Lütfen bekleyin..
Munzur Haber / Devrimin en hızlı koşucularıydılar

Devrimin en hızlı koşucularıydılar

13 Temmuz 2019, 08:46

Çekdar Botan (Ruhat Tabak) ve Lecwan Munzur (Adil Sünger) üç yıl önce gerillaya katıldılar, birkaç ay sonra Türk devletinin Medya Savunma Alanlarına gerçekleştirdiği hava saldırısında şehit düştüler. Almanya doğumlu olan iki arkadaşın kaderi de birbirine yazgılı. Birlikte çalışıyorlar, aynı dönemde gerillaya katılıp, aynı gün şehit düşüyorlar.

  • Devrim liderlerinin çoğu, kısa ömürlerine çok şey sığdırdı. Mesela Denizler, Mahirler, İbrahimler, Sinan Cemgil ve arkadaşları, hepsinin yaş ortalaması 20 civarıdır. Çekdar’ı onlara benzetiyorum. Hem halkı için büyük bir kayıp hem de bizim için her zaman kanayacak bir yaradır.
  • Çekdar yolda kan kaybından şehit düşüyor. Arkadaşına ‘Benim daha partim için, halkım için, Başkan için çok şey yapmam gerekiyor, daha çok erken. Ben hiçbir şey yapamadım’ diyor.

PERVİN YERLİKAYA / STUTTGART

Çekdar Botan (Ruhat Tabak) ve Lecwan Munzur (Adil Sünger) üç yıl önce gerillaya katıldılar, birkaç ay sonra Türk devletinin Medya Savunma Alanlarına gerçekleştirdiği hava saldırısında şehit düştüler. Almanya doğumlu olan iki arkadaşın kaderi de birbirine yazgılı. Birlikte çalışıyorlar, aynı dönemde gerillaya katılıp, aynı gün şehit düşüyorlar.

Yurtsever bir ailede büyüyen ve erken yaşta özgürlük mücadelesinde yerini alan Çekdar Botan’ı babası Şükrü ve annesi Emine Tabak gazetemiz Yeni Özgür Politika’ya anlattı.

Baba Şükrü Tabak Urfa/Hilvanlı, 39 yıldır Almanya’da yaşıyor. 12 Eylül mağdurlarından. Anne Emine Tabak ise 1988 yılında Almanya’ya geliyor. Çiftin Çekdar dışında ikisi erkek biri kız, üç çocuğu var. Baba Tabak, Çekdar’ın hem oğlu hem arkadaşı olduğunu söylüyor. Oğlunun kendi hayatında çok özel bir yere sahip olduğunu anlatan Şükrü Tabak “Çekdar’ı anlamak için, çocukluğuna gitmek lazım. Hep çok farklı bir kişiliğe ve yaşam biçimine sahip oldu” diyor ve devam ediyor oğlunu anlatmaya:

Onu hep şaşkınlıkla izlerdim

”Çekdar çocukluğundan beri liderlik özelliklerine sahipti. Arkadaş ortamında, çevresinde kendi yaşıtları ya da kendisinden yaşça büyük olanları bile ikna etme ve yönlendirebilme özelliği vardı. Ayrıca çok fedakâr bir çocuktu, önceliği hep etrafındakilere verirdi.

Çok paylaşımcıydı. Tatile gittiğimiz zamanlar, ilk önce orada çalışanlarla tanışırdı. Gelip bana ‘Baba bu Urfalı, bu Siirtli, bu Hakkarili’ diye tek tek anlatırdı. Gider en güzel yemekleri tabağına doldurur, orada çalışan personele götürürdü. Bunları yaparken daha 10 yaşındaydı ve ben onu hep şaşkınlıkla izlerdim.

Biz yurtsever gelenekten geliyoruz ve evimizin içi bir siyaset, edebiyat okulu gibidir, çok ziyaretçimiz olurdu. Çekdar, çok zeki ve algılayabilen bir çocuktu. Diğer çocuklarımızın ilgisini çekmezdi. Çekdar’da devrimcilerde olan tüm özellikler vardı.”

Çok cesurdu

Çekdar’ı tanıyanların çok cesaretli olduğunu, asla bir şeyden çekinmediğini dile getirdiğini hatırlattığımız Baba Tabak, ”Evet, Çekdar, çok gözü kara bir çocuktu” diyerek, oğluyla ilgili anektodlar anlatmaya devam ediyor: ”12 yaşındayken kendi akranı olan Türk çocuklarla chatleşiyor. Konuştuğu insanlar Kürtlere ve değerlerine küfür ediyor. Çekdar kimseye haber vermeden tek başına onlarla görüşmeye gidiyor. Sessiz ve tenha bir yerde buluşuyorlar ve onu dövüyorlar. Eve geliyor ki, yüzü gözü mosmor. Annesi diyor, ‘neyin var, ne oldu?’ Anlatmıyor. Ertesi gün Çekdar’la konuştuk, bana olanları anlattı. O kadar tenha bir yermiş ki, öldürseler haberimiz olmaz…”

Her şeyi organize ederdi

Çekdar için ”cıva gibi, ele avuca sığmazdı, çok hareketliydi” diyen Babası Tabak, ”Bir bu evde, bir okulda, bir gönüllü çalıştığı kurumdaydı. Çocuk yaştaydı ama bu evde elli kişi olsa tek başına idare edebilecek düzeydeydi” diyerek, şöyle devam ediyor: ”Bazen biz dışarıdayken, misafir gelecek diye haber geldiğinde annesi ondan büyük oğlumuz olduğu halde Çekdar’ı arar, ondan yardım ister ve O, her şeyi olması gerektiği gibi organize ederdi. Çekdar bizi hiçbir zaman incitmez, bir şey istediğimizde asla yok demezdi, yapardı…”

Almanya’da doğduğuna inanmazlardı

Oğlunun Almanya’da doğup büyümesine rağmen lükse, gösterişe, paraya hiç önem vermediğini belirten Baba Tabak, ”Çekdar’a ‘git kendine kıyafet al’ diye para verirdik. İki üç parça alır, gelirdi. ‘Niye bu kadar az aldın?’ diye sorduğumuzda ‘ihtiyacım bu kadar’ derdi. Lükse, paraya hiç önem vermezdi” diyor. Çekdar şehit düştükten sonra onun hakkında yazılar yazıldığını ve önemli benzetmeler yapıldığını söyleyen baba Tabak şunları aktarıyor: ”Sefkan Kobanê bize ‘Ruhat’ı gördüğüm zaman 70’li yılların Apocularını, Mehmet Karasungur’u ve diğer arkadaşları hatırlıyorum. Eğer birileri bana Ruhat’ın burada doğmuş olduğunu söylemeseydi, ben onun Kürdistan’dan geldiğini düşünürdüm’ dedi. Mustafa Sarıkaya da Ruhat’ın hep Başkanı ve eski devrimcileri sorduğunu anlattı.

Kasvet ve hüzüne yer yoktu

Şehadetinden sonra konuştuğumuz Rojavalı bir arkadaşı ise bize şunları söyledi: ‘Bizim manga komutanımızdı. Sabah erkenden kalkar, gece en geç yatan yine o olurdu. Onun olduğu ortamda neşe ve çoşku vardı. Kasvet ve hüzüne yer yoktu. Gider otları toplar, kurutur bize o otlarla yemek yapardı.’

Ben Çekdar’ın şehadetini duyduktan sonra ilk şunu söyledim: ‘Devrim liderlerinin çoğu, kısa ömürlerine çok şey sığdırdı. Mesela Denizler, Mahirler, İbrahimler, Sinan Cemgil ve arkadaşları, hepsinin yaş ortalaması 20 civarıdır. Çekdar’ı ve genç yaşta şehit olan yoldaşlarını da onlara benzetiyorum. Çekdar hem halkı için büyük bir kayıp hem de bizim için her zaman kanayacak bir yaradır.”

Ruhat’la gurur duyun

Anne Emine Tabak da sohbetimize dahil oluyor. Oğlunun çocukluğundan başlıyor anlatmaya. Ona olan sevgisi ve güvenini her cümlede tekrar tekrar yineliyor. Oğluna çocukluğunda sürekli kitap okuduğunu, her işi onlarla beraber yapmaya çalıştığını belirten Anne Tabak şöyle devam ediyor: ”Biraz büyüdükten sonra okula gittiği halde gönüllü olarak yaşlılarla ilgileniyordu. Onlara yardımcı oluyor, oturup sohbet ediyordu. Bir gün oranın müdürü ile karşılaştık. Bize ‘Ruhat’la gurur duyun, ilgilendiği yaşlılar onu çok seviyor’ dedi.

Herkesin sevgisini kazanmıştı

Her Cuma gençlik evine (Jugendhaus) gidiyordu. Çekdar şehit düştükten sonra oradaki herkes geldi. Ona özel bir fotoğraf albümü yapmışlardı. İlk anmasında bize gerekli olan bütün teknik cihazları da o gençler getirdiler. Gençlik evindeki sorumlulardan birisi bana ‘Aslında ben tahmin etmeliydim Ruhat’ın gideceğini, çünkü kendisine ne yapmayı düşünüyorsun diye sorduğumda ‘ben yüzde 90 ne yapacağıma karar verdim’ demişti.”

Oğlunun çok paylaşımcı olduğunu ve sevildiğini anlatan Anne Tabak, ”Bir gün ona bir ayakkabı aldım, sonra baktım ayakkabısı yok. Nerede diye sorunca ‘ihtiyacı olan birisine verdim’ dedi. Gittikten sonra da eve uğradığında bizden para isterdi. Meğer bizden aldığı paraları ihtiyacı olan arkadaşlarına harcıyormuş” diyor.

Anladım ki artık eve gelmeyecek…

Anne Emine Tabak, oğlunun özgürlük mücadelesine katıldığını öğrendiği günü ise şöyle anlatıyor: ”Çekdar bu partinin çocuğu gibiydi. Partinin içinde büyüdü. Gittiği zaman odasının her tarafında Önder Apo’nun resimleri, partinin bayrakları vardı. Aktif olarak Kobanê sürecinde çalışmalarda yer aldı. Bir gün Kobanê için kurulan çadıra gittiğimde orada Çekdar’ı göremedim. O zaman anladım ki, Çekdar artık eve gelmeyecek…

Doğum günü paketi hala duruyor

Gidip dolabına baktım hemen. Çantası ve eşyaları yoktu.

Çekdar bizim için çok özeldi, 18 olduğunda çalışmalara aktif olarak katıldı. Doğum günü için hazırladığımız paketi duruyor daha, açmamış. Biz de açmadık. Gideceğini bildiği için açmak istememiş, gittikten sonra anladım…

Oğlumla gurur duyuyorum

Çekdar’ın ikna kabiliyetinin çok yüksek olduğunu, çalışma yürütürken de çok sevildiğini anlatarak şöyle devam ediyor: ”Ailelere gittiğinde akşam yatıyor, sabah kalkıp bakıyor ki elbisesi yok, küçük çocuk Çekdar gitmesin diye alıp saklamış. Gidişi, şehit düşmesi bizi elbette çok zorluyor, ancak daha sonra böyle anılarını duyunca oğlumla gurur duyuyorum. Çekdar sevgiyle büyüdü, gıdası sevgiydi ve bu sevgiyi etrafına yaymayı çok iyi bildi.”

Hiç öpemediğim kadar öptüm

Anne Emine Tabak, oğlunun ülkeye gidişini ise başta kabullenemediğini belirterek o günleri şöyle anlatıyor: ”Eve gelmiş ama biz yokmuşuz belki de gidişini haber vermek istemişti. Fakat gitmeden kısa bir süre önce eve geldi. Sanırım o zaman veda etmeye gelmişti. O gün, onu hiç öpemediğim kadar öptüm ve sarıldım. Beraber gidip yemek yedik, alışveriş yaptık. Sanırım 2016 Nisan ayında gitti. Çekdar evden gittiğinde ben ona pasaportunu vermemiştim. En son geldiğinde benden pasaportunu istedi. ‘Eğer vermezsen ben uğraşır, yeniden çıkartırım’ dedi. O zaman anladım, ne desem boştu. Kendi kararını vermişse, benim ona diyecek bir şeyim yoktu artık.

Vedalaşmadan gitti…

Yine gitmeden kısa bir süre önce geldi yemekteydik. Babasına ‘Ben gerillaya gitmeye karar verdim’ dedi. Ben dayanamadım kızdım, ‘bak burada da çalışmalardasın, gidip geliyorsun, orada ne yapacaksın?’ dedim. Kardeşi de karşı çıktı. Çekdar sinirlendi ve evden çıkıp gitmek istedi. Babası her zaman onunla arkadaş gibiydi. Onunla konuştu, evden gitmemesi için ikna etti. Ama o şekilde karşı çıkmamız onu incitmişti. O gün evden ayrılırken vedalaşmadan gitti. Sonra babasını arayıp İsviçre’ye gideceğini, onu görmek istediğini söyleyince ben de gittim. Ancak o gün benimle hiç konuşmadı.”

Görmeye de gidemediler

Oğlunun gidişinden ancak bir kaç hafta sonra haberleri olduğunu söyleyen Anne Tabak, ”O gittikten sonra yaz tatilini değerlendirip onu görmeye karar verdik. Alışveriş yaptık, bilet aldık, kız kardeşi ve birkaç arkadaşı mektup yazdı. Ancak o zaman koşullar uygun olmadığı için her şeyi iptal etmek zorunda kaldık. Sonra Urfa’ya gittik” belirterek, şehadet haberini de orada aldığını anlatıyor. Emine Tabak o günü şöyle anlatıyor: ”Sosyal medyada Çekdar’ın şehit düştüğü haberi paylaşılmış. Yeğenime bir telefon geldi ve konuşurken benden uzaklaştı. ‘Ne oldu? Arayan kimdi?’ diye sorduğumda büyük oğlumun aradığını, facebookta bir paylaşım olduğunu söyledi. Sonra oğlum tekrar arayıp arkadaşların eve geleceğini söyleyince bilginin doğru olduğunu anladık.

Daha çok erken, hiçbir şey yapamadım!

İlginç bir şey, sanırım ana yüreği… İnsan hissediyor… Şehit düştüğünü duymadan önce sürekli albümlerine bakıyordum, her gece evdekiler yattığı zaman Kürtçe parçalar dinleyip, ağıtlar yakıyordum. Hava saldırısı haberlerini okuduğumda her defasında içim içimi yiyordu.

Daha sonra öğrendik ki, keşif gece saat 04.00’de geliyor ve hava saldırısı 11.30’da oluyor. Onlar da hepsi yeni savaşçılar ve eğitimde öğrendikleri gibi yerlerinden kıpırdamıyorlar. Havan saldırısı tam ortalarına yapılıyor. Lecwan hava saldırısı esnasında uyku tulumunun içinde ve orada hemen şehit düşüyor. Yanında bir arkadaş daha var, ağır yaralanıyor, o şimdi yaşıyor. Çekdar yolda kan kaybından şehit düşüyor. Yoldayken arkadaşına Çekdar, ‘Benim daha partim için, halkım için, Başkan için çok şey yapmam gerekiyordu, daha çok erken. Ben hiçbir şey yapamadım’ diyor.

Oradayken geceleri oturup hayal kuruyorlarmış… ‘Kürdistan kurulacak, biz de gidip Küba’da kahve içeceğiz’ diyorlarmış… Şehit düşeceğini anladığı an arkadaşına ‘Sen benim yerime de kahve iç, ben sözümü yerine getiremiyorum…’ demiş.”

Çekdar’ın kendileri için büyük bir kayıp olduğunun altını çizen Emine Tabak, ”Bizim hayatımızda çok yer kaplıyordu, bu yüzden eksikliğini çok hissediyoruz. Ama nereye gitsek onu herkes çok güzel anlatıyor, herkesin kalbinde taht kurmuş, bu da bizi mutlu ediyor” diyor.

Lecwan ve Çekdar’ın her yerde izleri var

  • Lecwan’ın annesi Ayten Sünger, ”Lecwan da, Çekdar da gittiği her yerde kendisini çok sevdirmiş. Her yerde bir iz bırakmışlar” diyor.

Lecwan ve Çekdar birbirinden ayrılmayan iki arkadaştı. Onların arasındaki derin bağ size nasıl yansıdı?

Çekdar ile Lecwan’ın kaderleri çok benziyor. Aynı ayda doğmaları, aynı ayda katılmaları, bir kaç ay arayla ülkeye gittikleri halde aynı gün şehadete ulaşmaları… Lecwan’ın anmasının Çekdar’ın doğum günü olan 13 Eylül’de, Çekdar’ınkinin Lecwan’ın doğduğu günde olması… Çekdar’ın anmasının olduğu gün ben mezarlarının başındaydım…

Lecwan ve Çekdar’ın halk tarafından bunca sevilmesini nasıl açıklarsınız?

Lecwan da, Çekdar da gittiği her yerde kendisini çok sevdirmiş. Her yerde bir iz bırakmışlar. Sanki Lecwan ve yoldaşları özel seçilmiş, özel yaratılmışlar. Lecwan’ın doğumundan sonra üç yıl çalışmadım. Abisi ve ablasıyla yaşayamadığım her şeyi o üç yılda Lecwan’la yaşadım. Sevgiyi de, öfkeyi de, kırgınlıkları da iyi ki yaşamışız. O benim bedenimin her hücresinde yaşıyor. Onlar ölmediler, yaşamımızın her anında varlar.

kaynak: Y. Özgür Politika

Bu haber 223 kere okundu
  • Bu haberi paylaşın:
UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.
Kategorisindeki Diğer Haberler
1983’ten beri Avrupa’da sürgünde yaşayan Gazeteci Hüseyin Narlı (Ökkeş Ünlü..