Lütfen bekleyin..
Munzur Haber / Cumhuriyet dönemi: Muş’ta ırkçı iskan ve Kürtsüzleştirme

Cumhuriyet dönemi: Muş’ta ırkçı iskan ve Kürtsüzleştirme

13 Kasım 2020, 09:54

İnönü, Muş ovasının boş kalması halinde "tehlikeli" olacağını, iskânın Türkleştirme amaçlı olması gerektiğini ifade ederek, "İskân olursa Türklüğün sağlam temeli olur. Boş halinde, harici tehlikeden başka, er geç Kürtler burasını doldururlar. O zaman hakikaten Kürdistan yekpare olarak teşekkül eder" diyor.

Cumhuriyetin ilk yılları, coğrafyamız üzerinde homojen bir nüfus yapısı oluşturmak için ırkçı politikaların devlet eliyle en üst düzeyde oluşturularak uygulandığı yıllardır. Muş ve çevresinde bulunan Ağrı, Van ve Erzurum'un Türkleştirilmesi ile bizzat dönemin başbakanı İsmet İnönü ilgilenmiştir.

İsmet İnönü'nün 1935 tarihli Muş ve ilçelerini kapsayan ziyareti sonunda hazırladığı Kürt Raporunda Muş'la ilgili bölüm, etnik temizlik temasına tarihi örneklerden birini oluşturur. İsmet İnönü, Muş'un temel meselelerinin "irtibat, iskân ve zirai program" olduğunu belirtiyor.

Kürt nüfusun kitlesel göçlere tabi tutulduğunu, Muş'ta eskiden büyük nüfusu olan köylerin boşaldığını, Muş ovasının senelerden beri işlenmediğini belirtiyor. İnönü, Muş ovasının boş kalması halinde "tehlikeli" olacağını, iskânın Türkleştirme amaçlı olması gerektiğini ifade ederek, "Muş Ovası boş kalırsa tehlikeli olur. İskân olursa Türklüğün sağlam temeli olur. Boş halinde, harici tehlikeden başka, er geç Kürtler burasını doldururlar. O zaman hakikaten Kürdistan yekpare olarak teşekkül eder" diyor.

İnönü, Muş'un "Türklüğün sağlam temeli" olması için bu bölgeye muhacir iskân etmenin kaçınılmaz olduğunu vurguluyor. Dönemin Birinci Umumi Müfettişi Abidin Özmen'in Kürt bölgelerine girmek ve Kürt asimilasyonunu hızlandırmak için bulduğu seyyar doktor fikrini de benimsediğini bildiriyor.

İnönü, Muş'taki iskân işleri için şu bilgilere yer veriyordu: "Muş Ovası iskân ihtiyacını açık gösterir. Umumi konular arasında iskân işlerinden bahsedeceğim. Ben bu ovada sulama usulü görmedim. Murat'ın bu bakımdan ne kadar işe yarayacağını tetkik etmek lazımdır. Bu ova, iyi cins hayvan yetiştirme çevresi olabilir. Her halde uzun müddet boş kalmayacaktır. Kürtler yavaş yavaş dolduracaktır. Örnek olarak Ebulbahar yakınındaki Sironik köyünde -büyük, eski bir Ermeni köyü- Mutkilileri yerleşmiş buldum. Yerleşmiş olanların çıkarılma teşebbüslerinde zarardan başka bir netice görmediğim için dokunulmaması fikrinde olduğumu Genel Enspektör'e [Umumi Müfettiş] söyledim."

‘Yeni bir Türk şehri’ olarak yeniden kurmak

Muş'tan sonra Kop'a (Bulanık) geçen İnönü, Kop'un "Türk şehri" olarak kurulması fikrini hatırlatarak Bulanık için şunları söylüyordu: "Her taraftan ele geçen muhacirler yerleştirilmeye çalışılmış, bugün yaygara, sefalet ve şikâyet içinde bulunan 1500 kadar nüfus oldukça sulak bir arazide didinip durmaktadır. Birbirinden üç beş sene farkla gelmiş üç tabaka muhacir vardır. Çıldırlılar, Ahılkelekliler, Erivanlılar vs. hemen hepsi hallerinden ve hükümet memurlarından şikâyetçi. İki seneden beri orada bulunan kaymakam asabi, namuskarane iş gördüğünü anlatıyor. Ve kendisi gelen parayı muntazam ve nizama göre dağıtmaktan hesap vereceğini söylüyor. Halk düşkün, feryatlı. Henüz arazileri mal olmamış, çayırlıklar fena taksim edilmiş. Şikâyet ederler. Genç kaymakam oda içinde hıçkırarak ağlar. İşte Bulanık için düşünülen yeni bir Türk şehri fikrinin bugünkü gerçek durumu budur. Genel Enspektör [Umumi Müfettiş], Bulanık'la ciddi olarak meşgul olmak için daha ben orada iken tertip almaya başladı."

Bulanık'tan sonra Malazgirt'e geçen İnönü, Malazgirt hakkında şunları söylüyordu: "Bu kadar bitkin ve fena yer güçlükle tasavvur edilebilir. Hâlbuki buranın da yeni ve temiz bir Türk şehri olarak kurulması bizim için pek kıymetli olacaktır."

İnönü, hatıralarında da Muş'taki iskân çalışmalarına değinmektedir: "Karadeniz bölgesinden Muş civarına, Van ve Diyarbakır bölgelerine muhacir getirdik, yerleştirdik. Şimdi, bu vesile ile söylemek isterim ki, bu memlekette er geç bir iskân politikası uygulanacak ve gerek ormanlık köylerde, gerek dağlık yerlerde geçimini sağlayamayan halk bir yer değiştirmeye tabi tutulacaktır. Zaten halk, tarım şartları ve geçim şartları güçleştikçe, kendiliğinden göç ederek gecekondular şeklinde büyük şehirler etrafında yerleşmekte ve ihtiyaçtan doğma bir iskân rejimi tatbik etmektedir."

Kürdistan’da ırkçı iskanın şefliğini üstlenen İnönü, Malazgirt hakkında şunları söylüyordu: "Bu kadar bitkin ve fena yer güçlükle tasavvur edilebilir. Hâlbuki buranın da yeni ve temiz bir Türk şehri olarak kurulması bizim için pek kıymetli olacaktır."

Kürt kentine Türk demenin maddi temelsizliği

Türkiye Cumhuriyetinin ilk ayrıntılı genel nüfus sayımı, 28 Teşrinievvel (Ekim) 1927'de yapılmıştır. Bu sayede Bitlis Vilâyetinin nüfusu kayıtları içerisinde Muş, Bulanık, Malazgirt ve Varto'nun nüfus kayıtlarına ulaşmak da mümkün olmuştur. Yapılan ilk sayımda il bazında yaşayanların cins, yaş, sağlık durumu ve konuştukları ana dilin istatistik bilgileri kayıtlara geçmiştir. Birçok tarihi gerçek de bu bilgiler içerisinde yer almaktadır. Muş Şeyh Said kıyamından sonra il olmaktan çıkarılsa da veriler, kent ve ilçeler baz alınarak kaydedildiği için oldukça net sonuçlar vermektedir.

III. İnönü Hükümeti (4 Mart 1925-1 Kasım 1927) döneminde genel nüfus sayımının yapılması için gerekli kanun çıkarılmıştır. 896 sayılı "İlk Genel Nüfus Sayımı Kanunu" hazırlanmış, 2 Haziran 1926 tarihinde TBMM'de kabul edilmiş ve Resmî Gazete'de yayınlanarak yürürlüğe girmiştir.

Bu dönemde Muş merkez ve bugünkü ilçelerinin toplam nüfusu 43 bin 584 kişi görünmektedir. Bu nüfusun 21 bin 499 kişisi Muş merkezde, 9 bin 822 kişisi Varto'da, 6 bin 966 kişisi Malazgirt'te ve 5 bin 297 kişisi de Bulanık'ta yaşıyordu. Muş ve çevresindeki köy ve kent dağılımına göre nüfusun yüzde 12.96'sı şehirlerde ve yüzde 87.04'ü kırsalda veya köy-mezralarda bulunuyordu.

TC devlet kaynakları, Muş ve civarında halkın günlük yaşamda kullandığı dilin Kürtçe olduğunu kayıt altına almıştır. Kürtçe, bu özelliğini günümüze kadar da sürdürmektedir. 1927 sayımına göre ana dilleri Kürtçe olanların sayısı 34 bin 897'dir. İkinci grubu 7 bin 283 kişi ile Türkçe konuşanlar oluşturmaktadır. Kürtçe ve Türkçenin dışında Muş ve civarında konuşulan diğer diller Arapça (72 kişi), Acemce veya Farsça (1), Çerkesçe (908) ve Ermenice (10) idi. 131 kişinin konuştuğu farklı diller ise “Diğer Diller” kategorisine alınmıştır.

Veriler, İsmet İnönü'nün Türk ırkını Kürt halkından üstün gören ve ona göre Muş'un bir Türk kenti olduğu savı doğrudan Türk ırkçılığının karın ağrısından başka bir şey değildi.

Kemalizmin sürgün politikaları

Türkiye'de iç göç hareketlerinin içinde önemli yer tutan zorunlu yerleştirme uygulamaları, cumhuriyetin ilk yıllarında Kürdistan'ın insansızlaştırılması için yoğun olarak uygulanmıştır. İç iskan politikası olarak uygulanan zorunlu yerleştirmeler, asıl olarak 1925 Şeyh Sait, 1930 Ağrı ve 1937 Dersim isyanları ardından gerçekleştirilmiş ırkçı politikalara hukuki dayanak oluşturulmuştur.

Bu uygulama, Şeyh Sait isyanının ardından çıkarılan 10 Haziran 1927 tarih ve 1097 sayılı "Bazı Eşhasın Şark Mıntıkasından Garp Vilayetlerine Nakline Dair Kanun" ile 1934 yılında çıkarılan 2510 sayılı yasaya dayanılarak gerçekleştirilmiştir.

Yasanın görünür hedefi göçebe olan az sayıdaki Kürt aşiretleri yerleşik yaşama geçirmek olurken, diğer yandan da Kürt toplumsal yapısının geleneksel yaşam tarzına müdahale ederek onları Orta ve Batı Anadolu'da Türkleştirme politikaları söz konusuydu.

Bu kanunla birlikte Kürdistan'da Dersim (Tunceli), Erzincan, Bedlis (Bitlis), Çewlik (Bingöl), Wan (Van), Amed (Diyarbakır), Agıri (Ağrı), Muş, Erzurum, Xarput (Elazığ), Qers (Kars), Meleti (Malatya), Merdin (Mardin) illerinden 5 bin 074 haneden 25 bin 831 kişi Batı Anadolu'ya sürgün edilmiştir.

Zaman içerisinde şehirleşme ve toprağa bağlı olmayan üretim biçimlerinin baskın hale gelmesi sonucu sürgün edilenler klasik aşiret bağlarının dışına çıksa da Kürtlük bilincinde ve Kürtçenin kullanımında kayda değer bir gerileme olmamıştır. Halen Orta ve Batı Anadolu'nun Kürt meskun bölgeleri, kendi yaşam tarzını ve Kürtçeyi kullanmaktadır.

Muş’a ikinci dalga: Ahıskalı muhacir iskanı

Muş'ta ikinci en önemli iskan, 1930'lu yıllarda daha önceleri Kafkasya'dan Kars ve Erzurum'a gelen muhacirlerin Muş'a iskanı olmuştur. Bu durum ildeki demografiyi değiştirmek için devlet eliyle yapılan müdahalelerin en önemlilerinden biridir. Şeyh Said sonrası bölgeden zorla çıkarılan Kürt nüfus Orta Anadolu'ya sürülürken yerlerine Ahıskalı Türkler ve Azeri kökenliler yerleştirilmiştir.

1931 yılında Muş'ta, Bulanık kazasına gelmiş olan 106 hanede 643 nüfusa 4 bin 695 dönüm toprak paylaştırılmış; Ahıska ve Çıldır muhacirlerinden 42 haneden 186 nüfus ve 97 bekâr mülteci ise Bulanık Merkez ile Tegüt ve Yoncalık köylerine iskân edilmiştir.

Devlet tüm imkanlarını bu "Türk ırkına mensup" göçmenlerin Muş'ta tutunabilmeleri için seferber etmiştir. 14 ev tamir edilmiş ve 15 göçmen aileye iaşe ve tohum ile birlikte verilmiştir. 1932'de Rusya'dan 81 mülteci Bulanık kazasına iskân edilmiştir. Erzurum ve Artvin illerinden 907 nüfus Türk, topraksızlıktan dolayı Muş'a iskân edilmiş ve kendilerine toprak verilerek kendi evlerini yapmaları sağlanmıştır. Ayrıca Muş'a yerleştirilen muhacirlerden birçoğuna da arazinin yanı sıra 474 Lira para yardımı yapılmıştır.

1932 ve 1933 yıllarında da Türk devletinin soydaşlarını Muş'a iskan etme politikası devam etmiştir. Bu yıllarda gelen 152 hanedeki 797 muhacire ev verilmiştir. Ayrıca 13 bin 139 dönüm arazi ile tohumluk iaşe vs. yardımı yapılarak iskân edilmişlerdir.

Bulanık kazasına 308 evde 1408 nüfus muhacir gelmiş ve bunlara ev yaptırılarak 25 bin 609 dönüm arazi ve tohumluk iaşe ile sair yardımlar yapılmıştır. Muş'a gelen muhacirlerin tamamı Rusya ve İran'dan gelmiştir.

1933 yılında Muş'taki iskân işleri için verilen tahsisat 20 bin lira iken 1934'te 44 bin liraya yükselmiştir.

Muş Ovasında yoksul köylüler, tahminen cumhuriyetin ilk yılları.

İç göçle gelenler

Kafkasya ve İran'dan Kürdistan'a getirilen mültecilerin bu coğrafyaya adapte olamadıkları biliniyor. Bu sebeple daha önce Kürtler ile benzer coğrafyada yaşayan Anadolu Türkleri de Kürdistan'a iskan edilmeye başlanmıştır. Türk devlet kaynakları arasında bulunan 1939'da Birinci Umumi Müfettişliğince hazırlanan kitapta Türk soyundan Muş'un çeşitli yerlerine iskân edildiklerine dair kayıt mevcuttur.

Kitapta Muş vilayetine göç ve ilticanın ‘93 Harbi ile başladığı ancak 1923-1936 yılları arasında arttığı belirtiliyordu. Buna göre 1.263 haneden 6 bin 50 nüfus Muş'a iskân edilmiş, hükümet tarafından 172 ev yapılmış, ev yaptırmak için hükümetçe elli arsa verilmiştir. Ayrıca kendilerine parası verilerek yaptırılan ev sayısı ise 430 idi. Söz konusu göçmenlere 110 bin 802 dekar toprak dağıtılmış ve 6 bin 682 tapu verilmiştir. Bu yardımların yanı sıra iskân edilenlere çift hayvanı, çift aletleri ve tohumluk yardımı yapılmıştır. Bulanık ilçesinde göçmenlerin iskân edildiği Yoncalı köyünün su ihtiyacı karşılanmıştır.

Böylece Kürdistan'da merkezi bir geçiş noktası olan Muş üzerinden Kürt yurdu, kuzeyden güneye Kafkas mülteciler ile demografik olarak bölünmeye ve günümüz Türkiye'sindeki "burası hep Türk'tü" safsatasına zemin hazırlanmaya çalışılmıştır.

Bulgaristan ve Romanya muhacirleri

Türk devleti, hakimiyeti altındaki tüm alanlarda etnik ve dini homojenleştirme furyasını CHP iktidarları döneminde kesintisiz uygulamıştır. Bu konudaki en önemli vurgu, Türk ırkı vurgusudur. Bunun için ülke dışından kendisine Türk diyen her yığın Anadolu'ya ve Kürdistan'a taşınmaya devam etmiştir.

1934 yılı sonunda Bulgaristan ve Romanya'dan kitlesel göç başlamış, iskan da hızlanmıştır. Dikkat çekici olan, o güne kadar Anadolu'da mübadele yolu ile boşaltılan Rum ve Ermeni topraklarına iskan öncelikliyken bundan sonrası dönem için Kürdistan'a da yoğun iskanın başlatılmasıdır.

Muhacirler öncelikle Trakya ve Kürdistan'da Malatya, Elazığ, Bingöl ve Muş hattına yoğun olarak sevk edilmeye başlandı. Trakya'da Edirne, Kırklareli, Tekirdağ ve Çanakkale'ye bir yılı aşkın bir süre içerisinde 67 bin göçmen yerleştirildi. 1934 ve 1935 senelerinde Balkanlardan 81 bin dolayında göçmen geldi. Bunların yüzde 82'si Trakya'da, 14 bin göçmen ise Kürdistan'da iskan edilmiştir.

Kürdistan'a gelen göçmenler, Dördüncü Umumi Müfettişlik (Dersim, Elazığ ve Bingöl) tarafından hazırlanan programa göre dört bölgeye iskan edilmişlerdir. Önem derecesine göre 1-4 şeklinde kademelendirilen bu iskan bölgelerinden ilki Elazığ, ikincisi Çapakçur ovası, üçüncüsü Elazığ-Muş demiryolunun ve şosesinin onar kilometrelik sağ ve sol tarafları ve dördüncüsü de Diyarbakır-Erzurum ve Palu-Erzincan yolu üzerindedir.

Göçmenler çoğunlukla Elazığ'a yerleştirildi. Çemişgezek, Palu, Keban, Pertek ve Harput ilçeleri ile bunlara bağlı köylere iskan edilen göçmen miktarı, 1935 sonu itibariyle 5 bin 600'dü. Iğdır'a 1.300, Muş'a 700 göçmen iskân edildi. 1936-1938 arasındaki dönemde Van'a 212 ve Diyarbakır'a 1.369 göçmen yerleştirilebildi. Kürdistan'da iskan, devletin tüm desteğine rağmen Muş'ta yeterli karşılığı bulamadı; göçmenlerin bir kısmı bölgeden ayrıldı, iskanın kendilerine sağladığı avantajlardan vazgeçmek uğruna Türk illerine geri döndü.

1935 yılında Muş'a sevk edilen 700 göçmenin daha bir yıl dolmadan iskan yerlerini terk ederek Çorum'a gitmeleri bu duruma örnektir.

1940-60 arası Romanya ve Bulgaristan göçmenleri

1950'lerde ise geçim sıkıntısı yüzünden ilçeden büyük göçler olmuştur. Posoflular gittikleri yerde semtler ve köyler de oluşturmuşlardır. Bunlardan bazıları Kahramanmaraş, Afşin'deki İnci köyü - Türk Poskoflu, Muş-Muratgören, Bursa-Yıldırım'daki Teleferik Semti ve Zeyniler Köyü, yine Bursa'ya bağlı Kestel ilçesindeki Burhaniye köyüdür.

Muş şehir merkezinden başka nüfusun en fazla yaşadığı yerleşim birimleri sırasıyla Varto (9 bin 822), Malazgirt (6 bin 966), Bulanık'tır (5 bin 297). Bu dönemde nüfusun en yoğun olduğu yerler ise Varto (yüzde 6,1), Muş (yüzde 4,7) ve Bulanık'tır (yüzde 4,2). Nüfusun en az yoğunlukta bulunduğu yerleşim birimi Malazgirt (yüzde 2,3) olmuştur.

Tüm bu tarihi süreçler ardından günümüze kadar yaşanan dönem, Muş’ta iskan politikalarının iflası ile sonuçlansa da yaşanan bu ırkçılık, maddi ve manevi gelişmeleri durdurmayı başarmıştır. Türk sömürgeciliği, tarihler boyunca önemli bir ticaret, tarım ve ulaşım merkezi olan Muş’u bakımsız ve sahipsiz bir yerleşime dönüştürmüştür.

Emrullah Boztaş / Politika

 
Bu haber 53 kere okundu
  • Bu haberi paylaşın:
UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.
Kategorisindeki Diğer Haberler
Tarih boyunca hep fermanlarla yüz yüze kalan Êzidîler, son büyük fermanı, 3..