Lütfen bekleyin..

Baki Gül

Jineolojiye göre Barzani ve Tayyip Erdoğan

08 Mart 2017, 09:13

Sosyal bilimlerin tarihi ile toplumsal gelişim ve değişim süreçleri arasında önemli bir bağ bulunur. Daha doğrusu bilimin tarihi ile toplumların tarihi eşzamanlı olarak gelişme gösterirler. Doğa bilimleri için de sosyal bilimler içinde bu böyledir. Özellikle toplumsal değişim süreçlerinde, sosyal bilimler ihtiyaçlara göre disiplinlere ayrıştırılır ve sosyal bilimler kendilerine belirlenen alanları daha derinliğine çözümleyen yaklaşımlar ortaya koyarlar. 

Örneğin Sosyoloji’nin bir bilim disiplini olarak ortaya çıkışı, 16. yüzyıldan sonradır. Doğa bilimlerinde önemli gelişmelerin yaşandığı, fizik ve kimyadaki etkileri kendisini hemen gösterdi. Ardından Aydınlanma felsefesi Avrupa’da kendisini toplumsal değişim üzerinde etkili kıldı. Sanayi devrimi diye nitelendirilen süreçler ardından kentleşme, işçi sınıfı ve farklı toplumsal katmanlar oluştu. Fransız devrimi ardından işçi devrimleri ile toplumsal değişim süreçleri değişik nitelikler kazandı. Ve Felsefe’nin içinden Sosyoloji, daha sonra psikoloji, ardından Endüstri sosyolojisi, Endüstri psikolojisi, Antropoloji vb. bilimler kendi alanlarını geliştirdiler. Tabii ki sosyal bilimlerdeki bu disiplin ayrışması ‘’Kapitalist modernite“nin kalıpları arasına sıkıştırılmak istendi. Ancak sosyal bilimler özü itibarı ile iktidar ve sınıf egemenliğinin eleştirisi üzerine kurulu olduğu için kendi içinde eleştirel teori ile var olan sistemi akli/ahlaki kılmaya çalışan geleneksel yapılanmalar olarak kendisini gösterdi. Ve özellikle sosyal bilimlerin önemli disiplini olan sosyoloji kendisini görünür kıldı. Marksist sosyoloji, toplumsal değişimin devrimci dinamik ve nitelikleri ile radikal sistem eleştirisine girişti. İşçi sınıfı ve burjuvazi arasındaki temel çelişki ve ikilemler üzerinden toplumsal özgürlük için düşünsel temel oldu. İki yüz yıldır devrimci teorinin ve sistem eleştirisinin önemli sosyal bilim disiplini sosyoloji temelli olarak iktisat, psikoloji, siyasal bilimler kendisini çokça görünür kıldı.

Toplumsal devrim teorilerinin dar sınıf ve ulus kalıpları üzerine sıkıştırılan sosyoloji toplumsal çözümlemelerde handikaplar gösterince; sistem içi eleştirilerle yeni bölümlemeler olarak ‘’çağdaş, postmodern, yapısalcılık, işlevselci vb paradigmalar“ ile toplum çözümlenmek istendi. Ancak toplumun en önemli bölümü olan ve tarihsel toplum içinde beş bin yıldır erkek egemen iktidar tarafından baskılanan ‘’Kadın Sorunu“ dar bir şekilde ele alındı. Ve Kadın Hareketleri özellikle 20 yüzyılın ilk yarısından itibaren kendisini ‘’özgürlük“ sorunu olarak ortaya koysa da bu devrimsel bir çıkış için girişim olmaktan öteye gidemedi. Kadın hareketleri sürekli toplumsal devrimlerin ‘’yedeği, tali“ olarak görüldü. Ancak burada hakkını teslim etmek gerekir ki PKK’nin kurucusu ve lideri Abdullah Öcalan’ın ‘’Kadın Özgürlük İdeolojisi“ olarak tasarladığı; örgütsel, siyasi, askeri ve toplumsal olarak pratikleştirdiği Kürt Kadın Özgürlük Hareketi 1990’larda kitleselleşti. Toplumsal karakter kazandı. 2000’li yıllarda ise bölgesel ve küresel özelliklerini artırdı. Yine Öcalan’ın yaklaşım ve sosyolojik yöntemi ile ‘’Jineoloji“ kavramı bir sosyal bilim disiplini olarak ortaya çıktı. 

Kapitalist modernitenin kendi ‘’akademilerinde“ bilimlere meşruiyet kazandırmasına karşın Kürt Özgür Kadın Hareketi, bilimi sokak, barikat, mevzi, hane içi olarak mücadele zemininde kurumsallaştırmaya başladı. Özellikle PKK’nin gelişimi ve Rojava devrimi Jineoloji’nin bilimsel sahadaki somutluğunu gözler önüne serdi.

Ve şimdi aynen sosyoloji biliminin ortaya çıktığı Fransız Devrimi süreci ile Rojava Devrimi’nin geliştiği bu süreçte Jineoloji kendisini göstermeye başladı. Artık siyaset, toplum, sanat, ekonomi vb. bilimler başta olmak üzere her alan ve her gelişme kendisini Kadının Özgürlük İdeolojisi’nin etik, estetik ve diğer toplumsal değerlere göre ortaya koymak durumundadır. Yani toplumsal, ulusal, sınıfsal, cins ya da inanç özgürlüğünün ölçüsü Kadının Özgürlük ölçüsüdür.

Ve güncel olarak özgürlük ideali, Tayyip Erdoğan ve Mesud Barzani gibi tekçi ulus-devlet sisteminin aktörü konumundaki milliyetçi-cinsiyetçi ve dinci olamaz. Yani güncel olarak Tayyip Erdoğan ve Mesud Barzani’nin siyaseti kadının özgürleşmesini engelleyen bir politikadır. Erdoğan’ın Türkiye ve Bakur’da, Barzani’nin Şengal’deki saldırılarının bu devletçi, tekçi erkek egemen zihniyetle doğrudan bağı vardır. Amla tarih ve toplum göstermiştir ki, hiçbir baskıcı sistem özgürlükçü bir mücadelenin karşısında fazla dayanamaz. Bu nedenle güncel gelişme gibi görünen her olay ve olguyu tarihsel ve toplumsal özellikleri ile birlikte düşünmekte fayda var. 

Bu haber 254 kere okundu
  • Bu haberi paylaşın:
UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.
Yazarın Diğer Yazıları