Lütfen bekleyin..
Munzur Haber / Erdal Er: Rojava izlenimleri -2-

Erdal Er: Rojava izlenimleri -2-

03 Ağustos 2019, 13:43

. ‘’Ergun abi, Erdoğan zaten sizi ‘’hain’’ ilan etmiş. Karşısı Cizre, sizi teslim edelim. Diyeceğiz ‘’içinizdeki hainleri’’ size veriyoruz. Yeni bir sayfa açalım. Böylece Rojava ve Türkiye barışını sağlamış oluruz.’’ Ağır hava yerini yüksek sesle kahkahalara bırakıyor.

Rojava’nın Amude kentinde düzenlenen Uluslararası ISIS (DAİŞ) Forumu’nun ikinci ve üçüncü gününde önemli sunumlar yapıldı. Konuşmacılar tarafından DAİŞ’in insanlığa karşı işlediği suçlarla ilgili görsel ve yazılı belgeler sunuldu. Her konuşmacı, Erdoğan ve Türkiye’nin DAİŞ’le olan ilişkisine projektör tuttu.

BATI DAİŞ’Lİ VATANDAŞLARINI GERİ ALMA TARAFTARI DEĞİL

 Erdoğan’ın foruma katılanları neden ‘’hain’’ ilan ettiği buradan daha iyi anlaşılabilir. ‘DAİŞ vahşetiyle yüzleşme nasıl olacak?’, ‘Kuzey ve Doğu Suriye’de tutuklu olan 12 bin 500 DAİŞ üyesinin yargılanması nasıl yapılacak?’,  Bu soruların yanında, tutuklu statüsünde olmayan, kayıt altına bulunan; 3 bin 858 584 DAİŞ’li kadın, 10 bin 313 çocukla birlikte Hol, Ayn İsa ve Roj kamplarında tutuluyor ve onların da geleceği tartışılıyor.

Ancak gerçek sayının daha fazla olduğu söyleniyor. Batı ülkeleri bu kamplarda bulunan vatandaşlarını geri alma taraftarı değil. Bu konuda forum katılımcıları batılı ülkeleri iki yüzlü davranmakla suçluyor. Eleştiriler haklı. Avrupa ülkeleri başta olmak üzere dünyanın her tarafından DAİŞ üyeleri hiç bir engelle karşılaşmadan, ellerini kollarını sallayarak Suriye ve Rojava topraklarına ulaştılar. Bu çeteler birer ‘’özgürlük savaşçısı’’ gibi sunuldular. Avrupa ile Türkiye arasında güvenli hava ve karayolu kurdular.

Bunları Rojava’ya yollarken iyiydi, peki sıra geri almaya gelince neden kötü? Karanlık nokta da burada başlıyor. Rojava Stratejik Araştırmalar Merkezi bu tür forumlar düzenleyerek, sorunun büyüklüğüne, karmaşıklığına dikkat çekmek istiyor.  Sorunun çözümü için uluslararası mekanizmaların kurulması zorunlu. Konuşmacılar Birleşmiş Milletler ‘in (BM) sorumluluk üstlenmesi çağrısında bulunuyor. Bu devasa sorunun tek başına Kuzey ve Doğu Suriye yönetimince çözülmesini beklemek adil olmadığı gibi, çözüme de yer bırakmıyor.

Sağlıklı bir yüzleşme yapılmadan bu topraklarda gelecek inşa etmek ve kalıcı barış sağlamak mümkün görünmüyor. DAİŞ ve suç ortaklarının uluslararası bir mahkeme tarafından yargılanması öncelikli mesele. Ancak bu konuda elle tutulur bir gelişme olduğu söylenemez. İsveç, Hollanda gibi ülkelerin bazı girişimleri var ancak yeterli değil. DAİŞ karşıtı koalisyon içinde 73 ülke var ve bu ülkelerin tek görevi DAİŞ’i askeri olarak yenmek değil, aynı zamanda yargılanmaları için de sorumluluk üstlenmek olmalı.

Konuştuğumuz insanlar; yargılamaların kolay olmayacağını, en büyük engelin hali hazırda devam eden savaş, Türkiye başta olmak üzere pek çok ülkenin DAİŞ’le olan açık-gizli ilişkileri olduğunu söylüyorlar. Yargılama olduğu zaman kaçınılmaz olarak; DAİŞ’i destekleyen, savaştıran, suçlarına göz yuman, silah ve lojistik sağlayan ülkeler de mahkum olacaktır. Ülkeler bunu istemedikleri için uluslararası mahkemeye sıcak baktıkları söylenemez. Çeşitli bahaneler öne sürerek, süreci belirsizliklere sürüklüyorlar.  Oysa DAİŞ süreci tamamlanmış ve sadece geçmişe ait bir sorun değil. Halen geniş bir coğrafyada etkin ve küresel bir tehditten söz ediyoruz.

RIMELANIN PETROL KUYULARI

Bir başka  dikkat çekilen konu ise; Kuzey ve Doğu Suriye Özerk yönetimin siyasi olarak tanınmaması. Görünen o ki, kısa sürede sorunun çözülmesi mümkün görünmüyor.

Forum kapanışında sonuç bildirisi açıklanıyor. Çözüm yolları sıralanıyor. Sorunun nasıl çözüleceği belli. Önemli olan devletlerin ağız bükmeden, sırtını dönmeden sorunun çözümüne yardımcı olmalarıdır.

Forumdan sonra sahaya inip gelişmeleri yerinde gözlemlemek istiyoruz. Talebimiz kabul ediliyor ve gerekli izinler hızla çıkarılıyor. Qamışlo’dan petrol kenti Rimelan’a doğru yola çıkıyoruz.

KANADALI MUHAMMED ALİ İLE GÖRÜŞME

Gazeteci Delil Zilan bize eşlik ediyor. Rimelan’da resmi bir daireye geçiyoruz. Daha önce isimlerini yetkililere verdiğimiz DAİŞ tutuklusu iki kişi getiriliyor. Ayrı ayrı odalara alınıyorlar. Fehim Taştekin, Hayko Bağdat, Mustafa Aydın ile görüşüyorlar. Ergun Babahan ve ben ise Kanadalı tutuklu Muhammed Ali ile görüşmek için başka bir odaya geçiyoruz.

Uzun bir görüşme oluyor. ‘Neden DAİŞ’e katıldın’ sorusuna; ‘’İslamı daha iyi yaşamak için’’ diyor. Savaşa katılmadığını iddia ediyor. Herkesin aynı hikayeyi anlattığını hatırlatınca; ‘’Evet, çoğu yalan söylüyor bu doğru ancak YPG gerçeği biliyor.’’ diye karşılık veriyor.

Tek isteğinin Kanada’ya geri dönmek olduğunu ekliyor. Ancak şimdiye kadar bu konuda ülkesi yeşil ışık yakmış değil. Belirsizlik onun için de temel sorun. Karısı Rida ve iki çocuğu Roj kampında tutuluyor. Her ne olacaksa bir an önce olsun istiyor.

Yetkililere hapishanelerin durumunu soruyoruz. ‘’Tutuklu sayısı çok yüksek. Yargı süreci devam ediyor. Sorunlarımız yok diyemeyiz, var. Uluslararası evrensel hukuk normlarını esas alıyoruz. Kötü muamele, işkenceye izin vermiyoruz. Bizim üçüncü yol projemiz temel insan hakları ve yüksek hukuka dayanır. Ancak karşı karşıya olduğumuz sorun, bizim kapasitemizi aşıyor. Bunun için uluslararası destek şart. Ayrıca DAİŞ sorunu sadece bizim değil, dünyanın sorunu. Çözümü de ortak olmalıdır. Beklentimiz uluslararası mahkemenin bir an önce kurulup yargı sürecinin tamamlanmasıdır.’’

ENDİWAR’DAN CİZRE’YE BAKIYOR; ÖFKELENİYORUM

İki DAİŞ’li tutukluyla görüşmemizi tamamlayıp, Roj kampına gitmek için Derik kentine doğru yol alıyoruz. Derik kent merkezinde durmadan geçiyoruz.

Aracımız Endiwar’ın tepesinde duruyor. Cizre karşımızda. Susuyoruz. Söylenecek söz bulamıyoruz. Ağır bir hava oluşuyor. Hiç birimiz gidemiyoruz. En kıdemli olan benim. 23 yıl olmuş. 2014 yılında gazeteci Hasan Cemal’le Endiwar’a gelmiştik. Derik’le Cizre birbirine bakıyor. Her iki kenti Dicle suyu ayırıyor. Yine uzun uzun Cizre’ye bakıyoruz. Buraya kadar gelip Cizre’ye gidememek sadece can sıkmıyor, öfkelendiriyor da. İnsanın ülkesinin bir parçasının kendisine yasak olması bir yarısının yok olduğu anlamına gelir. Suyu geçsen Cizre’desin. Ancak biz gidemiyoruz. Silahlı adamlar buna izin vermeyecek. Onların gözünde biz, ‘’vatan haini’’, ‘’terörist’’, ‘’bölücü’’ kişileriz.

Bunun için hukuksuzluklarını kabul etmeyenleri öldürmek için kırmızı, yeşil, turuncu ve gri listeler yapıp insanların başına ödül koyuyorlar. Yapay sınırlarla aileleri, köyleri, kentleri birbirinden ayırıyorlar. Akla ve hayale sığmayacak acılar yaşatıyorlar. Büyük felaketlere ve trajedilere sebep oldular. Hepimizin aklına Cizre’nin yakılıp yıkılması ve bodrumlarda insanların diri diri yakılması geliyor. Sadece zor yıllar değildi, yarası kapanmayacak yıllardı. Cemile Çağırga ile Mehmet Tunç’un başına gelenler nasıl unutulur?

Gazeteci Delil Zilan ağır havayı dağıtıyor. ‘’Ergun abi, Erdoğan zaten sizi ‘’hain’’ ilan etmiş. Karşısı Cizre, sizi teslim edelim. Diyeceğiz ‘’içinizdeki hainleri’’ size veriyoruz. Yeni bir sayfa açalım. Böylece Rojava ve Türkiye barışını sağlamış oluruz.’’ Ağır hava yerini yüksek sesle kahkahalara bırakıyor.

KADINLARIN HAKLI ZAFERİ

Hüznümüzü sırtlayıp Derik’in içine geri dönüyoruz. Akşam yemeği için kadınların çalıştırdığı Çarçela lokantasına geçiyoruz. Dünya onları DAİŞ’e karşı verdikleri savaşla tanıdı. Şimdi sadece savaşta değil, hayatın her alanında etkin olduklarını gösteriyorlar; yeniden inşa ederek. ‘’Kadınlar daima savaş kurbanlarıdır ve tarih tarafından unutulmuşlardır’’ sözü boşuna söylenmemiştir. Savaşmak, savaş yönetmek sadece erkeklerin işi olarak algılandı, kadınlar yok sayıldı. Erkek dünyası onlar ancak geri cephede yemek yapar, yaralıları tedavi edebilirler rolü uygun bulmuştu.

Fransa’dan bir örnek gerçeği anlamamıza yardımcı oluyor. 2. Dünya savaşında binlerce kadın erkeklerle birlikte omuz omuza savaştı. Savaş bittiğinde kadınların bu mücadelesi de unutuldu. Kadınların ödediği bedeller de erkeklerin hanesine yazıldı. Fransa’da 1945’de 1030 erkeğe karşın sadece 6 kadın ‘Direniş Nişan’ı aldı. Sadece altı kadın ‘Özgürlük Yoldaşı’ ilan edildi.

Dünyanın pek çok yerinde bu böyle olagelmiş. Ancak Kürdistan devrimiyle kadınların yok sayılan bu hakkı da teslim edilmiş oldu. Bu onlara bahşedilen bir ödül değil, kendi mücadeleleriyle elde ettikleri haklı bir zaferdir.

Rojava için ‘kadın devrimi’ denilir. Abartılı bir söz değil. Rojava’ya gelip Derik, Qamışlo, Kobane kabristanlarında yatan genç kadınların mezarlarını gördüğünüzde bunu anlıyorsunuz. Bugün Rojava’da Kürt kadınlar Fransız, Alman, Afrika’lı kadınların da tarihsel mücadelelerinin mirasını temsil ettiklerine inanıyorlar.

HALK ARASINDA TEK SORUN ERDOĞAN

Onların yok sayılan ve görmezden gelinen onurları için savaşıyorlar. Kobane ve Raqqa savaşını, kadın komutanların yönettiğini hatırlatmakta fayda var. Dünya, kadınları, Kuzey ve Doğu Suriye’de daha çok savaşırken tanıdı. Ancak kadınlar sadece savaşmıyor. Yönetimde etkin oldukları gibi, ticarette de öncülük ediyorlar. Kurdukları kooperatifler, komünler aracılığıyla; tarım, tekstil, temel gıda ve gastronomi alanında faaliyet yürütüyorlar.

Çarçela lokantasını da genç kadınlar çalıştırıyor. Hava çok sıcak. Klimalar çalıştırılıyor. En güzel ev yemekleri servis ediliyor. Tadına doyum olmuyor. Hesabımızı ödeyip, teşekkür edip ayrılıyoruz. Geceyi Derik’te geçiriyoruz.

Roj kampı yetkilileri, DAİŞ’li kadınlarla görüşmek için bize saat 13.00’a randevu vermiş. Sabah kahvaltıdan sonra kenti dolaşıyoruz. Asuri ve Ermeni kiliselerini ziyaret ediyoruz. Bu işe en çok -tahmin edileceği gibi- Hayko Bağdat seviniyor! Eş, dost ve kendimiz için keyfiyeler satın alıyoruz. Ergun Babahan, Fehim Taştekin ve ben aynı renk olan kefiyelerimizi başımıza geçiriyoruz.

Esnafla konuşuyoruz. Ortak görüşleri şu; ‘’Tek sorun Türkiye ve Erdoğan. Başka her şey güzel. Erdoğan’ın tehditlerinden bıktık, usandık. Kürt düşmanlığı yapıyor. Bizim kime ne zararımız olmuş? Burası bizim toprağımız ve toprağımızı savunacağız. Asuri, Ermeni,  Arap, Türkmen, Çerkes ve Kürtler kardeştir.’’ diyorlar.

Öğle sıcağında esnaf kepenkleri indirip evine çekiliyor, bize ise Roj kampına gitmek için yola çıkıyoruz.

ROJ KAMPINDA SADECE KADINLAR VE ÇOCUKLAR VAR

DAİŞ’li kadınların çocuklarıyla birlikte tutulduğu Roj kampına 20 dakikada ulaşıyoruz. Kampın girişinde araçlarımız durduruluyor. Sıkı güvenlik önlemleri alınmış. Randevumuz olduğunu söylüyoruz. Belgeler incelendikten sonra kampa girişimize izin veriliyor. Kamp müdiresi güler yüzlü, sempatik, güven veren ve sıcak kalpli biri. Herkesin derdine yetişmek için çabalıyor.

Yüzlerce çadır yan yana kurulu. Çadırlara sıcaktan korunmak için klimalar konulmuş. Kampta,  529 kadın ve 1120 çocuk bulunuyor. Dünyanın her yerinden kadınlar var. Çocuklara bakıldığında çeşitlilik rahatlıkla anlaşılıyor. Kampın bütün çalışan ve yöneticileri kadın. Erkekler sadece güvenlik sağlamak için var. Kampta tutulan kadınlar dış dünyayla bağlantı kurabiliyorlar. Aileleriyle düzenli görüşmelerine izin veriliyor ve kamptakilere para havale edebiliyorlar. Kamp yönetimi dışarıdan çok az yardım aldıklarını söylüyor. ‘’En büyük sorun, çocuklar. Eğitim için imkanlar var. Okul açılmış. Ancak bu çocukların anneleriyle büyümesi ciddi bir sorun. Normalde bu çocukların rehabilitasyon programına alınması gerekir. Ancak şu anda bu imkanlara sahip değiliz.’’

Bu  çocuklar anneleriyle birlikte kaldıkları sürece nasıl bir eğitim alacaklarını tahmin etmek zor değil. Kuzey ve Doğu Suriye yönetimi sahip olduğu imkanlarla bu sorunlarla baş edemez. Bu çocukların sağlıklı bireyler olarak hayatlarını sürdürmeleri ve eğitim almaları için mutlaka bir yol bulunmalıdır. Bu da ancak uluslararası destekle olabilir.

Kampta tutulan 5-6 DAİŞ’li kadınla sohbet ediyoruz. Konuştuğumuz kadınların çoğu Türk. Belçika’dan Faslı eşiyle birlikte DAİŞ’e katılan Selin konuşmak istemiyor. Konuşunca ‘’psikolojisinin bozulduğunu’’ söylüyor.  Belçika’dan geldiğimi söylüyorum. Brüksel, Türk mahallesinden söz ediyorum. Heyecanlanıyor. Ancak konuşmamakta kararlı. Avukatları, ‘’medyaya konuşma, yoksa vatandaşı olduğunuz ülkeler sizi geri almaz’’ diye uyarmış. Tek bir şey söylüyor: ‘’Belçika bizi geri alsın.’’ Daha fazla konuşması için üstelemiyoruz.

 

Belli ki konuşmamak için ortak karar almışlar. Görüştüğümüz diğer kadınlar da sorulara bildik yanıtlar veriyor: ‘’Kandırıldık’’, ‘’eşim bizi getirdi’’, ‘’böyle olduğunu bilmiyorduk’’, ‘’biz bir şey yapmadık’’ gibi klasik yanıtlar…. 

TÜRKİYE’YE GİTMEK İSTİYORLAR

Danimarka’dan DAİŞ’e katılan Kürt asılı Yağmur Kılıç ile konuşuyoruz. Babasının HDP’li, kendisi dışında bütün ailenin yurtsever olduğunu söylüyor. ‘’Faslı  eş kurbanı olduğunu’’ ima ediyor. Bu konuyu uzatmak istemiyor. Bir an önce kamptan çıkıp ailesine kavuşmak ve ‘’geçmişi unutmak’’ istediğini tekrarlıyor. Geçmişi unutmanın tek başına sorunları çözmeyeceği açık. Bazen siz geçmişi bıraksanız bile, geçmiş sizi bırakmayacaktır. Bir an aklıma DAİŞ bu kadar insanlık dışı vahşet yaparken, bu kadınların hemcinsleri Ezidi kadınlarını pazarda satarken bunlar ne yaptı? Sorusu düşüyor aklıma. Sadece oturup izlediler mi? Konuştuğumuz diğer kadınlar da, ’’Türkiye’ye iade edilmek istiyoruz’’ diyorlar. Ancak Türkiye Rojava’da kamplarda tutulan bu kadınları almıyor.

Kamp yönetimi gerekli yerlere çağrılarını yapmışlar: “Bütün ülkelere defalarca çağrı yaptık. Türkiye’ye de yaptık. Bunlar sizin vatandaşlarınız, geri alın. Tek şartımız kötü muamele olmaması, adil  yargılanma hakkı ve idam edilmemeleridir. Bu koşularda iade etmeye hazırız.’’

Türkiye, Kuzey ve Doğu Suriye Özerk yönetimini tanımadığı için ilişki kurmaktan kaçınıyor.  Güney Kürdistan üzerinden bu kadınları almak istiyor. Ancak bu yöntemi de Kuzey ve Doğu Suriye yönetimi kabul etmiyor. ‘’Atsınlar imzayı, alsınlar’’ diyorlar. Kadınlarla görüşmemizi tamamlayıp kampın içini geziyoruz. Bir tek kadın dışarıda yok. Bizi gören çadırın içine kaçıyor. Çocuklar hiçbir şeye aldırmadan oyun oynuyorlar. Bizim varlığımıza pek şaşırmıyorlar. Belli ki  daha önce gelip giden gazeteciler ve heyetlerin varlığına alışkınlar. Kamp yetkilileri birkaç fotoğraf çekmemize izin veriyor. Kadınların fotoğraflarını onayları olmadan çekmememizi rica ediyorlar. Çektiğimiz birkaç fotoğrafı siliyoruz. Türkiye’nin tehditleri devam ettiği sürece DAİŞ’li tutuklular ile kamplarda kalan çocuklu kadınların gelecekte çok ciddi bir güvenlik sorunu oluşturduğunu not edin bir yana.

Vedalaşıp kamptan ayrılıyoruz. Derik merkezde konuştuğumuz 56 yaşındaki Hesen Muhammed sözü  alıyor, ‘’Derik’in DAİŞ’le anılmasını istemiyoruz. Bir an önce devletler bu işe el atsın ve bu sorun çözülsün istiyoruz,” diyor.  Devletler bu işe ne zaman el atacak? Bu konuda bir tahminde bulunmak bile şu havada o kadar zor ki. Zira Ortadoğu, sabah birlikte kahvaltı yapanların akşam savaştıkları, bir sonra ki gün konuştukları bir yerdir…

YARIN:

-Savaş sonrası Kobane yaralarını sardı mı?

-Türkiye Kuzey ve Doğu Suriye’ye saldırırsa ne olur?

Bu haber 40 kere okundu
  • Bu haberi paylaşın:
UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.
Kategorisindeki Diğer Haberler
Cumartesi Anneleri, sağanak yağmura rağmen eylemlerinin 751’inci haftasında..