Lütfen bekleyin..
Munzur Haber / Erdal Er : Kuzey Suriye’de umudun kalbine yolculuk

Erdal Er : Kuzey Suriye’de umudun kalbine yolculuk

01 Ağustos 2019, 19:02

4 Temmuz 2019 tarihinde uçağımızın tekerlekleri Süleymaniye havaalanında yere değdiğinde saatler sabaha doğru 02.30’u gösteriyordu.

Uçağın çıkış kapısında çöl iklimine özgü sıcaklık yüzümüze çarpıyor. Havaalanı pistinde Türk Hava Yolları ve Atlas Global firmalarına ait bekleyen iki uçak görüyoruz. Türkiye, referandum sonrası uzun süre Hewler ve Süleymaniye uçuşlarına hava sahasını kapatmıştı. Bir süre sonra Hewler’e uçuşlara izin vermiş, ancak Süleymaniye’ye  izin vermemişti.

Türkiye ambargoyu kaldırmak için Kürdistan İşçi Partisi’ne (PKK) karşı Kürdistan Yurtseverler Birliği’nden (YNK) taviz koparmak istedi. YNK’nin son aylarda Tevgera Azad ie Kuzey Kürtlerine baskı uygulaması da buna bağlanıyor.

Erdoğan, menfaatler dağıtarak Kürtleri birbirine kırdırmak istiyor. Kürtlerin önde gelenleri, ‘’tarihten ders çıkarmalı ve bu tuzağa düşmemeli’’ uyarısında bulunuyor. Düşmemeliler çünkü, bunun çıkar çevreleri dışında kimseye bir yararı olmadığı defalarca tecrübe edilmiştir. Kürtler kardeş kavgasından çok çekti. Kürtler arası ‘’bırakuji’’ (kardeş öldürme) kavgası; Kürt liderler Abdullah Öcalan, Mesut Barzani ve Celal Talabani’nin bu konuda daha önce yaptıkları açıklamalar ve uyarılar etkili olduğundan bir daha yaşanmamıştı…

KÜRT VE TÜRK ORİJİNLİLERE GEÇİŞ İZNİ YOK

Pasaport işlerinden sonra Rojava Stratejik Araştırmalar Merkezi’nin (NRLS) organizasyonunda yer alan çalışanlar bizi  karşılıyor. Havaalanında Medya Haber ve Sterk TV’den forumu izlemek için gelen arkadaşlarımızla buluşuyoruz.  

Hayko Bağdat, hepimizden daha heyecanlı. Güzel elbiseler giymiş, ailesiyle babaannesinin köyüne giden çocuk kadar mutlu ve sabırsız. Süleymaniye’ye günün ilk ışıkları da düşüyor. Kent, bir yıl öncesine göre daha gelişmiş ve modern bir görüntü veriyor.

Otele yerleşiyoruz. Organizasyon yetkilileri, ‘’izinler alınmış, bugün geçeceksiniz’’ diyor. Birkaç saat dinlendikten sonra Semalka sınır kapısına gideceğiz.

Süleymaniye’de görev yapan gazeteci arkadaşlarımız ziyaretimize geliyor.

Öğleden sonra yola çıkmak için hazırlanıyoruz. O sırada, ‘’bugün geçişlere izin verilmiyor’’ haberi geliyor.

Bu haber herkesin canını fazlasıyla sıkıyor. Telefon trafiği sıklaşıyor. Rojava’ya geçmek için Fehim Taştekin, Hüda Kaya, Ahmet Pelda ve bir grup arkadaşımız da Hewler’de bekliyor. Onlarında geçişine de izin verilmemiş. Belirsizlik uzayınca Hewler’deki arkadaşlarımız da Süleymaniye’ye yanımıza geldiler.  Organizasyon yetkilileri bize kısa ve üzgün bir açıklama yapıyor: ‘’Davetimizi kırmayıp buraya kadar geldiğiniz için size çok teşekkür ediyoruz. Ancak Kürdistan Federal Hükümeti Rojava’ya geçişinize izin vermiyor. Hangi ülkenin vatandaşı olduğunuza bakılmaksızın, orijini Kürt ve Türkiye kökenli olanların geçişine izin vermiyorlar. Ellerinde 43 kişilik bir liste var. Türkiye’nin baskısı sonucu geçişlere izin vermediklerini düşünüyoruz…’’

Hepimizin aklına Erdoğan geliyor. DAİŞ’in insanlığa karşı işlediği suçların konuşulduğu bir platformda, işin bir ucu gelip Erdoğan’a dayanıyor. Bunu bildiği için bu tür platformları engelleyip ve katılanları ‘’hain’’ ilan etmesi hayal kırıklığı yaratmıyor.

Elbette umutsuz yaşanmaz. Hele mücadele topraklarındaysanız umutsuz hiç yaşanmaz. Hayko Bağdat ve Ergun Babahan’a; “burası Ortadoğu, her şey her an değişebilir” diyorum. Öyle de oluyor. Tam umudumuzu kestiğimiz bir anda organizasyon yetkilileri akşama doğru yeniden otele gelip, ‘’hazırlanın, gidiyorsunuz’’ haberini veriyorlar. Haberi bayram havasında karşılıyoruz.

Bu kadar heyecan alışık olmayanlar için fazla gelebilir. Gülüşmeler…

Ancak ‘’ya geçemezsek’’ korkusu hep diri duruyor. Yeniden ‘’geçemesiniz’’ derlerse? Onu da o zaman düşünürüz…Sevinçten espriler havada uçuşuyor: ‘’Bir kapıyı kapatan tanrı, öteki kapıyı açarmış…’’

AYNI ÜLKE, AYNI İNSANLAR, AYNI COĞRAFYA

İki araç arka arkaya yola çıkıyoruz. Gece saat 01.00’da kapıda olmamız gerekiyor. Araçlarımızı kullanan gençler başka bir alemde. Fırsatını bulduklarında araçlarını yarıştırıyorlar. Bir iki kişiden fırça yiyince yavaşlıyor sürücümüz. Birazda mahcup oluyor. Kontrol noktalarında herkes sözleşmiş gibi aynı anda susuyor. Disiplin orkestrayı andırıyor. Şehirleri, köyleri, dağları, ovaları geçip gidiyoruz. Ergun Babahan, Hayko Bağdat soru üzerine soru soruyorlar; ‘’şurası neresi?’’ sordukları soruya yanıt almadan ikinci soru geliyor, ‘’Peki şurası neresi?’’ Gecenin karanlığında neresi olduğunu bilsek söyleriz de, ışıkların dışında bir şey gördüğümüz yok ki!

Fehim Taştekin elindeki telefondan haritayı açmış ve sorulara yetişmeye çalışıyor. Musul’a doğru gidiyoruz. Bir sessizlik oluyor. Ergun Babahan sessizliği bozuyor: ‘’DAİŞ, buralara kadar gelmiş mi?’’

‘’Evet, buralara kadar gelmiş. Bu yollar, köprüler, köyler DAİŞ’in denetimindeydi.’’ diyor bilenler. Herkesin aklına Şengal vahşeti geliyor.

Aracı kullanan kişi, ‘’Semelka burası’’ diyor. Heyecan dorukta. Bize saat 01.00 denilmişti ancak 1 buçuk saat gecikmeli ulaşıyoruz.

Semelka’ya varmadan son kontrol noktasında durduruluyor araçlarımız. Nöbetçi peşmerge; ‘’geçemezsiniz, bize geçişiniz için bir talimat gelmedi’’ diyor. Kürtçe anlamayan arkadaşlar, ‘’ne dedi, ne dedi?’’ diye üsteliyor.

Haydi ha!

Yüzler yeniden düşüyor, sevinç yerini ‘’ne olacak’’ sorusuna bırakıyor.

Suyun diğer tarafında Rojava Stratejik Araştırmalar Merkezi yöneticisi Muhammed Kemal, bizi bekliyor. O da üzgün. Başında beri bizimle ilgilenen ve derdimizi çeken o.

Telefonla konuşuyoruz, ‘’sizi görüyoruz. Her şey tamamdı. Bizde anlamadık neler olduğunu. Sorunu çözmek için uğraşıyoruz.’’

Gece yarısı Dicle suyunun ikiye ayırdığı Güney Kürdistan ve Rojava sınırından geçemiyoruz. Ayın şavkı suya vurmuş. Yıldızlar koyu mavide kucak kucağa girmiş. Gece rüzgarının esintisi huzur veriyor. Cırcır böcekleri iş başında… Uzaktan köpek havlamaları geliyordu. Ape Musa’nın, ‘’Newala Kasaba’’ ağındaki kendi sesinden okuduğu şiiri anımsıyorum. ‘’Kekik, reyhan ve kaçak tütün kokusu taşırdı rüzgar…’’

Aynı ülke, aynı insanlar ve aynı coğrafya…

Başka ülkeler çıkarları için bunu istiyor diye başımıza bunlar geliyor.

Bekletildiğimiz yerde bir ağaç dahi yok. Gece kolay, peki gündüz ne yapacağız? Gündüz sıcaklık 45 derece. Güneşin altında beklemek zor olacak. Sayımız yaklaşık 10-12. Su yok, ekmek yok. Bir kısım arkadaş uyudu, bir kısmıyla volta atarak sabah karşıladık. Henüz bir gelişme yok. Kontrol noktasındaki peşmergeler tuvaletin kullanılmasına izin veriyor. Onlar da beklememizden hoşnut değil. Bir an önce sorunun çözülmesini istiyorlar.

Günün ilk ışıklarıyla birlikte DAİŞ vahşetinin izlerini görüyoruz. Kontrol noktasının yanı başındaki bu küçük köy de işgal edilmiş. Ağır silahların yıktığı duvarlar, kurşun izleri halen duruyor. DAİŞ’in bu köyden kadınları kaçırdığını ve bazı erkeklerin öldürüldüğünü öğreniyoruz. Geçmişin acıların üzerinden hayat yeniden inşa edilmiş. Sınırın Güney tarafında engellenen bu gazeteciler; DAİŞ’in kadınlara, çocuklara, yaşlılara, erkeklere yaşattıkları vahşeti konuşmak için Rojava’ya gidiyor. Peki bu neden engelleniyor? Bütün sorular Ankara’yı gösteriyor.

İZİN ÇIKINCA VİP MUAMELESİ GÖRÜYORUZ

Yük taşıyan kamyonlar ve TIR’ların yoğunluğu dikkat çekiyor. Ticari amaçlı yük taşıyan TIR’lar kolay  geçiyor.

Ticaret aksamadan sabah saatlerinde Rojava’ya geçmek için peşmerge kontrol noktasında çok sayıda özel araç birikiyor. Çoğunluğu topraklarına dönen Rojavalılar.

Saat 10-11.00 gibi hepsinin geçişine izin veriliyor. Bir biz kalıyoruz. Güneşin altında belirsizlik can sıkıyor. Ergun Babahan, ‘’Şimdi sınır bu su mu? Karşı taraf Rojava mı?’ diye soruyor.

‘’Evet’’ diyoruz. ‘’Sınırı geçip gidelim, her yeri engelleyecek değiller ya.’’ Şaka mı diye yüzüne bakıyoruz.  Önerisinde gayet ciddi. Mahir Çayan geleneğinden gelince, Dicle’nin kenarında radikalizm kaçınılmaz oluyor. Gülüyoruz…

Ben ve Medya Haber TV’den gazeteci Serdar Karakoç peşmerge noktasında bekliyoruz. Geriye kalan arkadaşlar araçlara binerek en yakın köy bakkalına gidiyorlar. Bir  gelişme olursa onlara haber veririz diye anlaşıyoruz. Bir saat sonra geri dönüyorlar. Onlar da bizi yalnız bırakmak istememişler. Bize su ve bisküvi getirdiler. Hayko Bağdat, ‘’artık idare edin’’ diyor.

Saat 12.00’da toplanıyoruz. Durum değerlendirmesi yapıyoruz. “İsteyen arkadaşlar Süleymaniye’ye geri dönebilir” önerisi geliyor. Herkes öneriyi reddediyor. Sınırın diğer tarafında bizi bekleyen arkadaşlarla görüşüyoruz. Bekliyoruz. Tam bu sırada bir peşmerge bize doğru gelerek; ‘’geçiyorsunuz’’ diyor. Bu haberi verdiği için Geverliler’in (Yüksekova) eniştesi peşmerge de mutlu. ‘’Allaha emanet olsun’’ diyerek bizi el salıyor. Yüzler yeniden gülüyor. Espriler bir ringdeki boksörün yumrukları gibi peş peşe geliyor. İnsanların içi içine sığmıyor. Hızlıca araçlara doluşuyoruz ve kapıya gidiyoruz.

Güney Kürdistan’ın Semalka sınır kapısı müdürünün odasına alınıyoruz. Adeta VIP uygulamasına tabiiyiz; su, çay ikram ediliyor. Pasaportlarımız alınıp işlemler kısa sürede tamamlanıyor.

 

Semelka sınır kapısının müdürü, uzun bir konuşma yapıyor. Ahmet Pelda çeviriyor söylenenleri. Müdür, birlik, beraberlikten söz ediyor. Neden bekletildiğimize ise hiç değinmiyor. Belli ki, bu konunun açılmasını da istemiyor…

 Fakat HDP Milletvekili Hüda Kaya, ‘’neden bekletildik’’ sorusunu soruyor. Tartışmanın uzama ihtimaline mutevazılığıyla yine Hüda Kaya izin vermiyor.

Kürt gazeteciler ve dostları adına bir iki cümle ben söylüyorum. Sözü ulusal birliğe getirerek, Türkiye’nin Rojava ve Güney Kürdistan saldırılarının kabul edilemez olduğunu söylüyorum.

Müdür, konuşmamı içtenlikle onaylıyor. Vedalaşıyoruz. Minibüslere binerek suyun üzerindeki köprüden karşıya geçiyoruz. Rojava Stratejik Araştırmalar Merkezi’den Muhammed Kemal ve Rojava’nın Semelka Gümrük müdürü bizi karşılıyor. Çok iyi ağırlanıyoruz. Konuklar için hazırlanan mütevazı yemekler yenildikten sonra, araçlara binerek sonsuzluğu andıran Mezopotamya ovasında yol alıyoruz.

2014’TE MUSUL’DAN GEÇMİŞTİK

Rojava’nın Amude kentinde DAİŞ karşıtı forum başlamış. Gecikmeli de olsa doğrudan forumun düzenlendiği salona gideceğiz. Öyle söyleniyor. Artık nereye gideceğimizle ilgilenmiyoruz. Herkes açtıkları pencereden dışarısını izliyor ve kendi Rojava’sını yaşıyor.

Rojava’ya ilk olarak Nisan 2014 tarihinde Hasan Cemal ile birlikte gelmiştim. Güney’den Rojava’ya geçeceğimiz yol tehlikeliydi. Bütün itiraz ve uyarılara rağmen Hasan Cemal; ‘’Bırakın Allahınızı severseniz, risk alınmadan gazetecilik yapılır mı?’’ diye çıkışmıştı. Ben ve Ferhat Tunç, çaresizce Hasan Cemal’in peşine takılmış, Musul’un içinden geçerek Til Koçer kapısından Rojava’ya geçmiştik.

Meğerse o sıralar DAİŞ Musul’u işgal etmek için kente yerleşmiş, haberimiz yok! İyi, hoş haberimiz olsaydı Hasan Cemal’i vazgeçirir miydik, pek emin değilim. Siz bir de buna Ferhat Tunç’un gözü karalığını ekleyin. Dönüşümüz de yine aynı yoldan olmuştu.

Biz 2014 yılının Nisan ayında Rojava’ya gittiğimiz dönem Musul halen düşmemişti. Gire Spi, Rakka, Dera Zor, Ayn İsa, Mınbıç gibi önemli merkezler DAİŞ’in işgali altındaydı. Türkiye kontrolündeki DAİŞ altın çağını yaşıyordu. Dört yıl içinde DAİŞ’in Kuzey ve Doğu Suriye’den sökülüp atılacağı beklenmiyordu.

Türkiye gibi devletlerin himayesine aldığı DAİŞ Suriye’den Irak’a kadar geniş bir coğrafyayı işgal etmişti. Bırakın herhangi bir örgütü, devletler DAİŞ’in karşında duramıyordu. DAİŞ’in adını duyan kaçıyordu. DAİŞ’e karşı YPG-YPJ’ye şans verilmiyordu.

DÜNYA BİZİM İÇİN NE YAPACAK SORUSU ORTADA DURUYOR

DAİŞ’in yenileceğine bir tek YPG-YPJ savaşçıları ve Kürtler inanıyordu.

DAİŞ, işgal ettiği topraklardan sökülüp atıldı. Tabutuna son çivi de Baxoz’da çakıldı. Bunun kolay olmadığını yol boyu kontrol noktalarında asılı olan genç kadın ve erkeklerin fotoğraflarını görünce daha iyi anlıyorsunuz. Kürdistan’ın dört parçasında gençler, enternasyonal devrimciler gelip burada savaşmış ve hayatlarını kaybetmişlerdi. Mücadele arkadaşları onların anılarını yaşatmak için fotoğraflarını nöbet tuttukları kontrol noktalarına asmışlar…

Aracımızı kullanan Alan anlatıyor: ‘’Kontrol noktalarında fotoğrafları asılı olanlar, genelde bu köylerin özgürleştirilmesinde şehit düşen arkadaşlardır.’’ DAİŞ askeri olarak bu topraklardan büyük oranda sökülüp atıldı. Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) verilerine göre 11 bin savaşçının hayatına, 20 binin üzerinde ise gazinin yaralanmasına mal oldu.

Suriye topraklarından yüz binlerce insan, DAİŞ’in saldırısında hayatını kaybetti. Kentler, kasabalar ve köyler yerle bir edildi. Milyonlarca insan göç etti. Rojava’ya geldiğinizde göreceksiniz; özgürlük için Kürt kadınları, erkekleri, çocukları ve yaşlılarının kanı akmış. Şehitliklerde 2000 yılında doğan gençler yatıyor. Alan, dikiz aynasından bize bakarak şunları soruyor, ‘’Bizim gençlerimiz sadece kendi toplumu için değil, aynı zamanda İstanbul, Madrid, Paris, Berlin ve Londra’da bombalar patlamasın, masum insanlar ölmesin diye kendilerini feda etti. DAİŞ, yenildi. Peki dünya bizim için ne yapacak.?’’

‘’Dünya ne yapacak?’’

Susuyoruz…

Derik, Rımelan, Tirbespi, Qamışlo’yu geçip Amude kentine ulaşıyoruz. Forumun yapıldığı yer kent dışında bir sosyal tesis. Yoğun güvenlik önlemleri göze çarpıyor. Salonda, “hoş geldiniz” anonsuyla karşılanıyoruz. Yerlerimize oturuyoruz.  Dünyanın birçok ülkesinden gelen isimler gözümüze çarpıyor.

Foruma medyanın ilgisi yüksek. Birkaç saat sonra AKP yanlısı medyaya, forumla ilgili, ‘’İhanet Toplantısı’nda yok yok’’ başlığıyla MİT’in hazırladığı belli olan haber servis ediliyor. Salonda insanlar cep telefonlarından haberi birbirine gösteriyor. Haberde, Hüda Kaya, Ergun Babahan, Hayko Bağdat ve Fehim Taştekin, Can Dündar, Cengiz Çandar ve İhsan Eliaçık’ın fotoğraftı  kullanılarak tetikçilere hedef gösterilmiş.

Foruma davetli olup ancak katılamayan Can Dündar, Cengiz Çandar, İhsan Eliaçık oradaymış gibi sunulmuş. Sonraki günlerde Erdoğan da bu topa girdi. Toplantıya katılanlara, ‘’içimizdeki   hainler’’ ifadesiyle yüklendi. Ergun Babahan, Can Dündar, Fehim Taştekin, Hayko Bağdat, Hüda Kaya, İhsan Eliaçık ve Cengiz Çandar’ı ‘’hain’’ yapan neydi? Sorunun yanıtını Erdoğan çok iyi biliyor. Bütün bu değerli siyasetçi, yazar ve gazeteciler; Erdoğan ile DAİŞ’in bağlantılarını yazdıkları, açıkladıkları için ‘’hain’’ ilan edilmişlerdi. Erdoğan’da tür forumları itibarsızlaştırmak ve suyu bulandırmak için didinip duruyor… 

YARIN:

-DAİŞ’le yüzleşme nasıl sağlanır ve uluslararası mahkeme kurulur mu?

-Kobane savaşın yaralarını sardı mı?

Bu haber 41 kere okundu
  • Bu haberi paylaşın:
UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.
Kategorisindeki Diğer Haberler
Cumartesi Anneleri, sağanak yağmura rağmen eylemlerinin 751’inci haftasında..