Lütfen bekleyin..
Munzur Haber / Alevi-Sünni iktidar için karşıtlaştırılıyor

Alevi-Sünni iktidar için karşıtlaştırılıyor

26 Mayıs 2020, 18:29

Zaman ve mekanın ruhunu esas almayan, karşıtlık oluşturan bir bakış açısı, Alevilerin sorunlarını çözmekten ziyade Alevileri Aleviler eliyle köksüzleştirir. Hak-Nehak saflaşmasını, Alevi-Sünni karşıtlığına indirgemek, Alevi inancının Hak anlayışına aykırıdır

Niyazımızla, heq aşkı, xızır gayreti ve gerçek erenlerin himmeti ile.

Ocaxına, pirine, mürşidine, ikrarına turap olanlara aşk olsun.

Ezeli ve ebedi tarihte birleştirenlere, bu gayreti ibadetten sayanlara aşk olsun.

Ortadoğu ve ülkemizde tekçi zihniyetlerin temsilcileri, ezel ve ebed olmak isteyenler, bütün farklı komlari, klanları aşiretleri, ahlaki ve politik yaşayan toplulukları, farklı inançlardaki demokratik yönleri, kaba zor yöntemlerle yok etmeye çalışırken, bir yandan da bunların arasında karşıtlıklar oluşturarak birbirlerine düşman etme siyaseti güderek etkisiz hale getirmeye çalışmaktadır.

Özellikle ülkemizde toplumsal dinamiklerin son derece kırılgan olduğu bir dönemden geçiyoruz. Çoklu kazanım ve kayıpların yoğun yaşanacağı bir süreçtir. Son dönemlerde, kutsal mekanlara yönelik baskılar, darbe söylemleri, bu söylemler üzerinde korku salarak toplumun denetlemeye, kontrole alınması, Alevi dedelerinden meclis oluşturulması, minarelerden ezan okunması, Alisiz Alevilik tartışmalarının gündemde tutulması bu zihniyetin bir sonucudur.

Bugün Aleviliği Türk-İslam Bektaşiliği ve şialık içerisinde eritmeye çalışan çevreler, Yeni Çeri olmaya çalışanlar, çoklu iktidarlardan destek alarak ve en çok da rıza toplumu süreklerinin ortak dil oluşturamamalarından güç alarak bu anlayışlarını görünür kırmaya çalışıyorlar. Bugün Pir Hacı Bektaş Veli ismini ağzına alanlar daha çok balım Sultan hattını yaşatmak isteyenlerdir. Hacı Bektaşi Veli Dersim Merkezli Rêya Heq Alevi ocaklarının piri, mürşidi, Rayberi değildir. Bu bilindiği halde, bir mürşit olmasından kaynaklı hanemize almış, Gulbanklarımızda yer vermiş, en zor anında yanında  olmuşuz. Bu Alevi süreklerinin zorda olmaları halinde birbirlerinin Xızır’ı olmaları mânâsına gelir. Bilinmelidir ki, dergahlar, ocaklar, kutsallar, yol darda ise, Alevilerde zordadır, dardadır.

Özellikle son dönemlerde Alevi kavram ve kuramları ile hareket edenler, Alevilik adına söz kurma hakkını kendinden görenler, farklı süreklerdeki hakikat paydalarını ve ortak yönlerini görmemeleri son derece manidardır. Adeta Alevi kavram ve kuramları kullanılarak, bu inanca hizmet ettiğini iddia ederek, inançlar dinler karşı karşıya getiriliyor, ısrarla bilim adına ilericilik adına bundan taviz verilmiyor. Bilinmelidir ki zaman ve mekan göz önüne alınmadan yapılan her tarihi değerlendirme Nehak zihniyetin değirmenine su taşımaktan öteye gidemiyor. Kendine bilmek, bilimcilik ve pozitivizm yapmak, çağdaş uygarlık, devrimcilik, solculuk adı altında resmi ideolojiyi tanrılaştırmaktır, halkların ortak müştereklerden bir araya gelmesinin önünü keserek barışa darbe indirmektir. Bir taraftan Yezid’e lanet okumak bir taraftan da bu zihniyetin kirine, pasına, günahına bulaşmak arsızlık, nursuzluk ve yüzsüzlüktür.

Alevi inancının olaylara ve olgulara bakışı nettir. Hakikat yöntemi önemli bir yöntemdir. Alevi aklı insanın varoluşundan itibaren, insanlığın düşünsel, felsefik, kültürel, antik hafızasının en doğal olan aklıdır. İnsan kainatın özeti ise, Mikro Evren ise, kainatın aklını bedeninde taşıyan her Can Hak- Nehakı tanımaz mı? Bu antik hafıza, xızır’ın aklı ve dili ile bugüne devriye olmuştur. Bu aklın hakikat-i “Bir’lik içinde çokluk” ilkesidir. Bu mana ile “Birlik”, varlığını oluşturan süreklerin toplamından fazladır.

Alevi inancında bilmek barışla özdeştir. Bu yönüyle bilmenin toplumsal olduğuna inanıyoruz. Bilgeliğin toplumsal bir karşılığı yoksa, bildiğimiz karşıtlık oluşturuyorsa hakikat bunun neresinde? Fam u Guman sahibi olmak nerede? Hani söylediğimiz söz bizi Kemalete ulaştıracaktı? Yol ulularımız, “sözünüzün içinde bilgelik yoksa çiğ sözdür. Gayretiniz hak aşkı xızır gayreti değil ise, sizi marifete ehli yapmaz” kelamı tam da bugünler için söylenmiştir. Söylediğiniz söz, kurduğunuz meydan Alevi toplumunda ayrıştırmalara yol açıyorsa, direnen inanç gerçekliğini etkisiz hale getiriyorsa, dertlere derman hastalara şifa olmuyorsa, mutlaka ama mutlaka yolun hakikatinden uzak bir söylemdir. Hakikati dile getirmiyorsanız, iktidar aklı ile perdeli yiyorsanız, Hakkı öldürüyorsunuz mânâsına gelir. Bilinmelidir ki Hakkı öldürmeye çalışanlar, aslında kendilerini öldürürler.

Özellikle cumhuriyet modernitesi ile beraber başlayan süreçte, kendinden önce yaşamış bütün sistemleri ve sistem unsurlarını gerici kabul etmesi, zamanaşımına uğramış olarak anlatması, bir toplumsal mühendislik projesi oluşturması en fazla Aleviler tarafından kabul görüldü. Eskiden Hak Yol  Alevi sürekleri için “mulhit, kâfir, zındık, din dışı” denilerek katli vaciplenirdi. Günümüz gerçekliğinde ise “ya din dışısın ya da dinselleşeceksin” denilerek tektipleştirilip kontrol ve denetim altına alınmaya çalışılıyor. Bundan hareketle, son 40 yıl zaman zarfı içerisinde Dernek hattı örgütlenmesi Alevilerin enerjisini Sünni karşıtlığı üzerinde kontrol altına alındı. Son dönemlerde yaşananlardan ve karşıtlık oluşturmalardan 40 yıllık bir mücadeleden hareketle bir ders alınmadığı da görülmektedir. Halbuki Sünnilik bir zihniyettir, direnen inanç gerçekliğini kontrol altına alma, inancı tektipleştirme, başlangıçtaki hakikatinden uzaklaştırır duruma getirmedir. Bu mana ile Sünnilik bir iktidar Aleviler Erkanlarında Yezid’e lanet okurken, bir sisteme lanet okuyorlar. Yezit, Muaviye kişi değil, bir sistemin ismidir, temsilcisidir. Aleviler Yezid şahsında somutlaşmış tekçi zihniyetlere lanet Muaviye’nin İslam’ı kendi kabile ve aile çıkarları için, sömürüsüne, zulmünü gizlemek için alet etmesi siyaseti günümüze kadar da devam etmektedir. Bu zihniyeti kendine ilke edinen devletler, Muaviye’nin temsilcileri olarak kabul edilir.

Alevi ile Sünni inancı karşı karşıya getirmek, ilerici-gerici kertesine indirgemek, Sünni camiasının kutsal günlerine kavramlarına modernist bir akılla karşı koymak meseleyi buradan tartışmak, hem yanlış hem bu inancı yaşayan insanları kötülüğün odağı olarak görmektir. Bu da Nehak zihniyetin tam da istediği davranıştır, söylemdir.

Bu karşıtlık dili özelde “Ramazan Bayramı”na yönelik nefret dili, dildeki şiddet, zamanı mekanı ve hakikati göz önüne almadan konuşmak, son dönemlerde beklenen ve istenen bir davranıştır. Yıllardır Alevi-Sünni karşıtlığı yapılarak Alevi katliamlarına meşru zemin hazırlandı. Alevilerin hele hele canlarımızın hala bunun farkına varmaması, indirgemeci, pozitivist kaba materyalist bir yaklaşımla olaylara yaklaşması katliamlara ortam hazırlayanlara katkı sunmaktır. Şu net olarak bilinsin ki, sözümüz ikrar ve rızalık üzerine yaşayanlara, yola talip olanlara değildir.

Aleviler Kendi öz güçleriyle ocakları ile örgütlenmeleri gerekirken, her gün taksitle öldürülmelerden kurtulmaları gerekirken, toplumsal olarak çarmıha gerilmekten kurtulmaları gerekirken, İslamiyetin içindeki Hak ve Hakikat paydası ile demokratik yönleri ile ikrarlaşmaları gerekirken, İslamiyet ve Sünnilik karşıtlığı oyununa gelerek siyaset yapmaları anlaşılır değildir, akla ziyandır. İslâm karşıtlığı adeta patolojik bir hal almıştır. Aleviler İslam’ın direnen inanç gerçekliğini hazreti Hüseyin’in şahsında Kerbela’da, Mansur’un Serdar olmasında, Şeyh Bedrettin’in, Muhyiddin-i arabi’nin, Karmetilerin, Ebuzer’ i Gaffari’nin ve ve daha nice hakikatçinin dünya görüşünde aramalılar.

Alevi Sünni düşmanlığı, iktidarların yaratmış olduğu bir düşmanlıktır. Bu dil Alevinin dili değildir. Emevi İslam anlayışının tekçi zihniyetini, İslam’ın devletleşmiş yönünü, karşıt islamı, zaman ve mekan esası ile eleştirmek yerine, toptancı bir mantıkla İslamı eleştirmek hiç  de hakikatçi bir tarz değildir. Zaten böyle eleştiri yapanlar, ocak örgütlenmesini esas almaktan ziyade, Aleviliği durdukları yerden tanımlayanlardır.

Bir yanda Alevilere kültürel soykırım yaşatılırken, ikrarına bağlı canlarımızın cemallerini kutsallarına çevirmeye çalıştığı bir dönemde, hakikat kaybolan yerde aranmaya başlanırken, yol adına karşıtlık oluşturmanın faydası ne ola ki? Bir yanda Alevi derlenişi sağlanırken, diğer yandan özgürlükçü, demokratik İslami yorumlarına sahip kişi grup ve çevrelerle müşterek diyalog zemini kaybettirmek, kimin faydasına olacaktır? Biz şunu bilmiyor muyuz; Nehak zihniyet toplumu yıllarca Türk-Kürt olarak böldü, sonra Alevi-Sünni (İslamiyet karşıtlığı) şeklinde bölüyor. Yapılacak en doğru şey müşterek noktaları öne çıkarmak, Hak ve hakikat paydasında bir araya gelmek, Hızır aklı ile komlaşarak, fam u Guman sahibi olmaktır?

Halkların, toplulukların, dinlerin, inançların tarihinde önemli günler, bayramlar, şölenler etkinlikler, ritüeller vardır. Bunlar halkların, inananların kutsallarıdır. Topluluğun kutsalı önemlidir, kutsal bildiği değerler üzerinden kendini inşa etmiş sorunlarını çözmüştür. Bütün dinler inançlar bütün sorunlarını ahlaki bir şekilde, toplumsallığı esas alarak çözüm yolları üretmişlerdir. Sürece cevap vermeyen, iktidarlaşan zihniyetlere karşı “ortak” iyiyi inşa etmek için gelmişlerdir. Tarih bize göstermiş ki toplumsal olan aynı zamanda kutsaldır.

Birçok kutsal geçmişten günümüze çeşitli değişikliklere uğrayarak  devriye olmuştur. Yaratılış öyküleri, Tufan anlatımları, Tanrı, Cennet, cehennem tasarımları bunlardan birkaçıdır. Bu kavramlar sadece semitik inancın kavramları değildir, hele hele sadece İslam inancında bulunan kavramlar değildir. Binlerce yıllık kavramlardır.

Her düşünce sistemi kendisinden önceki birçok kavramı kendi bünyesinde taşımıştır. Oruç tutmak, oruç bitiminden sonra bayramlaşmak sadece İslam’a ait bir gelenek değildir. Yeryüzünde oruç tutan bütün topluluklar oruç bitiminden sonra şükranda bulunurlar. Aleviler oruçlarından sonra şükran aşları, lokmaları pişirmiyorlar mı, lokmaları pay etmiyorlar mı? Bizler Sersal da, Gagand zamanında, Hıdırellez de, xizirda ev ev gezip lokma toplamıyor muyduk?

Özellikle Ramazan Bayramı’nı, “Hazreti Ali’nin hakka yürümesinden sonra, Muaviye’nin sevinerek şeker dağıtmasına” indirgeyen aklın, zerre-i miskal kadar tarihi bir hakikati yoktur. Bu tip söylemler yıllardır üst aklın söylemleridir. Doğrudur Alevî inancında “Bayram cemi” denilen bir erkanımız yoktur. Bu son dönemlerde talibine gitmeyen, pirinin darına durmayan ikrarsızların uydurmasıdır. Bir üst aklın planıdır. Bizleri üst aklın söylemleri ile ortaklaşa tıran ne ola ki? Bilinmelidir ki yolun hakikat-i net olarak tanımlamıştır “talibin varsa pirsin yoksa birsin.”

Kaldı ki İslamiyet’te kutsal olan aylar, İslam öncesi dönemde kutsal olan aylardı. Arap kabilelerinin bir biri ile savaşmadığı, kısa süreli de olsa barışın tesis edildiği aylardı.

Savaşılmayan barış tesis edilen, haram aylardı? Hangi kaynak referans alınarak bu söyleniyor. Özellikle bir iki gündür, Alisiz Alevilerin, sosyalist Alevilerin, kendine devrimci Aleviyim diyenlerin, pir aklını, tarihsel hafızayı, geleneği esas almayanların, bir kısmı Avrupa merkezli olan bir akılın ürünüdür. Her ne şekilde olursa olsun bir Nehak aklı olduğu unutulmamalıdır. Bu konuda Rêya Heq Alevi mensuplarının, hele hele pirlerin daha hassasiyet göstermeleri gerekmez mi? Biz kadim tarihe bakarız, Nehak zihniyetin aklına değil. Yaşanan geçmiştir geçmiş insanlık için daha gerçekçidir. Yolumuzun kemaleti, tarihte insanlık deryasında ki manayı ve onun anlama gücüne bakar, hak kelamını söylemeyi ibadetten sayar. Her can tarihin ve sözün gücüne dayandığı oranda tarihte yerlerini alırlar. Zaman ve mekanın ruhunu esas almayan bir bakış açısı, karşıtlık oluşturan bir bakış açısı, Alevilerin sorunlarını çözmekten ziyade Alevileri Aleviler eliyle köksüzleştirir. Hak – Nehak saflaşmasını, Alevi-Sünni karşıtlığına indirgemek, Alevi inancının Hak anlayışına aykırıdır.

..Bizim için aslolan yaşanan geçmiştir. Geçmişte yaşanan insanlık için daha gerçekçidir. Bizler tarihte insanlık deryasında ki manayı ve onun anlama gücüne bakar, hak kelamını söylemeyi ibadetten sayarız.

Her can tarihin ve sözün gücüne dayandığı oranda tarihte yerlerini alırlar. Asıl olan tarihi kimin yön verdiği değil, tarihte nasıl rol almaları, nasıl rol sahibi olacaklardır.

Rıza toplumu perspektifi, Ortadoğu’nun karanlığında xızır Nurudur. Ortadoğu’da tekçi zihniyet paradigmaları iflasın eşiğine geldiler,. Bitkisel hayattadırlar. Bütün bu yaşananların dermanı Rıza toplumu perspektifidir. Özellikle Rêya Heq canları bu konuda daha hakikatçi bir duruş içinde olmaları inançlarının gereğidir.

Gerçeğin demine devranına Hû

Pir Zeynel KETE / Yeni Yaşam Gazetesi

Bu haber 269 kere okundu
  • Bu haberi paylaşın:
UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.
Kategorisindeki Diğer Haberler
Demokratik Alevi Dernekleri (DAD), 4. Olağan Genel Merkez Kongresi’ni Dersi..