Lütfen bekleyin..

Can Kasapoğlu

Benim Xızırım idi Annem!

21 Nisan 2020, 21:56

‘Aman Oğul dikkat edesin, kendine iyi bak’ dedi Annem.!

Babam hariç, ömrü boyunca herkesten sakladığı kar beyazlığında sırma saçları ile göründü.

Sevecen, hafiften gülümseyen ve pırıl-pırıl yüz hatları ile karşımda duruyordu..

Yaklaşık bir asra sığdırdığı cefakar yaşamından kaynaklı derin bakışları ile süzüyordu beni..

Evet, işte oracıkta idi..

İki, bilemedin üç-beş adım ötemde..

Kol koyacak yeri olmayan, arkalıksız, üstü minderli ve yastıklı da olabilen bir ‘Sedir’ üzerinde oturmuş vaziyette.

Sedir deyip geçmemek lazım..

Her yerde bulunmaz, parayla, pulla alınıp satılmaz, fakirin lüksü ama zenginin ise arayıpta bulamayacağı, bulsada oturamayacağı bir şeydir Sedir..

İşte benim Annem böylesine görkemli bir Sedir üzerinde oturuyordu.

Üstelik İçi sap-saman dolu kuru yastıkların kanefçelerini ve yüzlerini kendi elleri ile işleyip dikmişti.

Onu, (Annemi) uzun zamandır görememiş ve çok özlemiştim.

O’da beni..

Aklım yetti yeteli zaten hayat bize bu olanağı vermedi.

Yani Ana-oğul doyasıya kalamadık bir arada.

Doyasıya sarılamadık, kucaklaşıp ağlaşamadık, dertlerimizin dermanı olamadık işte..

Sevinebileceğimiz çok şeyler olmadı zaten hayatımızda..
Hele Annemin hiçmi hiç olmadı!

Biz ise henüz Çocuk yaşlarda Baba-Ana ocağından, evden, barktan ayrı düşmüşüz.

Doğup büyümek istediğimiz mekanlarda kal(a)madan başka diyarlarda savrulmuş bulduk kendimizi.

Farkına varamadığımız gibi minicik dünyalarımızın, Çocukluğumuzuda yaşayamadık..

Kimimiz bir başka köye, kasabaya, bir İlçeye, bir başka büyük(!) kente yada daha da uzak diyarlara, yurt diye bellediğimiz coğrafyalarında dışına savrulduk..

Yaşıtlarım arasında ortalama İç ve dışarı olmak üzere 40 yılı aşkın ‘gurbet vakalar’ vardır.
Vaka diyorum çünkü bir taravmadır aynı zamanda gurbet elde, yaşam.

‘Sürgün’ ise çok daha derin acılarla doludur yazılmaz, anlatılmaz, dile getirilemezdir kolayca.

Hayat dediğiniz İçerde sürgün asimilasyon, yetmedi sonra dışarıya göç derken geldi-geçiyor ve geçecek..

Bu bir kader değil ancak buna hiç kimse engel olamayacak.
Adeta bir kuşatılmışlık içinde geliyoruz dünyaya..

Yani hayat kendi akışı içinde seni alıp götürecek, bundan kurtuluş yok..

Her ne kadar kabul etmedi isekte doğduğumuz değil, doyduğumuz yer vatan sayılır oldu sonuçta.

Yine her ne kadar direndik isek başkası olmamak için, ‘kendimiz’de olamadık tamı tamına...

Yapayalnız kaldık onca İnsan kalabalığı içinde.

Gürültülü sokaklar ve caddelerde geçerken ömrümüz, tıramvayların, trenlerim makaslara çarpan demirden tekerlerin adeta çınılayan sesleri doldu kulaklarımıza.

Hastalandık, yaralandık, terk edildik, terk ettik.

Erişilmez uzaklıklar içinde hasreti, özlemi yaşadık.

Gri, soğuk ve kapalı ıslak gök yüzünün kapattıı güneşi bir türlü doyasıya göremedik.

İşte bu duygular içinde ‘bir anda’ çıkıvermişti güzel Annem karşıma..

‘Dar’ da ve zor’da kaldığım, düşmeden, çalıp-çırpmadan ve muhannete muhtaç olmamak için mücadele zamanlarımda..

Oysa herkes darda idi..

Ve herkesin, her canlının bir Annesi vardı..

Tıpkı benim de olduğu gibi.

Ama benim Annem aynı zamanda benim Xızırım idi..

‘Hayallerin olmalı’ derdi Annem..

Ve onların peşinden gitmelisin bir ömür boyu..

Yoksa da yeni hayaller kurmalısın.

Özellikle de bahar aylarında..

Bahar aynı zamana ‘yeni’ hayaller kurmaktır..

Bütün canlıların, yenilenen senfonisidir yani.

Ayrıca ‘Bahar 'Gülüşün'dür diye boşuna söylenmemişti ...

Hayatımızın bir parçası haline gelen ‘Maske’mi çıkarıp Anneme doğru gitmek istedim.

Uzandım, sarılmak, koklamak ve nasırlı avuç içlerine niyaz olmak istedim..

‘Hayır’ dedi..

‘Şimdi sırası değil..’

‘Sosyal mesafe’ dedi..

‘Ben sadece seni görmek çin geldim kısaca..’

‘Aman oğul, kendine iyi bak, dikkat et, koru’ dedi..

‘Sadece özle beni’ dedi..

‘Benim seni özlediğim gibi’

‘Rüyadayız Anne’ dedim, ‘yapma ver elini öpeyim..’

O anda çalar sattlerim peş-peşe çalmaya başladı..

Uyandım..

Bir telaş içinde idim ve sıcaklık düşmüştü üstüme..

Ter içinde kalmışım.

Ne sedir vardı ortalıkta ne de Annem, sen sedirin üstünde yok idin..

Ah bir hüzün, bir özlem..

Kızdım çalar saatlere..

‘Kendine iyi bak’ diyerek gidenler olsada hayatınızdan, Anneler hep yanı başınızda olur.

Lambayı yakıp duvardaki resmine baktım bir an.

‘Annem’ dedim..

‘Benim Xızırım..’

Uzun bir rüya idi sanki sabaha kadar gördüğüm.

Yatmışlığımdan, uyumuşluğumdan uzunca idi sanki.

Oysa en uzun rüyalar bile ‘20 saniye’ idi..

Ağlamaklı oldum sabahın köründe..

Fakat İşe gitmeliydim son 30 yılda olduğu gibi..

Maske’mi takıp, ‘Xızırımı’da alarak yanıma hızlı adım düştüm yollara..

‘Yeni’ bir düşman(!) ile, Korona’lı zamanlarda zorda ve darda idik..

Hayalete dönmüş kentlerin kimsesiz sokakları şimdi.

Yeni hastalar getirilmişti peş-peşe her bir şeylerini geride bırakarak..

Görünen o ki yükselen siren sesleri eşliğinde dahada getirilelecek gibiydiler.

Siren sesleri durduğunda ise konuşamaz, yüzleri maskeli, cihazlara bağlanmış vaziyette suni tenefüs sesleri alıyordu yerini..

Riskli.

Ölümcül..

‘Bir çaresi, bir dermanı mutlaka olmalı’ umutları içinde umut arar olmuştuk..

Salt bu yüzden olsa bile (hiç olmazsa bugünlerde) kendimize dikkat edip iyi bakmalı idik.

Nede olsa Haq kerimdi yarına..

Sağlıkla..

21.04.2020 / Frankfurt

Bu haber 64 kere okundu
  • Bu haberi paylaşın:
UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.
Yazarın Diğer Yazıları
662 gün önce
1095 gün önce
1257 gün önce
1643 gün önce