Lütfen bekleyin..
Munzur Haber / Dayanışma yaşatır! Mücadele özgürleştirir!

Dayanışma yaşatır! Mücadele özgürleştirir!

25 Mayıs 2020, 17:41

Covid-19 salgını sürecinde HDP’den KCDK’ye, CİK’ten FEDA’ya, Êzdîxan‘dan DİK’e kadar birçok kurum ve yöre derneği dayanışma amaçlı “Kardeş Aile’ kampanyası yürüttü.

Bugüne kadar başta Mexmûr ve Şehba olmak üzere dört parça Kürdistan ve Türkiye metropollerinde yaşayan Kürtler arasından 15 bin kardeş aile edinildi. Zor günlerde paylaşmak, dayanışmak ve ortaklaşmak Kürtlerin tarih boyunca yaşattıkları sosyal ve kültürel değerler olmuştur. Halkımızı sömürgeci ve soykırımcı devletlerin insafına bırakmamak, ‘terbiye‘ etme politikalarına alet etmemek için elbetteki dayanışmalı, paylaşmalıyız. Ama bunun yeterli olmayacağını bilerek dayanışmaya paralel ‘Özgür Birey, Özgür Kürdistan!’ mücadelesinden de geri durmamalıyız.

Bugün halkımız açsa, işsiz ve yoksulsa, toprağından ülkesinden göçertilmişse bunun asıl sebebi sömürgeci devletçi iktidarlardır. Kürdistan binlerce yıl sömürge ülke olmaktan ileri gelen alt üst oluşlar yaşaya gelmiştir. Binlerce yıldır yaşaya geldiği siyasal ve sosyal travmalar yetmezmiş gibi son yüzyılda da Fars, Türk ve Arap egemenlikçi devletlerinin adı bile yasak sömürgesi bir ülke olarak birçok kez katliamlara maruz kalmış, soykırımlar yaşamıştır.

Diğer üç parça bir yana sadece Bakur Kurdistan’ını ele alacak olursak dahi durumun ne denli vahim olduğunu görmeye yeterde artar. Kürdistan binlerce yıldır statüden yoksun sömürge bir ülke olduğundan egemenler yer altı ve yer üstü zenginliklerine el koyarak coğrafyasını talan etmişlerdir. Başta meşe olmak üzere dağları ormanlarla kaplı, Fırat ve Dicle nehirleri ile birçok akarsu Bakur Kurdistan’i ve Mezopotamya topraklarını bolluk ve berekete boğuyordu bin yıl öncesine kadar. Bu nedenle tarih boyunca bu iki nehrimizin suladığı coğrafyaya ‘Altın Hilal’ ya da ‘Bereketli Hilal’ deniyordu. Dağlarımızdaki ormanları gerek yakarak, gerekse keserek yok eden sömürgeciler, nehirlerimiz üzerinden onlarca baraj, yüzlerce HES kurarak bir yandan kendi sistemlerine büyük kazandırırken, diğer yandan da Kürdistan toprağını çoraklaştırmış, çöle çevirerek insanlarımızı göçe zorlamış, gidemeyenleri yoksul bırakarak kendisine muhtaç kılmıştır.

Coğrafyamızın en temel geçim kaynağı hayvancılığı bitirmiş, ekilip-biçilen arazileri verimsiz, ürün alınamaz duruma düşürmüştür. Kürdistan sömürge ülke yerine özgür olmuş olsaydı sadece Haran, Muş, Iğdır ve Mardin ovası hem tahıl ihtiyacını karşılamada hem de birçok sanayi bitkisinin üretim kapasitesi açısından bırakın Kürdistan’ı tüm Türkiye’ye yetecek potansiyele sahip ovalardır. Bu gerçekliğe karşın Kürdistan’da yaşayan halkımızın yüzde 43’i işsiz, iş sahibi görünenlerin yüzde 28’i kendisine ait işi olduğundan işsizler hanesine yansıtılmamıştır.

Kürt nüfusunun yüzde 25’i yoksulluk sınırında bir gelire sahip. yüzde 18 engelli ve yaşlı sosyal politikalara muhtaç bırakılmıştır. Türk devleti Şark Islahat Planı ile birlikte bu süreci ilmik ilmik işleyerek Kürdistan’da bilinçlice yoksulluk, açlık, işsizlik ve kimliksizliği üretmiştir. Bugünde insanlık dışı zihniyetini Bakur’dan Başûr’a ve Rojava’ya taşırmak istiyor. Ekilebilir toprağı sular altında bırakmış, üretim ve kalkınma yerine tüketimi esas aldığından milyonlarca Kürt kent varoşlarına göçmek zorunda bırakılmıştır.

Bugün itibarıyla Bakurê Kurdistan’daki Kürt nüfusun yüzde 70’i metropollere göçertilmiş, Kürdistan’da kalanlara ise ya koruculuk ve ajanlaştırma dayatmış ya da kendisine muhtaç bıraktırarak iradesini çelmeye çalışmıştır. Türk devleti kuruluşundan itibaren askeri operasyonları için en ücra noktalara kadar yol açmış, asimilasyonu gerçekleştirmek için okul, cami ve kışla götürmüştür. Herkesi Türk, herkesi Sünni İslam yapmada hiç mi hiç vazgeçmemiş, kabul etmeyenleri ve direnenleri şaki, eşkıya, vahşi, bölücü ve terörist diyerek katletmiş, defalarca soykırım uygulamıştır. Bugünde bu hevesinden vazgeçmiş değildir. O nedenle yaralarımızı birlikte sarmak için dayanışacağız, paylaşacağız. Yetinmeyeceğiz bizden alınanları, el konulanları kazanmak için hem örgütlü mücadele içinde olacağız. Hem de beklemeden dilimiz, kimliğimiz, kültürümüz ve inancımızın hakikati ile buluşmanın kolektif ilişkilerini harekete geçireceğiz.

Son dönemlerde birçok kurum ve yöre derneği dayanışma kampanyası paralelinde ana dilini konuşma ve yazma seferberliğini de harekete geçirmiştir. Önemli bir gelişme olmakla birlikte bu çalışmayı sürdürülebilir örgütlü bir faaliyete dönüştürmemiz gerekiyor. Avrupa genelinde komellerimizin (dernek), camilerimizin, dergâhlarımızın ve Êzdîxanlarımızın varlığı büyük imkan demektir. Halkımızın örgütlü olduğu bu kurumlarımızın yanı sıra sivil toplum örgütleri ile yöre dernekleri zaman kaybetmeden ana dil seferberliğini gündemlerine aldıklarında devletin bizden çaldığı annemizin ak sütü kadar helal olan ana dilimizi geri kazanmış olmakla kalmayacağız, on binlerce yıllık ana dilimiz yarınlara ve yarınların yapım ve yaratım faaliyetlerine taşımış olacağız.

Demir ÇELİK / Politika

Bu haber 33 kere okundu
  • Bu haberi paylaşın:
UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.
Kategorisindeki Diğer Haberler
Sivas Katliamı'nda yaşamını yitiren Gülsün Karababa’nın günlüğüne “Bu d..