Lütfen bekleyin..
Munzur Haber / Nazım Hikmet’ten 14 Temmuz’a açlık grevlerinin dünü bugünü

Nazım Hikmet’ten 14 Temmuz’a açlık grevlerinin dünü bugünü

13 Mayıs 2019, 11:18

ANKARA - Leyla Güven öncülüğünde 187 gündür süren açlık grevi Türkiye'nin en çok konuşulan gündemlerinden olsa da bu topraklar bu eylem tarzına yabancı değil. Açlık grevleri, hukukun uygulanmasını talep eden ve bedenlerinden başka bir şeyleri olmayan insanların 1950'lerden bugüne taşıdığı bir direniş geleneğine dönüştü.

Demokratik Toplum Kongresi (DTK) Eşbaşkanı Leyla Güven 8 Kasım 2018'de tutuklu bulunduğu Diyarbakır E Tipi Cezaevi'nde başlattığı açlık grevi, kısa sürede cezaevlerinden, Avrupa'ya, Federe Kürdistan Bölgesi'ne kadar yayıldı. 
Şimdilerde beyaz tülbentli annelerin eylemleriyle çokça gündeme gelen açlık grevlerinin Türkiye'deki tarihini derinlere dayanıyor. 
 
Açlık grevi, 1991 tarihli Malta Bildirgesi'nde, "zihinsel olarak ehliyetli ve kendi iradesiyle açlık grevine karar vermiş kimsenin belirli bir zaman için yiyecek ve/veya sıvı almayı reddetmesi" şeklinde tanımlanmıştır. Amacın ölmek olmadığına dair en önemli kriter, isteklerin yerine getirilmesi halinde eylemin bitecek oluşudur. Bildirgede açlık grevlerinin genellikle taleplerini başka yollardan ortaya koyma imkânları bulunmayan kişilerin başvurdukları bir protesto biçimi olarak tanımlanıyor. Türkiye’de de  farklı ideolojik yapılanmaları ve kesimleri de barındıran çeşitli dönemlerde bir “direniş geleneği” olarak cezaevlerinde günümüze değin sürdü. 
 
NAZIM HİKMET: HAKKIN TECELLİSİ İÇİN... 
 
Bunlardan ilki 8 Nisan 1950 tarihinde Şair Nazım Hikmet’in Bursa Cezaevi’nde başlattığı açlık grevi. Nazım Hikmet, 28 Aralık 1938'de Askeri Yargıtay'ın onaylamasıyla Harp Okulu ve Donanma davalarında toplam 28 yıl 4 ay ağır hapis cezasına çarptırılmıştı. "Orduyu isyana teşvik etmek" iddiasıyla 13 yıl cezaevinde kalan Hikmet, bu hukuksuzluğun giderilmesi için açlık grevine başlamıştı. Hikmet o dönem açlık grevine gireceğini avukatı İrfan Emin Kösemihaloğlu’na şu sözlerle bildirmişti: “Hakkın, hakikatın tecellisi için açlık grevine yatıyorum. Üzülme, sinirlenme, hak ve hakikat uğrunda, bir kanunsuzluğun tamiri uğrunda gerektiği zaman ölümü göze alabilmek güzel şeydir.”
 
3 YAZARDAN NAZIM’A DESTEK
 
Hikmet’e destek olmak için üç şair Orhan Veli, Oktay Rıfat ve Melih Cevdet Anday’da Ankara’da 3 gün açlık grevine yaptı.
 
CELAL BAYAR: HAREKETİM TAMAMEN SİYASİDİR
 
27 Mayıs 1960 darbesi döneminde "vatana ihanet" ve "anayasayı ihlal" suçlamalarıyla tutuklanan Türkiye’nin üçüncü Cumhurbaşkanı Celal Bayar 30 Mart 1963’te üç günlük açlık grevine girdi. 22 Mart 1963’te sağlık sorunları nedeniyle tahliye edildikten sonra hakkında tekrar tutuklanma kararı çıkan Bayar, Ankara Hastanesi’nde tedavi gördüğü sürede iki günlük açık grevine girdi. Bayar açlık grevinin doğru olmadığını söyleyen doktorlara ise “Sakın bu hareketimden sizler alınmayınız. Bu hareket, yemek yememem size karşı değildir. Hareketim tamamen siyasidir ve bunu siyasi bir gösteri olarak yapıyorum” yanıtını verdi.
 
1969 YILI:  500 TUTUKLU AÇLIK GREVİNDE
 
17 Mayıs 1969 yılında ise İstanbul Topbaşı Cezaevi'nde 500 tutuklu “af” talebiyle 9 günlük açlık grevine girdi.
 
3 FİDAN DA AÇLIK GREVİNDE
 
18 Nisan 1972 yılında Mamak Askeri Cezaevi’nde tutulan Türkiye Halk Kurtuluş Ordusu (THK-O) öncülerinden Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan, Hüseyin İnan, cezaevlerinde insanlık dışı uygulama ve işkenceleri ve 1961 Anayasası’nda yapılmak istenen değişikliklere karşı ölüm orucuna girdiklerini  "Bu davranışımızın  kötülükleri sona erdirmeyeceğini biliyoruz. Ancak, halkımıza ve onun haklarına cezaevi hücrelerinde sahip çıkıp, onu savunacak tek hareketimiz  ölüm orucununu sürdürmek olacaktır” sözleriyle duyurmuştu. 3 Fidan'ın eylemleri 12 gün sürdü. 
 
 1980 SONRASI BASKI DA EYLEM DE ARTTI
 
Ağustos 1980'de Davutpaşa Askeri Cezaevi'nde tutuklular, darbe sonrası cezaevinde işkence, kötü muamele ve cezaevi koşullarına karşı 9 gün süren açlık grevi yaptı.
 
14 TEMMUZ BÜYÜK ÖLÜM ORUCU: YAŞAMI UĞRUNA ÖLECEK KADAR SEVİYORUZ
 
Diyarbakır 5 Nolu Cezaevi’nde 12 Eylül 1980 darbesi ile birlikte cezaevlerinde sistematikleşen işkence ve insanlık dışı uygulamalara karşı, PKK'li  tutuklular ilk olarak 1981 yılında böylesi bir eyleme başvurur. Kemal Pir ve Hayri Durmuş'un öncülüğünde başlayan ilk ölüm orucu eylemi 43 gün sürer. Taleplerin kabul edilmesiyle sona eren ölüm orucu, baskıların devam etmesi sonucu 14 Temmuz 1982 tarihinde "Büyük Ölüm Orucu Direnişi" olarak isimlendirilecek eylem başladı. Eylemin öncülerinden Hayri Durmuş, ölüm orucuna başladığını duruşma salonunda, “Vahşi politika ve uygulamaları protesto etmek için şu andan itibaren ölüm orucuna başlıyorum. Eğer eylemim ve ölümümle arkadaşlarıma, partime ve halkıma faydalı olabilirsem bundan mutluluk duyarım. Bütün yeteneğimi, bilgimi ve becerimi en üst biçimiyle istediğim gibi halkımın hizmetine sokabildiğimi söyleyemem. Bu yüzden mezar taşıma, ‘Bu halkına karşı borçlu öldü’ yazılsın. Bu benim son duruşmam olacak” sözleriyle duyururken, “ Yaşamı uğruna ölecek kadar çok seviyoruz” diyen eylemcilerden Kemal Pir, eyleminin 55’inci gününde hayatını kaybederek Türkiye’de ölüm orucu sebebiyle hayatını kaybeden ilk isim oldu. 14 Temmuz 198 yılında Büyük Ölüm Orucu Eyleminde Kemal Pir 7 Eylül 1982, Mehmet Hayri Durmuş 12 Eylül 1982, Akif Yılmaz 15 Eylül 1982, Ali Çiçek 17 Eylül 1982 tarihlerinde yaşamını yitirdi.
 
1984 yılında Diyarbakır 5 Nolu Cezaevi’nde Devrimci Yol davasından yargılanan Orhan Keskin ve Cemal Arat, işkence ve insanlık dışı muamelelere karşı başlattıkları ve 54 gün süren açlık grevinde hayatlarını kaybetti. 
 
TEK TİP ELBİSE DAYATMASINA KARŞI 
 
1984 yılının 11 Nisan günü Metris ve Sağmalcılar Cezaevindeki Devrimci Sol ve Türkiye İhtilalci Komünistler Birliği (TİKB) davasından oluşan tutuklular, tek tip elbise dayatmasının sona erdirilmesi, işkenceden vazgeçilmesi, politik tutukluluk hakkı ve sosyal ve insanî şartlar için açlık grevine başladılar ve bu eylem 400 tutuklu ile 45’inci gününde ölüm orucuna dönüştürüldü. Eylemin 60’ıncı ve 70’inci günlerinde Abdullah Meral, Haydar Başbağ, M. Fatih Öktülmüş, Hasan Telci yaşamlarını yitirdi. Açlık grevleri, özellikle tek tip dayatmasının durdurulması ile kesin olarak Şubat 1986'da sona erdirildi.
 
İLK HÜCRE UYGULAMASINA KARŞI AÇLIK GREVİ
 
27 Nisan 1989’da Nazilli E Tipi Cezaevinde 33 siyasi hükümlü açlık grevine başlamış, 29 Haziran 1989 da ise cezaevlerinde “hücre” uygulamasının ilk hayata geçirildiği Eskişehir Özel Tip Cezaevinde 280 tutuklu açlık grevi başlattı. Adalet Bakanı grevin 34’üncü gününde açlık grevindeki tutukluları Nazilli ve Aydın Cezaevlerine sevk etti. Zorla ringlere bindirilen sopa ve dipçiklerle dövülen PKK davalarında yargılanan tutuklu Mehmet Yalçınkaya ve Hüseyin Hüsnü Eroğlu 2 Ağustos 1989 tarihinde yaşamlarını yitirdi. 
 
YAZARLAR AÇLIKI GREVİNDE  
 
15 Ağustos 1989 yılında aydın ve yazarlar Aziz Nesin, Mina Urgan, Rasih Nuri İleri, Mehmet Ali Aybar ve Emil Galip Sandalcı, Aydın ve Eskişehir’de başlayan açlık grevlerine destek olmak için Pera Palas Otel’de 2 günlük açlık grevine girdi.  
 
1991’DE ESKİŞEHİR’DE HÜCRE KALDIRILDI
 
1991 yılında da birçok cezaevinde tutuklular açlık grevlerine başladı. Ölüm sınırına gelinmesi üzerine dönemin Adalet Bakanı Seyfi Oktay ve İnsan Haklarından Sorumlu Devlet Bakanı Mehmet Kahraman’ın girişimleriyle Eskişehir Özel Tip Cezaevi kapatıldı. 1991-1995 yılları arasında, cezaevindeki kötü koşulların iyileştirilmesi, kötü muamelenin son bulması talebiyle çeşitli tarihlerde açlık grevleri eylemleri sürdü.
 
1996 ÖLÜM ORUCU VE AÇLIK GREVİ
 
1996'da Adalet Bakanı Mehmet Ağar'ın düzenlemesiyle çıkartılan "Mayıs Genelgesi” ile birlikte tutukluların “ tabutluk” olarak adlandırdığı cezaevlerini protesto etmek amaçlı birçok cezaevinde süresiz açlık grevi başladı. Cezaevlerine bulunan MLKP, TKP/ML, TİKB, TKP(ML), Ekim, TKEP-Leninist, Direniş Hareketi ve DHKP/C tutuklularının oluşturduğu "Cezaevleri Merkezi Koordinasyon"u  "tabutluk” genelgelerinin iptal edilmesi, savunma hakkı ve tutukluların tedavileri önünde engellerin kaldırılmasını talep ederek, 20 Mayıs'tan itibaren süresiz açlık grevine başladı.  
 
2 bin 174 tutuklunun açlık grevine ve 355 tutuklunun da ölüm orucunda olduğu bu yüksek katılımlı eylemde Aygün Uğur, A. Berdan Kerimgiller, İlginç Özkeskin, Hüseyin Demircioğlu, Ali Ayata, Müjdat Yanat, A. İdil Erkmen, Tahsin Yılmaz, Yemliha Kaya, Hicabi Küçük, Osman Akgün, Hayati Can adlı tutuklular  yaşamını yitirdi. Yaşanan ölümlerin ardından, istifa eden Ağar yerine gelen Şevket Kazan'ın 69'uncu günde taleplerin kabul edildiğini ilân etmesi üzerine sona erdirildi.
 
F TİPİNE KARŞI AÇLIK GREVİ
 
Adalet Bakanlığı tarafından inşa edilen F Tipi cezaevlerine öncelikle siyasi tutukluların yerleştirileceğinin açıklanmasından sonra 20 Ekim 2000 tarihinde Türkiye’deki 18 cezaevinde Devrimci Halk Kurtuluş Partisi/Cephesi (DHKP/C), Türkiye Komünist İşçi Partisi (TKİP) ve Türkiye Komünist Partisi(Marksist Leninist) (TKP(ML)) örgütleri davalarından yargılanan 865 tutuklu ve hükümlü, cezaevlerini protesto amacıyla açlık grevine başladı. Bu eyleme karşı 19 Aralık 2000 tarihinden devlet tarafından "Hayata dönüş" adı altında bir katliam gerçekleştirildi. 
 
MA / Diren Yurtsever
Bu haber 58 kere okundu
  • Bu haberi paylaşın:
UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.
Kategorisindeki Diğer Haberler
Modern şiirin temel sorunlarından biri sevgililik ilişkisi ve aşktır. Konum..