Lütfen bekleyin..
Munzur Haber / Çocukların öldürüldüğü namussuz bir çağ bu – Erhan Sezer yazdı

Çocukların öldürüldüğü namussuz bir çağ bu – Erhan Sezer yazdı

29 Temmuz 2019, 11:07

Haber sitelerine gözleri umutla ışıldayan iki çocuğun bir arada çekilmiş fotoğrafı düşüyor. Fotoğrafı hüzünlü kılan ise onu yılların akışı karşısında solmaya itecek olan trajik hikayesi ne yazık ki;

Dersim’in Ovacık ilçesi Bilgiç köyüne bağlı Çakılçeşme mezrasında yere döşenen mayının patlaması sonucu Ayaz ve Nupelda isimli iki kardeş yaşamlarını yitirdi.

Çocukların öldürüldüğü namussuz bir çağ bu.

Zaman geçmiyor ki ülkemizde ve dünyanın bir yerinde bir çocuk daha hayattan kopartılmamış olsun. Nasıl dünyaya gelmeleri kendi kararları değilse, dünyadan ayrılmaları da aynı şekilde kendileri dışında olanlara bırakılıyor. Kötülüğün bu iğreti sesi, insanlığın ruhunu tesir altında tuttuğu müddetçe bir şeylerin olumlu yönde değişmesini beklemek saf bir hayalden öteye geçmeyecek. Sınırları, sınıfları, renkleri, sözcükleri ve günleri belirlemeye kendini tayin etmiş bir otoritenin yarattığı bu keşmekeş hal, insanın insana ve doğaya olan düşmanlığını körüklemeye devam ediyor.

Sınırlara tel örgüler çekmek, toprağı mayınlara boğmak, rüzgarın tüm zerresine barutun keskin kokusunu salmak ve silahların gölgesinde bir geleceğin izdüşümünü yapmak, medeni çağımızın insanlık tarihinden anladığı ve uygulamaktan bir adım geriye düşmediği en önemli şeyler olsa gerek; Bir düşman yoksa bile yaratmak ve devamlı bir korku üretmek… Milyarlarca yıl yaşında olan dünyamızın bu en son canlı türü, iletişim ve organizasyon becerisi ile ekosistemi ve canlı familyasını kontrolü altına almayı başarmakla kalmadı, aynı zamanda kendi aralarındaki geleneksel denklemi de tahrip edip, günümüze her tarafından irin akan yaralı bir gezegen sundu.

İnsanın yıkmakta ve yok etmekte sağladığı bu ürkütücü güç, dünyanın sıradan bir ülkesinde bile pekala karşımıza çıkabilir. Yüreğine nefret tohumları ekip, güzel ve haklı olan her şeye ziyadesi ile kin duyan bir kişi, mutluluğun ve sevginin ne mene bir şey olduğuna kafa yormadığı için etrafında olup bitenleri kendi zihninin karanlığında muhasebe edecektir. Onun nazarında en ciddi tehdit çocuklardır. Çünkü bir çocuğun yüzünde yayılan mutluluğun sahiciliği, yüzyılların asla değiştiremediği bir gerçekçiliği işaret eder. Bu, öylesine yalın ve etkileyicidir ki, nefretle donanmış bir ruhta tedirgin edici bir hezeyan yaratır. Devrimizin kötücül sesleri arasında henüz kirlenmemiş bir çocuk, geleceğin güzel günlerindeki umudu temsil eder ve bu da doğal olarak nefretin ona hasımlığını gerektirir.

Ayaz ve Nupelda, toprağın hüzünlü bağrına sonsuza dek teslim ettiğimiz ilk çocuklar değil ne yazık ki. Nefretin ve zorbalığın hüküm sürdüğü bu zamane günlerinde nice çocuklarımız farklı şehirlerde, farklı mevsimlerde ama hep aynı akıbetle çok önceden terki diyar eylediler. Kimisi sapkın ve kanlı ellerin üzerlerinde gezinmesiyle, kimisi narin bedenlerini parçalayan kurşunlarla, kimisi ise yeni bir hayatın önündeki suların ciğerlerini doldurmasıyla artlarında kederli ve öfkeli hikayeler bıraktılar.

Çarkı kırılmış düzenin meydana getirdiği kötülükteki bu aşırı sürat, renkleri ve sözcükleri karartıp, olaylardan ve ölümlerden ziyadesi ile etkilenen diğer insanlarda derin bir kaygı yaratıyordu. Her an, her dakika gözlerini çocuklarının üzerlerinde tutan annelerin ve babaların yaşadığı bir kaygıydı bu; böyle yaparak dünyanın kötü insanlarından çocuklarını korumak için anaç bir fedakarlıkta bulunduklarını düşünüyorlardı.

Düzce’de 3 yaşındaki Kağan’ın cansız bedenine ulaşıldı

Kötülük, sadece kaygı yaratmıyor, şüphecilik ve mutsuzluk da aşılıyordu bu sorunlardan muzdarip toplumlara. Mahallenin bakkalından apartmanın sıradan sakinine kadar herkes bu şüpheciliğin bir kurbanıydı artık. İnsanın insana yabancılaşıp uzaklaşması hızlanıyor; çocuklar, cam bir fanus içinde büyütülerek sokakların renklerinden uzak tutuluyordu. Çocuk, çocukluğunu yaşayamıyordu. Salt dört duvar arasına tıkanıp kalıyor, hayatın akışını ve sokakların canlılığını an be an kaçırıyordu. Zira zamana egemen olan kötücülük hastalığı, onu sokakta, parkta ya da yaylada birazdan olacaklardan habersiz arkadaşları ile keyifli bir şekilde oynarken bulabilir, ocağa düşen bir yangın misali duyarlı insan toplumu içinde derin bir kedere dönüşebilirdi.

Evet, çocukların öldürüldüğü namussuz bir çağ bu.

Ama tüm kötü seslere rağmen geleceğin günleri karanlığa açılan bir kapıdan değil, bir çocuğun umutla bakan gözlerinin ışığında belirip, hayatımıza ve dünyamıza ortak olacak. Ki kötülük dediğimiz şey, birbirine sevgi ile bağlı insanların ortak mücadelesi karşısında duramayacak kadar zayıftır. Zira onun en kırılgan noktası, geride kalan son kişinin bile güzel ve haklı olan şeylerden vazgeçmeyişidir.

Yetişkinler dünyayı istedikleri kadar mahvedebilirler. Çocuklar hâlâ birbirlerine gülümseyip, şarkılar okumaya devam edecek. Onları öldürmeyi sürdüren kötülüğe rağmen…

Kaynak: Gazetefersude

Bu haber 39 kere okundu
  • Bu haberi paylaşın:
UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.
Kategorisindeki Diğer Haberler
Cumartesi Anneleri, sağanak yağmura rağmen eylemlerinin 751’inci haftasında..