Lütfen bekleyin..

Esra Çiftçi

Geleceğimizi diktatörler değil, direnenler belirlesin…

07 Ekim 2017, 19:44

Toplumsallığın oluşum kodları esasında mitolojilerde mündemiçtir. Mitolojik anlatımlar özünde hakikatin günün koşullarında yorumlanışıdır. Temelleri 7 bin yıllık bir geçmişe dayansa da Mezopotamya, Mısır, Grek-Roma ve bunların izdüşümünde kurgulanan tüm mitolojik varyantlar günümüz koşullarına uyarlandığında çok da değişen bir şeyin olmadığını görürüz. Döngüsel bir eksende dolanıp durmuş gibi tarih.
Toplumsal akışın tüm dinamizmi zor, şiddet ve savaşlar üzerinden gerçekleşmektedir. Gücü, gücü yetene hükmetmekte ve güçten mütevellit ilahi hakla kendine ve şürekâsına sınırsız ayrıcalıklar sağlarken toplumun geri kalan geniş kesimlerini zulüm cenderesi içinde ezmektedir.
Tarihin en büyük sosyolog ve filozoflarından Karl Marx bile binlerce yıl sonrasında “Zor” u “Her yeni topluma gebe olan eski toplumun ebesi” sözleriyle kutsar.

Kutsal kitaplara bakıldığında kardeşi Habil’in kanını döken Kabil’in şiddet ve cinayeti bir alınyazısı gibi Levh-i Mahfuz tarzda insanlık hafızasına damgalandığı görülür.
Mülkiyet, cinsiyetçilik ve dincilik üzerinde yükseltilen iktidarlar kümülatif birikerek akıp geçtiği coğrafyaları kanlı mezbahalara dönüştürür ve insanlığa ‘tarih’ diye övünülerek belletilenler, hanedan ve imparatorlukların toplumsal ve çevresel kıyım ve yıkımlarından başkası değildir. çok

REKLAM

Despot hükümdarların kıyım ve yıkım icraatlarına mukabil vicdan ve ahlak hareketleri de İnanna/Afrodit, Prometheus, İbrahim ve daha nice özgürlük savunucusu mitlerde cisimleşerek tarihi onurlandırmış ve umuda ufuk olmuşlardır.

17. yüzyıl boyunca mezhep savaşları Avrupa’yı yakıp kavururken kapitalizmin çare diye kotardığı Westphalia Barışı ulus-devlet ve dolayısıyla milliyetçiliğe açılan yeni bir evreyi başlatarak barışa hizmet etmenin tam tezadında kapitalizmi iktidarlaştırmış ve tarihin tanık olabileceği en korkunç savaşların tohumlarını ekmiştir.

Bünyesinde taşıdığı cinsiyetçi ve dinci ideolojileri milliyetçilikle konsolide eden kapitalizm, pozitif bilimcilik tarlalarında semirip boy atarak Firavun Nemrut rejimlerine taş çıkartır bir dehşet sistemine dönüşür böylece.
İnsanın, insanın ve doğanın kurduna dönüştüğü bu etap faşizme giden yoldaki son duraktır. Bu özelliği nedeniyle faşizm kapitalist iktidarcılık ve zorbalığın kaçınılmaz bir mahsulüdür.
Sadece 20. Yüzyılda gerçekleşen iki dünya savaşında on milyonlarca insan yaşamından olurken bir o kadarı da savaşların acı hatıralarını bedenlerinde taşıyarak yaşamak durumunda kaldı. Doğa ve yerleşim yerleri tarihte eşi benzeri görülmemiş bir şekilde yıkıma uğratıldı. Belki bir dünya dolusu daha insanın refahına yetebilecek imkânlar insanları ve doğayı katletmek için heba edildi. Önceki beş bin yılın toplamında yapılan savaşlarda ne bu kadar insan ölmüş ne de doğa tahribata uğramıştı.
2. dünya Savaşı’ndan sonra BM, Cellat Hitler’in 1939 yılında Polonya’ya saldırarak başlattığı 2. Dünya Savaşı’nın ilk gününü yani 1 Eylül’ü “Dünya Barış Günü” ilan ederek, faşizmi ve yol açtığı yıkımları Hitlerle özdeştirerek böylece kendi sorumluluğunu gözlerden uzak tutma yoluna gitti.

Oysa sorun belli kişilerin tarihin belli dönemlerine tesadüf edip kötülüklerini saçma fırsatı bulmalarında değil her geçen gün daha da azgınlaşıp kudurarak toplumun tüm hücrelerine nüfus eden kapitalist sömürü düzeninden kaynaklanmaktadır.
Hitler’den sonra da dünyanın dört bir yanında savaşlar dizginsiz bir vahşet içinde sürdü ve günümüzde hala sürmektedir. Çin, Vietnam, Kürdistan, Afganistan, Latin Amerika, Ruanda, Bosna, Filistin, Uzak Asya. Ve daha dünyanın dört bir yanında emperyalist tekellerin sömürü ağlarını tesis ve silah pazarları temin etmek için neden oldukları savaşlarda on milyonlarca insan katledilirken, başta tecavüz olmak üzere insanlığa karşı işlenen suçlara seyirci kalındı, coğrafyalar yakılıp yıkılarak yerle bir edildi.
Tüm medeniyetlerin beşiği Mezopotamya ve Ortadoğu coğrafyaları kör düğüme dönüştürülen etnik, dini ve mezhepsel sorunlar yüzünden bin yıllardır olduğu gibi kanamaya devam ediyor.

Emperyalist istihbarat örgütlerinin projelendirdiği savaşlar toplum mühendisleri eliyle farklı coğrafyalarda hayata geçirilerek insanlık katlediliyor.

20. yüzyılın hemen başında emperyalizmin bağrına hançer saplayarak dört parçaya böldüğü Kürdistan coğrafyası yüz yıldır kanamaya, inlemeye ve direnmeye devam ediyor.

Bu coğrafyada yüz yıldır gözleri yaşlı anne babalar evlatlarını toprağa veriyor, yakıp yıkılan vatanlarına ağıtlar yakıyor.

Süngü, mermi ve bombaların akıttığı kanlar Zilan deresinden taşıp, Murat’a, Munzur’a karışıyor. Laç deresi, kutu deresi, paramparça edilmiş ölülerine ağlama ve karalar bağlamaya fırsat tanınmadan hala bombalanıyor ve zalim sultanlar aldıkları insan kellelerinin çokluğuna bıyıklarını burarak kadeh tokuşturuyor.
Dicle, Palu ve Nurhaklar… Karacadağ, Cudi, Gabar, Hewler ve Ararat… Halepçe, Enfal ve yine Enfal. Mahabbad, Kobanê ve Şengal… Sur, Yüksekova, Cizre, Silopi ve Nusaybin…
Yüzyılı aşkın bir süredir yanmaya devam ediyor Ortadoğu, Kürdistan ve komşu coğrafyalar ve bu gözleri yaşlı, yangın yerine dönmüş kanlı coğrafyada barış hayalleri kurmanın çok uzağında kahroluyoruz.

“Ve direnmek kalır Kürde, direnmek yaşamanın diğer adı” diyordu Apê Musa, direnmek ve gerektiği kadar bedel ödemek elbette sonsuza dek… Fakat dökülen kanlarımızla semiren diktatörlere, emperyalist faşistlere karşı sürekli kurbanlık koyun gibi boyunlarımızı uzatıp sıramızı beklemek de değil elbette.
Aslında barışa sevdalı ve yazgılı bu topraklar Zerdeşt’in, Hz. Ali’nin, Hüseyin’in, Hallac’ın, Şeyh Bedrettin’in, Pir Sultan’ın ve bilcümle özgürlük, barış ve adalet insanının torunları bilinçle, vicdanla, ahlakla el ele, yürek yüreğe bir olup bu coğrafyayı küllerinden yeniden var edecek kudrete sahiptir. Ortadoğu’nun ve tüm dünyanın kaderini diktatörler, zalim sultanlar, elleri kanlı hırsız emperyalistler değil, özgürlüğe, eşitliğe ve barışa susamış ezilenler belirlesin.

Bu haber 34 kere okundu
  • Bu haberi paylaşın:
UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.