Lütfen bekleyin..
Munzur Haber / Devletin ‘Filistin’i Kürdistan, Gazze şeridi ise Dersim / Ali Çatakçın

Devletin ‘Filistin’i Kürdistan, Gazze şeridi ise Dersim / Ali Çatakçın

29 Temmuz 2020, 17:58

''Devlet, Dersimlilerin Dersim’e dönüşüne iki refakatçi daha ekledi: Her köye bir okul, bir de karakol. Beyaz soykırım olarak tasarlanan bu planının ilk hedefi, 6-7 yaş grubu arası çocukları aileden koparıp, devletin yatılı bölge okullarında ‘eğitmek’ oldu.''

Nereden başlamak lazım?  Sykes-Picot Antlaşması (1916) ile toprakları dört parçaya bölünen, bu parçalarda kurulan Türk, Arap ve Fars ulus devletlerince inkar ve imha siyasetine maruz kalan Kürtlerin, Türkiye özelinde ise sistem dışına itilmelerine temel oluşturan Lozan Antlaşmasından mı?

Abdülhamid I döneminde (1775) Dersim’de ormanların ateşe verilip, Dersim’in ileri gelenlerinden 60 kişinin kellesinin kesilip İstanbul’a taşınmak istenmesinden mi?

Yoksa Kurtuluş Savaşı süreci olarak (1919-23) kabul edilen, Amasya Tamimi, Erzurum ve Sivas Kongre belgeleri, Amasya Protokolü ile Kürtlerin ve Türklerin ortak vatanı olarak ilan edilen Misak-ı Milli, Kürt-Türk ittifakının temsili olan TBMM’nin ilk bileşiminden mi?

İngilizlerle devam eden Musul-Kerkük anlaşmazlığının, Kürtler aleyhine çok trajik bir anlaşmayla sonuçlandırılmasından mı? 

Cumhuriyetin İngiltere’ye karşı kurulmadığını, bilâkis İngiltere’nin belirleyici desteğiyle Kürtlere karşı  kurulduğundan mı? 

Nereden başlarsanız başlayın, Kürtlerin hedef olduğu bütün bu dönemlerin tarih sayfalarının her satırı kan, gözyaşı, katliam, soykırım, hile, entrika ve oyunlarla doludur.

İsrail’in Filistin işgali ve Filistinlilerin maruz kaldığı mezalim esas olarak İngiltere’nin öncülüğünden 1948’den sonra başlatıldı. 72 yıl.

Kürdistan’ın işgali ve Kürtlerin imha planını, Abdülhamid I ile başlatırsak 245 yıldan beri sistematik olarak devam ediyor. Bu planın içinde Dersim ise, bütün dönemlerde hazırlanan imha planının uygulama alanı ve  başarının pilot bölgesi olarak seçilmiştir.

Osmanlı için inanç kimliğinden ötürü ‘çıban’ başı olan Dersim, yeni Türk devleti için hem inanç kimliği, ama hem de aidiyet kimliğinden ötürü ‘çıban’ başı olarak görüldü.

Osmanlı’nın en son 1894 için tasarladığı, fakat içinde bulunduğu koşullar gereği uygulama fırsatı (Ermeni soykırımı gibi) bulamadığı Dersim’i “Islah’’ programı, Mustafa Kemal ve arkadaşları tarafından bir soykırım (1937-38) konsepti şeklinde gerçekleştirildi.

Yeni Türk Devleti, 1925 tarihli Şeyh Said İsyanından sonra hazırlanan Şark Islahat Planı’nın bir parçası olarak 1927’de çıkardığı sürgün kanunuyla, Kürtleri zorla göçertti ve geri dönüşlerini yasakladı. Yerlerine ise başka insanlar yerleştirdi. Bu fiziki olarak bitirilmeyen toplumu bu yolla bitirmek anlamına geliyordu. 

Bu uygulamanın ilk alanları Diyarbakır ve Bazit (Ağrı) oldu. Bu yörelerden zorla göç ettirilen  1400 kişi batıdaki illere sürüldü. Onların topraklarına, Dobruca’dan, Bulgaristan’dan, Kıbrıs’tan, Kafkasya’dan gelen, getirilen Müslümanlar yerleştirildi. Bu, Kemalistlerin Kürdistan coğrafyasında demografi değiştirme yoluyla Kürt soykırımını sürdürme  girişiminin de ilk uygulamasıdır.  

1927 “Sürgün’’ kanunu, 14 Haziran 1934’de kabul edilen ve Resmî Gazete’de yayımlanan 2510 Sayılı mecburi İskân Kanunuyla devletin kanun hükmündeki uygulaması haline dönüştürüldü. 

Kanunun 2. Maddesi: “Dâhiliye Vekilliği’nce yapılıp, icra vekilleri heyetince tasdik olunacak haritaya göre, Türkiye, iskân mıntıkaları bakımından üç nevi mıntıkaya ayrılır. 1 numaralı mıntıkalar: Türk kültürlü nüfusun tekâsüfü (yoğunlaşması) istenilen yerlerdir. 2 numaralı mıntıkalar: Türk kültürüne temsili istenilen nüfusun nakil ve iskânına ayrılan yerlerdir. 3 numaralı mıntıkalar: Yer, sıhhat, iktisat, kültür, siyaset, askerlik ve inzibat sebepleri ile boşaltılması istenilen ve iskân ve ikamete yasak edilen yerlerdir.”

Dersim soykırımından arta kalanlar,  “Mecburi İskan Kanunu’’ gereği, geri dönmeyecek şekilde Batı, Kuzey ve Orta Türkiye bölgelerine sürgün edildiler.  Bu, 1947 yılında çıkarılan 5098 sayılı kanun ile sürgünlerin iskân edildikleri yerde oturma zorunluluğu kaldırılmasına kadar sürdü. 

1951 yılında çıkarılan 5826 sayılı yasa ile de Tunceli, Van, Siirt, Bitlis, Ağrı ve Kars’ta yasak bölge ilan edilen yerlerde yerleşime serbest bırakıldı. Bu tasarının kanunlaşmasıyla Dersimliler sürgün edildikleri yerlerden Dersim’e geri dönmeye başladı.

Devlet, Dersimlilerin Dersim’e dönüşüne iki refakatçi daha ekledi: Her köye bir okul, bir de karakol. Beyaz soykırım olarak tasarlanan bu planının ilk hedefi, 6-7 yaş grubu arası çocukları aileden koparıp, devletin yatılı bölge okullarında ‘eğitmek’ oldu. Bu okullarda okutulan çocuklara Türk tarihi, kültürü, ırk mensubiyeti yanında, kendi soyuna karşı düşmanlık ve nefret öğretildi. Fakat bütün bunların, Dersimlileri Türk ve İslamlaştırmaya yetmediğini ilk fark eden 12 Eylül 1980 Darbecileri oldu. Buna karşı ilk önlemi alan da onlar oldu.

12 Eylül darbecileri, başarılı olunmayan Türkleştirme planın İslamlaştırma ayağının eksik kaldığından hareketle, her köye kurulan karakol ve okulun yanına bir de cami eklediler.  AKP devleti bu önlemin de yeterli olmadığını, olamayacağını, Dersimlileri bir arada tutan değerlerin daha güçlü olduğunu, ortadan kaldırması gerekenin de bu toplumsal değerler olduğu hesabıyla, Dersim için toptan imha konsepti hazırladı. 

AKP-MHP Devletinin bu konsepti, Dersim’de sadece fiziki katliam ve soykırım planı üzerinden kurgulanmamıştı. Bu imhanın bir yöntemi, buna paralel olarak Dersim’in coğrafyasını yaşanmaz hale getirmek,  doğayı tahrip ve Dersimliler için yaşamın ve toplumsal kültürün kaynağı görülen doğa mekanlarını ortadan kaldırmak, planın diğer bir parçası. 

Bununla, Kürtler için tarih, sosyal ilişki, toplumsal bir arada yaşamı ifade eden, doğa da somutlaşmış bütün anı değerleri  yok edilerek toplumun kolektif hafızası silinmek isteniyor. 

Dersim’de özel bir savaş konsepti olarak uygulanan bu politika, Kürdistan’ın diğer bölgelerine de uygulanıyor. Sur, Hasankeyf, Cizre ve Kürdistan coğrafyasında yürütülen tahribat, toplumun tarihi, kültürel, sosyal ve inançsal hafızasını sembolize eden mekanların,  yapıtların imhası için yürütülen yıkım politikası, bu imha konseptinin bir parçasıdır.

AKP-MHP Devleti uygulamalarıyla, Dersim’de yaşamı imkansızlaştırıyor. Dersimlileri göçe zorlayarak, Dersim’i boşaltmak istiyor. Bunun için Dersim’in ormanlarını içinde yaşayan canlılarıyla birlikte yakıyor. Kutsal mekanlarını tahrip ediyor, Dersim’in dağlarında binlerce yıldan beri yaşamını sürdüren, Dersimliler tarafından kutsanarak bugüne kadar yaşamları güvence altına alınan canlıları, Pequvileri (Dağkeçileri) katlettiriyor… Toplum için sosyal ilişki, toplumsal iletişim ağı vazifesi gören bütün doğa kutsallarını yok ediyor. 

Dersim’in kutsallarının yoğunca yer aldığı 140 bin dönümlük bir Arazi ‘Maden arama Bölgesi’’ ilan ediyor, Dersimliler için soykırımın sembol anı yerlerde otel ve benzeri projeler planlıyor. Tek bir kelimeyle, devlet Dersimi imha etmek istiyor. Bu imhanın da ancak Dersimliler için toplumsal tarihi kolektif hafıza haline gelen Dersim’in imhasıyla mümkün olacağına karar vermiş. 

1968 yılında 185 bin (kazalarıyla) nüfuslu olan Dersim’in 52 yıl sonra, yani bugün ki (kazalarıyla) nüfusu 91 bindir. Bu sayının dışarıdan gelen memur, asker, polis, özel TİM ve öğrenci sayısı olan 20 bini düştüğünüzde Dersim’in Dersimli nüfusu 71 bindir.

İsrail’in Filistin’de Filistinli korucuları, siyasi ve ekonomik işbirlikçileri yok. İsrail’in Filistin politikası, Filistin’i imha etmek değil. Türk Devletinin Kürdistan’da Kürtlerden oluşan korucuları, siyasi ve ekonomik işbirlikçileri var. 

Kürdistan Devletin Filistin’i, Dersim  ise Gaza şerididir. Türk devletinin Kürdistan’daki varlığının,  İsrail’in ‘Filistin’’ ile ‘Gazze şeridindeki’ varlığından farkı, Türk Devleti hem ‘Filistin’ini, hem de ‘Gazze şeridini’  imha etmek istiyor.

Bu haber 35 kere okundu
  • Bu haberi paylaşın:
UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.
Kategorisindeki Diğer Haberler
''İhalenin iptali davası devam ederken alanda çalışmaya başlanılmas..