Lütfen bekleyin..
Munzur Haber / Hizmet Aşkı Gönül Yağıyla / Demir Tulğa

Hizmet Aşkı Gönül Yağıyla / Demir Tulğa

06 Haziran 2019, 08:05

''Son mektubunda, ‘Biraz da şehirden, insanlardan bahset. Olup biteni anlat,’ demişsin ya, niye yalan söyleyeyim her şey güllük gülistanlık, tıkır tıkır işliyor sistem, yokluğunuzu hiç hissetmedik. Gelen gideni aratırmış diyorlar ya, külliyen yalan.''

Sayın Başkanım,

Son mektubunda, ‘Biraz da şehirden, insanlardan bahset. Olup biteni anlat,’ demişsin ya, niye yalan söyleyeyim her şey güllük gülistanlık, tıkır tıkır işliyor sistem, yokluğunuzu hiç hissetmedik. Gelen gideni aratırmış diyorlar ya, külliyen yalan. Siz tatile gönderilir gönderilmez adam hemen koltuğuna kuruldu. Sağ ve sol tarafına iki büyük bayrak dikti. Yağmur gibi talimatlar yağmaya başladı. Belediyenin aktivitelerini takip etmekten milletin başı döndü. Asıl siz anlattın tatil yerinizi, memnun musunuz otelinizden? Gazeteler beş yıldızlı olduğunu yazmış, doğru mu? Öyleyse ne güzel, uzun bir tatili çoktan hak etmiştiniz.

İlk gün kafeste paçalı siyah ve beyaz en güzel iki güvercinimle kapısına dikilince efendimiz pek şaşırdı. Güvercinlerin yeni sahibine çabucak alışabileceğini, onlara yem verdikçe takla atmaya başlayacaklarını ve evinin tepesinde hiç ayrılmayacaklarını anlattım. Bu girişimim saygıdeğer reisimizin pek hoşuna gitmiş olmalı ki ikinci gün yanına çağırdı. ‘Bundan sonra sağ kolum sensin,’ dedi. Elini omzuma koydu, omzumu okşadı. Ağırlığını hissedebiliyordum. ‘Benim kara kutumsun,’ dedi. Yakama, üzerinde siyah kabuklu bir böcek olan rozeti taktı. Böcek arka ayaklarıyla topa benzer bir şey yuvarlıyordu. İtiraf edeyim ki kapının önüne konulmayı beklerken ödüllendirilmem gururumu okşamıştı. Bilirsiniz, ben sizin sol kolunuzdum. Tabi efendim, millete hizmet hakka hizmettir, dedim, başımla göbeğime kadar eğilerek saygıdeğer reisimizi saygıyla selamladım. Yoksa ne işim olur, sizden başkasıyla katiyen çalışmam.

Bilmem tatilde televizyon seyredebiliyor musunuz, gazete okuyabiliyor musunuz? Evinde, tatil hazırlıkları için valizleriniz, çantalarınız hazırlanırken, belediye binasının önüne de onlarca araçla yığınak yapıldı. Belediyeye çıkan bütün yollar tutuldu. Uzun namlulu, maskeli adamlar duvarların arkasına pusuya yattı. Bir grup silahlı ve sivil ekip kapıyı kırıp içeri girdi. Televizyonlar bu görüntüleri son dakika haberi olarak canlı yayımladı. En üst kata çıktıklarında ‘temiz’ sesleri yankılandı balkonlardan. Devasa kabak çiçeği amblemli bayrakla büyük reisin fotoğrafı balkondan sarkıtıldı. Adamlar, yeni bir kıta işgal etmenin coşkusuyla silahlarının namlusunu havaya dikmiş, gelişigüzel sağa sola ateş etmişlerdi. Duvara herkesin görebileceği şekilde büyük harflerle, ‘Kurdun dişine kan kokusu değdi bir kere,’ yazıldı, yanına kabak çiçeği çizildi. Bir görseniz gözlerim doldu. Biliyorsunuz çok duygusal bir insanım ben. Hatırlar mısınız bir gün binanın önündeki meşe ağacının dalına ayağını kıstıran karga yavrusu, zabıta ekiplerince üstün bir çabayla başarılı bir operasyonla kurtarılınca dayanamamış, gözyaşlarımı zabıta şefinin omzunuza akıtmıştım. Hatırlıyorsunuz değil mi efendim?

Kıymetli Reisimiz bir gün beni huzuruna çağırdı, ceketimin düğmelerini ilikledim, parmak uçlarımla usulca kapısını okşadım, yüz sürdüm. Müdür, dedi güvenlik önlemleri en üst seviyeye çıkarılsın. Olur ya vatan hainlerinin provokasyonlarına mahal vermemek gerekir. Sevenimiz az, sevmeyenimiz çok nasılsa. Halk iradesiymiş, yalan, vatanın bekâreti tehlike altındayken. Bugün bayram. Tüm esnafa bayrak armağan edin. Üç gece üç gündüz indirmesinler. Emrimdir. Vilayetin her bir yanı bayraklarla süslensin ki milletimize bayrak sevgisi aşılansın, dedi. Bir de upuzun bir acil eylem planı. Oku oku bitmek bilmedi. Reisimizin odası değiştirildikten sonra camları kurşungeçirmez camlarla kapatıldı. Altında gizli bir şebeke, geçit ya da tünel var mı diye zemin kat kazındı, gri mermer düşendi. Mozaik de neymiş. Belediyenin girişine arama cihazları konuldu. Çalışanlar bile didik didik arandıktan sonra içeri alınmaya başlandı. Bahçe duvarının yüksekliği iki metreye çıkarıldı. Duvarın önüne ekilen sarı, kırmızı, yeşil çiçekler bölücülük fikirlerini yayar endişesiyle köklerinden sökülüp imha edildi, yerine acilen tek renk çiçekler ekildi. Kardak Lokantasına çıkan yol, olası bir krize karşı bariyerlerle kedilerin, köpeklerin ve ineklerin geçişine kapatıldı. Eski trafonun yerine demirden camları siyah ve kurşungeçirmez bir kulübe inşa edildi. Belediyenin girişine iki panzer konumlandırıldı. Biri güneşin doğuşunu seyrediyordu, diğeri batışını. Bu uygulamalardan sonra ağzım açık kaldı, can güvenliğimiz hiç yokmuş da biz fark etmemişiz. Öylesine, bir şaka gibi yaşıyormuşuz. Nefes alışımız tesadüfe bağlıymış.

Pek saygıdeğer reisimizin iki unvanı olduğu için iki maaş alıyor. Harca harca bitmez. Sizi hatırlıyorum da ayın sonunu zor bela getiriyordunuz. Ona ver şuna ver, buna dağıt. Değer mi efendim, gece gündüz alın teri dökeceksiniz, sonra da beş kuruşluk maaş, geçinmek kolay mı? Herkes kendi kısmetini yemeli, değil mi?  Bilbordları süsleyen afişlerde isminin altına hem vali hem de belediye reisi yazılıyor. Ne güzel değil mi şehrimizi bir tek adamın yönetmesi, böylelikle çift başlılıktan kurtulmuş olduk. Ne gereği var efendim bir ikinci kuruma, kişiye. Belediye meclisi feshedilip üyeleri tatile gönderildi. Başkan yardımcısı çöp temizleme işinden sorumlu pek yüksek rütbeli amir olarak atandı. Partilerin, derneklerin, sendikaların kapısına kilit vuruldu. Gereksiz hepsi de. Ne gereği var canım yüce ve kutlu devlet partisi dururken. Bürokrasi tıkır tıkır işliyor. Hizmet etmede sınır yok. Sağ olsun devletimiz atamayla bir adam göndermiş. Mumla arasan bulamazsın. Altın kalpli, altın. Ben de reisimize iltifatta kusur etmiyorum. Reisimiz bir cihana bedel. Tanrı başımızdan onu eksik etmesin.

Listeleri panoya, yüce bayrağımızın yanına alt alta astım. Bir de baktım tanıdık bildik herkesin ismi var. Toplam üç bin kişi. Beşle çarpsan on beş bin şehir nüfusunun üçte biri ediyor. Bunlar, dedi pek saygıdeğer valimiz, pardon reisimiz, iki unvanı olunca insan karıştırmıyor değil, bana listeleri uzatırken, Bunların hepsi terörist ve bölücü faaliyetlerde bulunuyor, dedi. Ayrık otlarını bir bir ayıklayacağız. Ulu ve yüce devletimize sadakatleri ve bağlılıkları zayıf. Yarından itibaren belediyeye girişleri yasaklanacak. Gidip kendilerine başka bir iş bulsunlar. Bunların yerine devlet partisine üye listeler doğrultusunda daha önce hiç görmediğim kişiler belediye koridorlarında, belediye araçlarında, park ve bahçelerde karınca ordusu gibi boy göstermeye başladı. Başka şehirlerden getirildiği dedikodusu şehir efsanesi gibi yayılsa da belli bir süre sonra saman alevi gibi kendiliğinden söndü. Bir görseniz çok çalışkanlar efendim, kafalarını yaptığı işten kaldırmıyorlar. Sizin döneminizdeki zevk-i sefahat çoktan bitti. Sekiz yerine, on iki saat de çalışıyorlar yüksek reisimizin çok yüksek emirleriyle. Psikolog diye bir veteriner işe alındı sözgelimi. Hem insan hem hayvan psikolojisinden anlıyor. Herkes her işe el atıyor. Herkes her işi yapmak zorundadır. Bayramlarda izinmiş, ikramiyeymiş, geride kaldı o günler efendim. Burası babalarının çiftliği değil. Kıskanmayın ama yerel yönetimlerde devrim yaptık sayın başkanım, kulaklarınıza inanamazsınız. Zaten her şeyi, yapılanı edileni, bazen abartarak yapılmayanı da yapmış gibi gösteriyoruz, her kalemin harcamalarını yazıp afiş afiş bilbordlara asıyoruz milletimiz ne kadar çalışkan, tutumlu, namuslu ve şeffaf olduğumuzu görsün bilsin diye. Durmuyoruz efendim, yeni projelerle vilayetimizin siluetini değiştirmeye, milletimizi şaşırtmaya devam ediyoruz. Her yere yol götürüyoruz, asfaltlama yapıyoruz. Ev ev herkese gri boya dağıtıp binaların, apartmanların tek renk boyanmasını sağladık. Başka bir projemizi duyunca ağzınız açık kalacak, ben bile şaşkına döndüm. Düşünsenize, milletimize bedava dağıtığımız kömür hava kirliliği yapınca her haneye kişi sayısının üçte biri kadar maske dağıttık. İnsanlar evinin balkonuna çıkarken maskesini takacak artık. Sizin de projeniz varsa lütfen bize gönderin, değerlendirelim.

Kültürsüz sanatsız kalmış bir milletin tüm damarları kopmuş demektir, diye bir söz vardır. Tam böyleydi değil mi efendim. Ne doğru söylemişler atalarımız. Yılda bir kez toplu yemek yerine ayda bir kez olmak üzere azar azar milletimize etkinlik yediriyoruz. Ücretsiz üstelik. Adını ‘Devlet ile Milletin Soylu Buluşması’ koyduk. Uzak köylerden, kazalardan gelenler için belediye otobüslerini seferber ediyoruz. Yatalakları, yaşlıları tiyatroya sedyelerle taşıdık. Başrol oyuncusu, ünlü manken, o da sizin gibi tatili seviyor, Yarama tuz bastım, deyince yaşlı adam bastonuyla havaya fırladı. Kim basmış köyü, çabuk söyleyin, deyince oyuncular dâhil bütün seyirciler gülmekten yerlere yattı. Her ay bir konser, konserlerimiz büyük ilgi topluyor. Vilayetin bütün gençleri, öğrencileri oğul veren arı kolonisi gibi tortop olmuş bir halde stattan baraj kenarına, köprü altından terkedilmiş yıkık dökük evlere kadar yuvarlana yuvarlana yuvarlanıyorlar. Ha unutmadan paylaşayım sizinle son getirdiğimiz grubun adı Mandaydı, yok Mangaydı galiba. Adını süt vermeyen bir hayvandan alıyormuş güya. Zaten hayvanca sesler çıkardılar konser boyunca. Ben de pek bir şey anlamadım ama herkes çok eğlendi, olsaydınız eminim siz de çok eğlenirdiniz.

Milletimizin kendini tanıması, ecdadına sahip çıkması için çok yüksek üniversitelerden pek kıymetli bilim hocalarımızı çağırıp milletimizi yontma ve biçimlendirme çalışması yürütüyoruz. Çekiç sayın reisimiz elinde, nereye vursa orası bambaşka bir şekil alıyor. Hafta sonu yaptığımız oturumda Karadeniz’in bir üniversitesinden gelen doçent doktor, ismi aklıma gelmedi şimdi, hatırlayamadım, neyse anımsayınca yazarım, salona dönüp, Aslında hepiniz uzaylısınız, Marslı değilsiniz. Şu ana kadar kendinizi yanlış bilmişsiniz, deyince salondan bir uğultu yükseldi. Geniş yüzlü, yüz hatları keskin, iri gözlü genç bir kadın elleriyle kulak memelerini tuttu, Uzaylıysak neden kulaklarımız uzun değil, diye sordu. Profesör eveleyip geveledi, eli kolu birbirine dolaştı, masadaki su bardağını devirdi. Reisimiz ağır ağır yerinden kalktı, protokolden kalabalığa döndü, keskin bakışlarıyla kalabalığa baktı, kaşlarını çatınca, salonda birden bire bir alkış tufanı koptu, Bravo sesleri duvarları titretti. Prefesör neye uğradığına şaşırdı, kirpikleri ıslandı, vatan millet buluşması karşısında gözyaşlarına engel olamadı. Neyse ki konferansın sonunda takdim ettiğimiz çelenk gönlünü almış, onu mutlu etmişti.

Sayın Başkanım,

Burada mektubuma son verirken sizi ve aynı otelde kalan diğer tatilcileri saygıyla selamlıyor, tatilinizin iyi geçmesini temenni ediyorum. Ben ve pek kıymetli saygıdeğer reisimiz bu koltukta oturdukça gözünüz arkada kalmasın. İnanın milletimiz her şeye layık, devletin tüm olanaklarını seferber ediyoruz. Yalnız bir şey bilmenizi istiyorum. Reisimiz mektuplaştığımı öğrenmiş olmalı ki son günlerde soğuk ve mesafeli davranıyor. Bana gönül koydu. Bir kez olsun yüzüme bakmadı. İnanın çok üzülüyorum. Sizinle yazışmayı, ilişkimi şimdilik askıya almak zorundayım. Mektuplarınıza bundan böyle cevap yazamayacağım için kusura kalmayın. Selam gönderin yeter. Ben anlarım. Saygılarımla.

Çok Çok Özel Kalem Müdürünüz

(Deersim Gazetesi 83. sayısından)

Bu haber 32 kere okundu
  • Bu haberi paylaşın:
UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.
Kategorisindeki Diğer Haberler
Cumartesi Anneleri, sağanak yağmura rağmen eylemlerinin 751’inci haftasında..