha net anlıyoruz.

Bu belgelerden sonra dünya soykırım tarihinin yeniden yazılması gerekecek. Nazilerin gaz odaları biliniyor, Nagazaki ve Hiroşima üzerine binlerce sayfa yazıldı. Halepçe katliamı da literatüre geçti. Ama Dersim Soykırımı hala net olarak konuşulamadı.Bir iki kitap ve belgesel dışında başka çalışma yok. Oysa, Birleşmiş Milletlere kabul ettirdiği Soykırım Sözleşmesi kriterlerinin tamamı Dersim’de uygulandı, yaşandı. Yahudiler için hazırlanmıştı ve o soykırımda kullanılan gazlar ve gaz odaları insanlık suçları hanesine yazıldı. Oysa holokosttan sadece 10 yıl önce benzeri bir katliam Dersim’de yapılmıştı. Naziler, gaz odalarında insan katlederken, 10 yıl öncesinde Dersim’de mağaralar gaz odası olarak kullanılmıştı.

Hatta CHP’li Onur Öymen’in 2009 yılında başlattığı Dersim tartışması sürecinde, Gülen Cemaati’ne bağlı MİT’çilerin, Kemal Kılıçdaroğlu’nu sıkıştırmak için, Başbakan Erdoğan’a bir film kaseti getirdiği, bu filmde Dersimli çocukların lav silahıyla öldürülmesi görüntülerinin olduğu, Erdoğan’ın bunun altından kalkamayız diye ret ettiği söylenmişti. Seyid Rıza’nın kızı Leyla bu lav silahıyla yapılan katliama tanıklık etmiş olmalı.

İngiliz arşivlerinden çıkan ve 24 Mayıs 1938 tarihli bir belgede de, Türkiye’nin İngiltere’den gaz uzmanı istediğini görmüştük. Bu belge dikkati İngiltere’ye çekse de,biz daha çok Almanya üzerinde duruyorduk. Almanların Osmanlı İmparatorluğundan bu yana Türklerle hep askeri ilişkileri olmuştu çünkü. Alman general Colmar von der Goltz’un Osmanlı ordusuna eğitimler verdiği biliniyor.Hatta Goltz Paşanın, Abdülhamit’e, Dersim’i asimile etmek için çok sayıda (bir milyon) Müslüman yerleştirilmesi önerisi yaptığı söylenir. İşte benzeri bilgi ve belgelerden yola çıkarak ‘Türkiye, Dersim Soykırımı’nda kullandığı gazları Almanya’dan almış olabilir mi? Naziler bu zehirli gazları Türkiye aracılığıyla mı test ettiler?’ (***) diye sormuştuk. Şimdi bu soruların cevabını bulduk sanırım.

Belgeleri Mustafa Kemal İmzalamış…

Zehirli gaz alım belgelerinin diğerlerinden farkı ise tüm devletin, hükümetle beraber işin içinde olduğunu belgelemiş olmasıdır. Daha önce çoğunlukla Mustafa Kemal imzası ve sorumluluğu ön plana çıkardı. Oysa Maliye Bakanlığı yazışmaları olan bu belgelerden de anlaşılacağı üzere hükümet ve devletin çoğu aktörü işin içinde.Maliye Bakanlığının ‘’zata mahsustur’ibareli gizli yazışmasında da görüleceği gibi maliye de işin içinde. Maliye Bakanlığı zehirli gaz, bombaların dolum tesisi ve bombardıman uçakların alımını gerçekleştirmiş. Hatta Berlin Ataşesi aracılığıyla, katliam malzemeleri için gizli pazarlık da yapmış. 150 bin lira bütçe ayrıldığı için takas ve pazarlık söz konusu olmuş.

Belgeleri ayrıcalıklı kılan başka bir unsur da iki hilalle damgalanmış olmaları. Yani devletteki en gizli belge derecesi. Aslında tek hilalin varlığı da biliniyor ama onlar kişiye özel olduğu için olmalı ki açığa çıkmadı, çıkarılmadılar. Daha önce ‘servis edilen’ bu tür belgelerde hilal kaşesi yoktu nedense.

Mustafa Kemal’in ise Cumhurbaşkanı olarak Dersim Katliamı sürecinde imzası mevcut elbet. En önemli belgesi de Dersimlilerin katliam günü olarak belirlediği 4 Mayıs 1937 tarihli Bakanlar Kurulu kararıdır. Hatta Trabzon’daki müze evde, Dersim askeri harekâtının haritası var. Yani bizzat yönetmiş. Celal Bayar 1986 yılında Tercüman Gazetesine verdiği bir röportajda, Dersim’in vurulmasına birlikte karar verdiklerini söylemişti.

Ayrıca Seyid Rıza ile de asılmadan önce görüştüğü, bir MAH yani MİT belgesiyle kanıtlandı. Seyid Rıza’nın o ünlü sözü, ‘’senin yalan ve hilelerinle başedemedim bu bana dert oldu, ben de senin önünde diz çökmedim bu da sana dert olsun’’ sözünü infazdan hemen önce Mustafa Kemal’in yüzüne söylediğini varsayıyoruz. Belki de bu sözden sonra Seyid Rıza’nın son isteği olan beni oğlumdan önce asın talebi kabul edilmedi.

Çocukluğu travma içinde geçmiş Mustafa Kemal’in, babanın gözleri önünde oğlunun asılmasına nasıl rıza gösterdiği ise psikolojinin bel ki de psikiyatrinin olanaklarıyla irdelenmelidir. Meselenin bu kısmı öyle geçiştirilecek cinsten görünmüyor. Bu travmaya eğilip bakmak gerekir.

Yine de Dersim katliamını sadece Mustafa Kemal ismi etrafında konuşmamak gerçeği ıskalamaya neden olabilir. Evet,Cumhurbaşkanı olarak bu katliamın yapılmasına olanak veren kararnamelerin altında imzası var. Ancak yanında da vekiller heyetinin imzaları mevcuttur. İsmet İnönü, Celal Bayar, Fevzi Çakmak, Şükrü Kaya gibi kişilerin dahli atlanmamalı. Abdullah Alpdoğan gibi askerleri ve sayısız siyasi, etnolojik rapor yazan çok sayıda istihbaratçıyı da hesaba katmalı.

Uluslararası Ceza Mahkemesinde dava açılabilir…

Belgelerde yazılanlara bakılınca, 1937-38 yıllarında yapılan Dersim Katliamına Almanya ve Amerika’da net olarak iştirak etmiş. Bu belgeler uluslararası ceza mahkemelerinde açılacak olan soykırım suçu davaları için birer kanıt olduğu aşikar. Zaten Recep Tayyip Erdoğan, 2011 yılında henüz başbakanken Dersim Katliamı için özür dilemişti. Belgeler bu ‘özürle’ birleştirildiğinde Dersim Soykırım davası için gerekli belgeler tamamlanmış olacak.

Belgelerde net olarak görüleceği gibi gaz, gaz bombaları, dolum tesisleri ve ‘’Heinkel’’ marka uçakların Almanya’dan, ‘’Marten’’ marka uçakların da Amerika’dan alınması durumu var. Yani Dersim Soykırımına Almanya ve Amerika da bu yönüyle dahil olmuş görünüyor. Böylece katliamın uluslararası boyutu da tescillenmiş oldu.

Belgelerde net olarak bahsedilen kimyasal gazların Dersim Soykırımında kullanıldığı ortadayken, Almanya Başbakanına ve hükümete bu yönlü bir soru önergesinin verilmesi durumunda, hem bu kirli alışverişin detayları ortaya çıkacak hem de başkaca belgelerin görünür olması sağlanacaktır. Yeni belgelerin ışığında Dersim Katliamı daha cesurca tartışılıp, toplumsal yüzleşmenin olanakları da açığa çıkmış olacaktır.

1938 yılında İngilizlerden de zehirli gaz savaşı için uzman istenmiş ama İngilizler en erken 1939 yılında uzman gönderebileceğini söylemiş.İngiltere ile başka ne tür ilişki geliştirdiklerine dair bilgimiz yok şimdilik.

Yeni belgelerde, Almanya’dan alınan uçak bombaları ile otomatik gaz doldurma sistemi için Berlin Ataşesi ile birlikte bir Gaz Mütehassısı (Gaz Uzmanı) görevlendirildiği yazılı. Eğitimin nasıl yapıldığına dair detay yok elimizde. Ama Alman devlet arşivlerinde olduğunu sanıyoruz.

Hala çok sayıda belge gizleniyor…

Çözüm Sürecinde mecliste oluşturulan Dilekçe Komisyonuna 150 bin Dersim belgesi gelmişti. Bu belgelerin gizlilik derecesi düşük olanları az da olsa kamuoyuna yansıdı. Ama çoğu devlet sırrı olarak saklanıyor hala.

Alişêr Efendi ve Zarife Xatun’un arşivi ve özel eşyaları nerede bilmiyoruz. Mesela kayıp kızların dağılımını ve verildiği ailelerin bilgileri ile sürgün belgeleri açılmadı. Seyid Rıza ile birlikte yargılanan, idam edilenler dışındaki insanların başına neler geldiği bilinmiyor. Dersim Mahkemesinin iddianamesi yok ortada. Yine Seyid Rıza ve asılan yol arkadaşlarının mezarları yok. Mezar yerlerini gösteren bir belge vardır diye düşünüyoruz.

(*) ‘’Dersim’de Kullanılan Zehirli Gazlar Nazi Almanya’sından Satın Alındı’’, Hüsnü Gürbey-Mahsuni Gül, Dersim Gazetesi, 2019

(**) ‘’Karga Bülbül Olmaz’’, Nesimi Aday, Dersim Gazetesi, 2015.

(***)‘’Dünya Kan Akan Munzur’un Sesini Duymadı’’, Nesimi Aday, Pirha Haber, 2018.

DERSİM’DE NELER OLMUŞTU…

Anadolu ve Kürdistan Alevileri için ‘anavatan’ maneviyatı taşıyan Dersim, 72  millete bir nazardan bakan inanç felsefesinin yaşamı şekillendirdiği bir ‘rıza şehri’ olarak, kültürel zenginliğimizin parçası olarak görülür.

Otoriteye baş eğmeyen, bağımsız ve özgür olmayı yaşam şekline dönüştüren Dersim, Osmanlı İmparatorluğu’ndan Türkiye Cumhuriyeti’ne kadar hemen tüm iktidarlar tarafından operasyon yapılması gereken bir coğrafya olarak anıldı.Padişahların hakim olmak için ferman çıkardığı, Şeyhülislamların ‘katli vaciptir’ dediği Dersim’e (Tunceli) yapılan askeri operasyonların sayısı dahi bilinmiyor.

Dersim’i, tek millet, tek din, tek ırk ve tek dil anlayışı çerçevesine yaklaşan Cumhuriyet ise,  25 Aralık 1935 yılında 2884 sayılı Tunceli Vilayetinin İdaresi Hakkında kanun çıkarıp, tedip ve tenkil harekatı için zemin hazırladı.

Özel Tunceli kanunu çıkarılıp, katliam için gerekli hazırlıklar yapıldıktan sonra da 4 Mayıs 1937’de Bakanlar Kurulu kararıyla, tarihin en kanlı katliamlarından biri gerçekleştirildi. Türk kaynakları 17 bin civarında insanın öldürüldüğünü söylese de yerel kaynaklar katliamda 60 bin kadar insanın öldürüldüğü tahmin ediyor.

15 Kasım 1937 tarihinde Seyid Rıza, oğlu ve yol arkadaşları Elazığ’da düzmece bir mahkemeden sonra asıldılar. Tıpkı 1925’te asılan Şeyh Said gibi, Seyid Rıza ve yol arkadaşlarının da mezar yerleri bilinmiyor.

Bugün hala Dersim’e dair tüm arşivler açılmamış olup, evlatlık verilen çocukların ve sürgüne gönderilen insanların akıbeti açıklanmış değil.

 

Bu haber 30 kere okundu
  • Bu haberi paylaşın:
UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.