Lütfen bekleyin..
Munzur Haber / "Çöktürme planı çöktü ajanlaştırmaya başvuruyorlar"

"Çöktürme planı çöktü ajanlaştırmaya başvuruyorlar"

08 Ağustos 2017, 19:47

Türk devletinin Kürdistan'da ajanlaştırma politikalarına ağırlık verdiğini belirten KCK Yürütme Konseyi üyesi Fatma Adır, "Saldırılarla sonuç alamayınca kirli savaşın tüm yöntemlerine başvuruyorlar" dedi.

Türk devletinin son zamanlarda Kürdistan'da geliştirmeye çalıştığı ajanlaştırma politikalarını değerlendiren Kürdistan Topluluklar Birliği (KCK) Yürütme Konseyi üyesi Fatma Adır, devletin savaş yoluyla elde edemediğini ajanlaştırmayla elde etmeye çalıştığını söyledi.

Devletin Kürt kentlerinde başvurduğu diğer bir politikanın ise küçük çocuklara bayraklı merasimler düzenletme, Kuran kursları adı altında çocukları asimile etme girişimleri olduğunu dile getiren Adır, "Kuran kurslarında dini eğitim alacağız diye giden Kürt çocuklarını gezi adı altında düzenledikleri etkinliklerde, Türk bayraklı üniformalar giydirerek, eğer bu sınırlar içinde yaşayacaksan, kimliğin, kişiliğin ve düşünceden vazgeçeceksin ve bunu kabul edeceksin ki, sana yaşama hakkı tanıyalım dayatmalarıdır" diye konuştu.

KCK Yürütme Konseyi Üyesi Fatma Adır ANF'nin sorularını yanıtladı.

Son iki yıldır Türk devleti özel savaşı tüm boyutları ile devreye koymuş durumda. Daha önce denenmiş ve sonuç alınmamış bu yöntemlerin yeniden devreye konulmuş olmasının nedeni ya da nedenleri nelerdir?

Türkiye’de özel savaş yıllardır tüm muhalif kesimlere ve Kürtlere karşı kullanılan bir yöntemdir. 1992 topyekun saldırısı olarak tanımlanan süreçte de özel harp dairesi olarak örgütlenen kirli mekanizma; özgürlük hareketinin imhasına dönük çok kapsamlı bir konsept oluşturdu. 1996’da Önderliğimize karşı Şam’da gerçekleştirilen bombalı saldırı başta olmak üzere, hareketin tüm alanlarına dönük topyekun bir imha anlayışı ve tutumu içinde oldu. Dağda gerillaya karşı kapsamlı imha saldırılarının yanı sıra henüz yeni oluşan demokratik siyaset alanını tasfiye etme, köyleri boşaltma ve binlerce, (faili kendisi olan) insanımızı, örgütlediği kontra güçler eliyle katletti. O zamanda Tansu Çiller, Mehmet Ağar ve Doğan Güreş özel savaş ekibi görev başındaydı ve her gün "bitirdik, bitiyoruz" diyorlardı. Binlerce insanımızı kaybettik ama daha da güçlenerek, o mücadele sürecinde çıktık ve daha da gelişme kaydeden bir düzeyi yakaladık.

Benzer bir durum bugün yaşanıyor. Başında Ağar yetiştirmesi olan İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, soysuzca bir politika yürütmektedir. Özel savaş yöntemlerini yeni tekniki gelişmelere dayandırarak, güncelleştirerek, soykırım politikasında sonuç almak istiyor. 1992 özel savaş konseptinden tek farkı, gelişmiş tekniğe dayanarak sonuç alma tutumudur. Fakat çok daha önemlisi de olmayan bir şeyi varmış ve başarmış gibi göstermeyi en iyi beceren bir özel savaş zihniyeti ve şebekesi ile karşı karşıyayız. Özel harp dairesinin kirli politikalarını güncelleyerek, halklara, demokrasi güçleri ve karşı çıkan herkese karşı uygulamaktadırlar.

Daha somut olarak dile getirirsek, bu özel savaş yöntemleri şu an hangi biçim ve yöntemlerle uygulanmaktadır.

2015 yılının 5 Nisanı'ndan bu yana Önderliğimizden haber alma imkanımızı ortadan kaldırdılar. Bununla, kendilerine göre hareket ile Önderlik arasındaki bağlantıyı koparma, Önderliğe ve harekete mücadelede geri adım attırmayı amaçlamış olabilirler. Bir de tabi Önderliğimize düşman hukuku uygulanmaktadır. Avukatlarının da belirttiği gibi, haber alınamayan bir durum yaşanmaktadır.

Önderliğimize dönük uygulanan saldırı ve tecrit politikasının paralelinde 7 Haziran 2015’te ortaya çıkan siyasi iradeyi tasfiye etme, yine hemen sonrasında gerillaya karşı imha saldırısı temelinde tarihinin en büyük hava saldırısı gerçekleştirdi. Dikkat edilirse, 92 topyekun imha konseptinde olduğu gibi, ondan da daha ileri olarak günlerce yasak bölgeler ilan etme, köylüleri evine hapis etme, köy boşaltma, yaylara çıkmayı önleme ve insanları infaz etme, işkence ve keyfi bir tutumla günlerce göz altında tutma artık olağan bir durum haline getirildi.

Bir de ajanlaştırma faaliyetine ağırlık vermiş durumdalar. Kürt işbirlikçiler üzerinden ve yanı sıra polis ve MİT'in bir süreden beri yurtsever, kimliğine bağlı ve demokratik siyaset alanı içinde olan insanları takip ederek ve koluna girerek, “Sizi gözaltına almıyoruz, sizinle süreci kimin bozduğuna dair konuşacağız, görüşünüzü alacağız, tartışacağız” biçiminde uygulama yapılmaktadır. Tabi daha çok insanlara “süreci PKK bozdu” dedirtme ve ayrıca “yeni muhataplar kim olabilir” tarzında kafa karıştıran ve hedef şaşırtan söylemler geliştiren özel savaş yöntemi çok aktif olarak devreye konulmuş durumdadır.

Sonuç almama durumunda ise, “Sizinle süreci tartışmak için diyalogumuz devam etsin” diyerek ajanlaştırma çabası içine girilmektedir. Bu duruma da tavır koyan insanların daha sonra evine baskın yapılarak, yardım, yataklık ve üyelik suçlamaları ile tutuklamaktadırlar. Hiçbir hukuki tahkikat ve araştırma dayandırmadan, sonradan iddianame oluşturularak, insanlar içerde tutulmaktadır. Saldırılarla sonuç alamayınca kirli savaşın tüm yöntemlerine başvurmaktadırlar.

Diğer bir konu ise son zamanlarda Kürt çocuklarına yönelik geliştirilen asimilasyon politikaları var. Mesela daha ilkokul çağındaki çocukların eline bayraklar verip merasimler düzenleme ve el öptürme, Kuran kursları altında geliştirilen politikalar var...

Doğru; bu konseptin bir parçası da Kürt çocuklarına dönük geliştirilen uygulamalardır. Kuran kursu adı altında, devşirme yeni bir Kürt nesli ortaya çıkarılmak istenmektedir. Şark Islahat Planı'nın güncelleşmiş yeni halini, halkın inanç değerleri ve halkımızın ekonomik durumundan faydalanarak, para karşılığında Kürt çocuklarına yeni bir asimilasyon politikası uygulanmaktadır. Yine çocukları batıya götürüp, gezdirme adı altında yapılan tüm çalışmaların özel savaş planı dahilinde yürütülen bir çalışma olduğunu halkımız bilmeli ve görmelidir.

Kuran kursları, Kürt çocuklarını gezdirme adı altında, Türk bayraklı üniformalar giydirerek, eğer bu sınırlar içinde yaşayacaksan, kimliğin, kişiliğin ve düşünceden vazgeçeceksin ve bunu kabul edeceksin ki, sana yaşama hakkı tanıyalım dayatmalarıdır. Bunlar çok masumane yapılan çalışmalar değildir. Geçmişten bilinen ve yaşanılan durumlardır. Halkımız, kesinlikle bunlara tavır koymalıdır.

MAHALLE BEKÇİLİĞİNE KİMSE TENEZZÜL ETMEMELİDİR

Yine geliştirilen koruculuk ve mahalle bekçiliği var. Bunları nasıl görmek gerekir?

Benzer bir durumda; koruculuğu yeniden hortlatarak, yine para karşılığında geliştirilmek istenen mahalle bekçiliğidir. Hiçbir halk kimliğini, tarihini, çocuklarının geleceğini, ahlakı ve vicdanını paraya satmaz. Kürt halkı ise bunu asla kabul etmeyen bir halktır. Direnerek, var olmuş ve kendini korumuştur. Dağlara sığınarak, aç ve fakir yaşamış ama asla kimliğinden, kişiliği, onuru ve vicdani duruşundan taviz vermemiştir. Bugün de özel savaşın tüm yöntemlerine rağmen yenilmemesi de bu gerçekliği ile ilgilidir. Koruculuk ve mahalle bekçiliğine kimse tenezzül etmemelidir ve asla kabul edilmemelidir. Bunu kabul edenlere, eşleri, çocukları ve toplum tavır almalıdır. Sosyal olarak izole edilmeliler, kimse selam vermemelidir. Bu bir tutum olarak geliştirilmelidir.

Özel savaş uygulamaları kadın ve gençliği özel olarak hedeflemiş durumdadır. Uyuşturucu, toplumu yozlaştırıcı politikalar çok planlı ve bilinçli olarak geliştirilmektedir. Düşünmeyen, itiraz etmeyen, geliştirilen özel savaş politikalarına karşı mücadele ve direnç göstermeyecek bir nesil ve gençlik yaratılmak isteniyor. Uyuşturucu, fuhuş, polis ve devletin çeteleri tarafından kadın ve gençlik içinde yaygınlaştırılmaktadır.

Geçmişte kontra faaliyetlerle, yüzlerce Kürt yurtseverlerin kanında eli olanlar, bugün yeniden AKP ile işbirliği içinde güç olmak ve benzer faaliyetlerini geliştirmek istemektedirler. Bu kontra güçlere karşı da halkımızın gerekli tavrı koyacağı açıktır. Uyuşturucu ve kirli özel savaş yöntemlerini bunlara dayalı geliştirmek istemektedirler.

ÇÖKTÜRME PLANI BAŞARILI OLMAYACAK

"Kürtler 7 Haziran’da siyasetten önemli mevzi kazandı, neden bunda ısrar edilmedi ve siyasetten Kürt sorunun çözüm koşulları oluşmuştu, PKK öz yönetim süreci ile bu imkanı ortadan kaldırdı" gibi söylemler hala geliştirilmeye devam ediliyor. Bu da özel savaşın bir parçası olarak bilinçli bir şekilde kullanılmıyor mu?

Tabi, söz konusu politikalar bir konsept dahilinde geliştirilmektedir. Oluşturulan soykırım konsepti, Ekim 2014’te tarihinde MGK’de karar altına alınan “Çöktürme Planı”nın parçaları olarak devreye konulmuştur. Israrlı bir biçimde yanlış bir gündem ve tartışma durumu bazı merkezde planlanıp, yürütülmektedir. Bizim halkımızın böyle bir gündemi yoktur. Böyle bir tartışma bilinçli olarak gündemde tutulmak istenmektedir. Bu tartışmanın içinde olanlar şunu çok net bilmelidir: Bu bilinç çarpıtmasıdır. Kürtler ve Türkiye’nin demokrasi güçleri Türkiye’nin demokrasi ve özgürlükler sorunun çözmek için, bu konuda sorumluluk üstenmek istediler. 7 Haziran’da ortaya çıkan siyasi sonuç böylesi bir tutum ve kararın yansıması idi. Türk devleti, 7 Haziran sonuçlarını kabul etmiş olsaydı, belirttiğiniz gibi bir savaş başlatılmış olsaydı, o zaman bu doğru olabilirdi. Ama durum tersidir. 7 Haziran seçim sonuçları devleti iki seçenekle karşı karşıya getirdi. Ya Kürt sorunun çözümü kabul edip, çözme noktasında irade ortaya koyacaktı, ya da eski yöntemi devreye koyup, imha saldırılarını pratikleştirecekti. Zaten karar altına önceden alınan “Çöktürme Planı” da ortaya koymuştur ki, nasıl bir sonuç çıkarsa çıksın, inkar ve imhada ısrar edilecekmiş. 7 Haziran Kürtlerin ve demokrasi güçlerinin ortaya koyacağı en ileri çözüm tutumu ve sorumluluğuydu. Bunu kabul etmeyen Erdoğan-Bahçeli faşizmi, aynı gece seçimlerin Kasım’da yenileceğini beyan ettiler. Demek ki, zaten önceden siyasi iradenin dikkate alınmayacağını, Kürt, demokrasi ve özgürlükler sorunun çözme tutumunun olmadığı, geliştirilen süreçten faydalanmak ve hareketi tasfiye amaçlanmıştır. Bu başarılmayınca, zaten var olan karar pratikleşti.

Diğer yandan çözüm süreci diye bir kavram, zaten problemlidir ve yanlıştır. Önderlik bu süreci bir çözüme dönüştürmek istedi ve buna çaba gösterdi. Ama Erdoğan-Bahçeli faşist ikilisinin imha planı üzerinde çalıştıkları açığa çıktı. Onun için bir çarpıtma, algı operasyonu ve gündemi manipüle etme tartışmasıdır. Halkımızın mücadele dinamiğini zayıflatma, kafa karıştırma ve yanlış gündemler etrafında özel savaş uygulamalarına zemin yaratmaya dönüktür. Bir de özyönetim sürecini yaşayan yerlerin böyle bir gündemi yok. Bu gündem daha çok öz yönetim süreci içinde olmayan, ciddi bir katkı sunmayan, insanlar diri diri yakılırken, seyredenlerin tutumudur. Bir de soykırım şebekesi bazı kesimler ve kişiler üzerinden bunu ısrarla gündemleştirmeye çalışmaktadır. Bu kesimlere bunu belirtmekte yarar vardır. Neden devletin soykırım politikaları ve uygulamaları gündemleştirilmiyor, buna karşı yeterince çıkılmıyor ve dur denilmiyor.

Kürt sorunu, demokrasi ve özgürlükler sorunu çözülmeden, hangi şehir ve yaşam alanları güvencededir. Teslim olunamayacağına, direniş ve mücadelede devam edeceğine göre, demek ki, devlet her an yeni saldırılar ile Kürt şehirlerini yıkabilir. Ortadoğu’da bunun örnekleri son zamanlarda çok çarpıcı yaşandı. Bir ülke de çok köklü sorunlar var ve bunlar demokratik temayüller içerisinde çözülmüyorsa, yönetenler diktatörce sorunları yok saymaya, bastırmaya çalışılırsa, halklar da buna karşı direnir. Bir ülkenin iç sorunları yoğun ise, o ülke de darbe mekaniği hep devrede olur. Yönetenler bunu hep gündemde tutarak, halkı korkutarak, yanında tutmak ister. Diğerleri de yönetenlere karşı olarak başvurulacak yöntem olarak görürler. Her ikisi de yanlıştır. Bizim tercihimiz mücadeledir.

Siyaset ile sorunu çözmenin tutumu 7 Haziran’dı. Onu aşacak yeni bir durumun ortaya çıkmasına imkan verilmedi. 7 Haziran’ı reddeden devletten çözüm çıkmaz. Çıkacak olan soykırım politikalarını yeni yöntemlerle devreye koymaktır. Şu an yapılan budur. Onun için, siyasetten ısrar etmeyen Kürtler ve özgürlük hareketi değil, devlettir. İmha kararını pratikleştiren devlettir. Bu tartışma yanlıştır, halkımız böylesi gündemlere tavır koymalıdır.

Halkımız, demokrasi güçleri şunu bilmelidir. Erdoğan-Bahçeli faşizminden yeni çözüm ve diyalog süreçleri beklemek yanlıştır. Artık AKP, Erdoğan-Bahçeli faşizmine karşı direnmek ve mücadele etmenin dışında başka bir yol yoktur, beklememek gerek. Yani Erdoğan ve Bahçeli faşizmi ile mücadele edilir. Bunları yenilgiye uğratmaktan dışında artık başka bir seçenek yoktur. Bu faşizminde sonu, önceki benzerleri gibi yenilgidir.

Tüm saldırılara rağmen sonuç alamayınca, içten çürütme, çökertme yöntemine yönelmişlerdir. Tüm bu durumlara karşı tavır almamak, neredeyse artık normal bir durummuş gibi görmek, aslında Erdoğan-Bahçeli faşizminin doğru ve yanlış noktasında algılarda yarattığı muğlaklığın bir sonucudur. En başta da belirttiğim gibi, yanlışı doğru göstermek, bunun propagandasını yaparak, algı oluşturmak ve yönetmek, Erdoğan-Bahçeli faşizminin en önemli özelliğidir.

İhale, para ve rant üzerinden Kürt halkına dayatılan katliam, saldırı ve imha tutumuna ortak olan, bundan yararlanmak isteyen her kim olursa, tarih ve Kürtler onları asla affetmeyecektir. Bir kesim işbirlikçinin bu konuda satmadığı ve pazarlamadığı hiçbir şey kalmamıştır. Onların yeri bellidir. Bu halk onları iyi tanımaktadır.

Yeniden sözünü ettiğini ajanlaştırma faaliyetlerine dönecek olursak, size göre halk bu tür politikalar karşısında nasıl bir tutum içerisinde olmalı?

Kimse diyalog ve sohbet adı altında geliştirilen özel savaş yöntemlerini kabul etmemelidir. Tavır konulmalı, buna maruz kalanlar teşhir etmeli ve yapılanları açıklamaktan korkmamalıdır. Zaten yaratılmak istenen; korku atmosferi ile sonuç almak ve insanları doğruları söyler ve savunur olmaktan çıkarmaktır. Yine çocuklarımıza karşı geliştirilen özel savaş yöntemlerini açım ve net tavır konulmalıdır. Para ve korku karşılında kimliğini, onurunu ve geleceğini satacak bir tek kişi bulmamalıdırlar. Koruculuk, bekçilik yapılmamalıdır. Kafa karıştırıcı özel savaş gündemi ve uygulamalarına tavır konulmalıdır. Kürtlerin gündemi mücadele ederek, başarmaktır. Bunun imkanları her zamankinden fazladır. Kürt halkının tarihinde bir ilk kez kazanmaya bu kadar yakınlaşmış durumdayız. Kürt özgürlük mücadelesinin kazanı, özgürlükler ve demokrasinin kazanımıdır. Dolayısıyla halkların birlikte ve ortak kazanıdır.

ANF

Bu haber 537 kere okundu
  • Bu haberi paylaşın:
UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.
Kategorisindeki Diğer Haberler
Prof. Dr. Bedriye Poyraz, Dersim’deki tarikat örgütlenmesinde Munzur Üniver..