Lütfen bekleyin..
Munzur Haber / Êzîdîler: İnanç soyumun temsilcileri

Êzîdîler: İnanç soyumun temsilcileri

07 Ağustos 2019, 08:25

"Ocaktaki ateşi su ile söndürmek günahtır. Toprağın verdiği yiyecekler, Êzîdîliğin kitabı “Mishefa Reş“ de, “Çarşema Sor” bayramı da kutsaldır."

Benim halkım, tutunup yaşamak için, “Orta Asya kıtlık ve kuraklığından kaçan göçmen“ yalanına sığınıp köklerine, soyuna tüküren türediler kalabalığı değildir.

Buzul çağından beri, Kürdistan’ın yerlisi bir halktır. Kürt derler adına. Êzîdîler ise inanç soyumun temsilcileri. Kutsal kitapları “Mishefa Reş“ bile Kürtçe. Bu yönüyle Kürtlerin, Kürtlüğün onuru onlar…

Öte yandan, tarihsel olarak devinen inanç evrimi ve sosyal devrimlerin seyircisi değil, objesi, yaratıcısıdır benim halkım. İlk çağlarda, çoğu halklar gibi Pagan’dık. Anlam verip büyüsünü çözmediğimiz olgu, baş edemediğimiz olaylar, ulu tepeler, hatta hayvanlar, gökte ölüm ve yangın kıvılcımları çakan şimşek birer Tanrıydı. Hem iyilik, hem de gerektiğinde öfke saçan…

Ancak benim halkım, bir çoğundan farklı olarak, dinsel evrimlerden sonra dünlerine sövgüye geçmediler. Eski dinlerinin ritüellerini zenginlik olarak yaşattılar.

Buna herkes gibi, ben de tanığım ki, dağlarımızın pek çok ulu tepesi, hala kutsaldır. Daha geçenlerde, Munzur Dağı adına bir festival düzenlendi, Dersim’de.

Benim babam ise ibadetini aksatmayan bir Müslümandı. Ama Pagan ritüellerinden bazılarını da yaşatıyordu. Mesela, her son bahar, geleneksel “beran berdan”a” (koç salımı) demlerinde, en besili koyunlarından birini, sunduğu bereket ve koruyuculuğa şükran için, kutsal “Kurê Galurê” tepesine kurban ediyordu.

Tıpkı Paganların Tanrılara kurban sunumunda bulunması gibi.

Kürtler, Paganizmden Zerdüştlüğe, bu arada yer yüzünün ilk tek Tanrılı dini olan Êzîdîliğe geçtiler. Aslında, bu iki inanç birçok yönüyle katışık, ritüelleri iç içedir.

Daha sonra İslam’a geçtiklerinde de eski inançlarını ret ve inkar etmediler. Daha dün dinini de soyunu değiştiren, kimi soysuzların yaptığı gibi sövgü ve tükrükle yürümediler, kadim inançlarının üstüne.

300 sene İslam’a karşı direnen Kürtler, daha sonra bu inancı zenginlik ve renginlik olarak kabul ettiler. Üçünün senteziyle dünyayı renklendirdiler.

Mesela güneş (aydınlık), ateş, gökyüzü, topak ve su ile yer yüzünün nimetleri hem Zerdüştün, hem de Êzîdîliğin kutsallarındandı. Müslüman olduktan sonra, bunlardan vazgeçmediler. Kenara atıp üstünde tepinmediler.

Güneşin üstüne yemin ediliyor, günümüzde de. Öylesine kutsal…

Canlıyı (ruhu) kutsayan, insanı yüceltendir, Zerdüşt ve Êzîdî inancı. Müslüman Kürtler, hala öyledir.

Su içen yılanı rahatsız etmeyi bile günah sayarlar.

Ocaktaki ateşi su ile söndürmek günahtır. Toprağın verdiği yiyecekler, Êzîdîliğin kitabı “Mishefa Reş“ de, “Çarşema Sor” bayramı da kutsaldır.

Mesela Zerdüşt ve Êzîdîlikte güneş batmıyor, akşam Tanrının evine gidiyor. Sabah da geri dönüyor. Annem, kendince iyi bir Müslümandı. Her sabah, güneş huzmeleri daha dağların ardından zerikleşip süzülmeden kalkıyor, kapı ve pencereleri açıp aydınlığa yol veriyor, ev içini, Tanrının evinden iyilik ve güzellikler getiren güneşle dolduruyordu. Eski çağlardaki gibi, mum yakarak ölülerimizin yolunu aydınlatırız, biz Kürtler.

Barbarlar, bu yüzden, insani bakış açıları, canlıya verdikleri değer yüzünden Kürtlere düşman kesildiler. Yurtlarını işgal ve talan ettiler. Sahibin, yani “Xweda”nın verdiği dili, bağışladığı aidiyeti, soyu yasakladılar.

IŞİD ve işbirlikçilerinin İslamına bakın bir de:

İnsan kesiyor, diri diri yakıyor, Allahu ekber diye diye soyguna, soykırım ve tecavüzcülüğe koşuyor, bilezik, yüzük almak için, kol, parmak kesiyor esir kadınları köle pazarında satıyor, şehirleri insan başına yıkıyorlar. Cizre’de, Nusaybin, Şırnak, Sur’da gördük, şehirleri ölü tarlasına çeviriyorlar.

Kürt katilleri adı, birer kutsal gibi yükseklerde tutuluyor. Atatürk‘ün Dersim celladı general Abdullah Alpdoğan‘ın adı Dersim’de, Osmanlı Paşası Êzîdî celladı Melik Ahmet’in adı da, Amed’de bir caddenin tabelası olarak yaşıyor.

Yaşar Kemal, “Fırat Nehri Kan Akıyor Baksana“ kitabında, Atatürk askerlerinin kestiği kadın memelerinin yerde nasıl segirdiğini anlatıyor.

Ve dahasını yaptılar: Kürtlere kötücülüğü ödüllendirdiler. Botan Miri Bedirhan Êzîdî kanıyla kılıcını yıkıyor, Güneyde, Mir Mihemed Osmanlı paşalarına özenerek insan başları ile piramit örüyor, saldırıya uğrayan Êzîdî ise “ey Xweda“ diyerek Hewar diyor, öteki de, “ya Xweda“ diye diye güç dileyerek kılıç sallıyordu.

Son Şengal kırımı, 73. Kürt Êzîdîlerin Fermanı diye adlandırılıyor. Ferman, Osmanlı ve Türk ölüm taarruzlarına verilen isimdir. Bir Êzîdî entelektüel olan Eyüp Burç, Şengal vahşetinin yıl dönümünde, “ne 73’ü, en az 100 ferman yaşandı“ diyordu.

IŞİD’in beş sene önce, dünyanın gözü önünde işlediği cinayet, birçok yönüyle kanıyor. Koruyucuları ve onlardan “Kuvva-i milliye“ adıyla orduları da kuran Türkler, yarım bıraktıklarını tamamlamak için diş biliyor. Türklerin reisi Erdoğan, Şengal’i gözüne kestirmiş,“bir gece ansızın“ diye mırıldanarak, aç kurt iştahıyla bakıyor çocuklara, kadınlara.

Hadi Kürtler, şimdi bir ve beraber olma zamanı.

Evet, şimdi değilse ne zaman. Katil, yeni fermanlarda can alma hazırlığında baksana…

Ahmet Kahraman / Özgür Politika

Bu haber 26 kere okundu
  • Bu haberi paylaşın:
UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.
Kategorisindeki Diğer Haberler
Cumartesi Anneleri, sağanak yağmura rağmen eylemlerinin 751’inci haftasında..