Lütfen bekleyin..

Can Kasapoğlu

‘Ev’li oldum..

23 Şubat 2017, 14:56

Siyaset, Referandum, Aleviler, CHP ve en son Nusaybin.. Yaşama dair..
On ca konu var ki..

Ancak ben, ‘farklı' bir konuya ‘kısmen’ değineceğim..

Ev, Ev-siz(lik), Evli yada ‘Ev’li gibi sözcük-gillerin isim benzerliği dışında bir akrabalıkları yoktur..

Yoksa bu yazıdan kast ettiğim;
Franz Kafka’nın ‘Evlenmek, önce güven ister. Yoksa birinin yalnızlığını, bir başkasınınkine eklemek, asla bir yuva değil, tersine, bir zindan yaratır.’ belirmesi üzerine değil..

Konu, tamamen ev-li iken evsiz kalmakla, (bırakılmakla) yani evsiz(lik) ile ilgilidir..

Bu anlamıyla ‘Ev’ li yada ‘ev’ siz olmak arasındaki fark nedir? diye soranlar beri gelsin..

Diğer taraftan bazı kimseler (bir çoğumuz) dert yanarcasına, ‘evde kaldık gittik yaa’ diye (latife olsun anlamında da olsa) belirttiklerinde onlara, ‘ev de kalmak bir lükstür, ev’siz olup, otel de, ora da bura da kalmaktansa evde kalmak en iyisidir, kıymetini bilin’ dediğimi hatırlarım..

Evi olanlar bilirler. Hakikaten de ‘evde kalmak’ (kalacak evin var ise) çok, ama çok iyidir..

Fakat ev’in yok ise halin dumandır..

Bir çoğumuz yada bazılarımız ise ‘halkımın, eşimin-dostumun, arkadaşımın, akrabalarımın evleri benim de evim’ der ve ev derdinden kurtulur(?)..

Bunun diğer adı ise ‘vurdum-duymazlık’ olup bir başka deyişle ‘beleşçilik' tir..

Nasıl ki cigarayı bırakmışsın da hani bırakamıyorsun misali yani.

‘Ver şurdan bir hele tek cigara yoldaş, cigarayıı bıraktım da paket taşımıyorum’ gibi...

Neyse konu dağılmasın..

‘1 Mayıs 2016’dan bu yana süregelen evsizliğim nihayet bitti.

Yani tam 10 ay oldu evsiz idim..

Herkese, kimselere açmadım..

Çok az sayıda, üç beş kişinin bildiği bu durum karşısında ‘buyur gel, ev senindir’ dediler..

Biliyorum.

Çok bilen olsa idi eğer, bir çoğu ‘gel’ diyerek açardı kapısını..
Yıllardır oradan oraya taşıdığım, (taşımmak zorunda olduğum) tence-tava, üç-beş bardağım ve elbette kitaplarım..

İyi-kötü giysilerim, haq’a yürümüş babamın, annemin, ağabeyimin ve ablamın ‘birer avuç’ mezar toprakları ve küçük bir kefen parçası..

Hatta ‘Kendime Mektuplar’ım..

Nemlenmiş, yırtılmış, okunmaz hale gelmiş bir çoğu..

Bir çoğunu bir çok değişik kentten kendime yolladığım kendi mektuplarım..

Kırık-dökük resimlerim..

Benimle birlikte, yıllardır oradan oraya savrulmuş üç-beş parça eşyalarım..

Tam 10 Ay’dır üç ayrı bodrum katında, arabamda, bahçe kulübelerinde, iş yeri dolabımda kaldı gitti.

Küflenerek, kokarak, yırtılıp-sökülerek hemde..

Yıllanmış..

Bir-kaç tek şarabım kalmıştı geriye küflendikçe badeleşen...

Mağdur edildim.

Yazılarımı aksattım, zamanında ve yoğunlaşarak yazamadım..

Hazırlığı içinde ve tamamlamak üzere olduğum kitabım’ı ertelemek zorunda kaldım..

İnternetim olmadı..

Çok sevdiğim ve 'pis' yapa geldiğim melemeni yapamadım örneğin.

Samimiyetsizlik(ler) karşısında ürperdim, çekindim ve ne yalan söyleyeyim, 'korktum' dersem yeridir.

Siyaset, Referandum süreci, Aleviler, CHP ve en son Nusaybin..
Yaşama dair..
Üç kağıtçı fırsatçılar..

Deşifre edilmesi, var ise eğer yüzü tükürülmesi gerekenler vs vs..
On ca konu var ki..

‘Mahallenin muhtarı’ ise kendi(!) işine baka geldi. (işlerinde sıhhatli olsunlar)

‘Şaka’ gibi geldi bilenlere bu durum..

‘Can-Ciger’ dostlarıma(!) ‘eğlence’ oldum sanki..

‘Neredesin?’ diyenlere ise, ‘hiç, biraz hastayım’ dedim..

Laf aramızda, ‘hasta olmadım da değil’ hani..

Şimdi belkide bir çoğumuzun yorumu, ‘herkesin başına gelir’ cinsinden..

Çünkü Cizire, Nusaybin, Silopi, Sur ve Şırnakk vb yerlerde taş üstünde taş, bai üstünde baş kalmadı..

Hayır dost...

Öyle değil ‘heval..’

Öyle değil ‘yoldaş..’

Öyle değil ‘can..’

Mesele bu da değil..

Ben, ev-siz kalmayı sorun haline getirmedim, getirmiyorum da..

Böylesi herkese ‘nasip’ olmaz, herkesin başına gelmez..

Gelmemeli..

Her şey çekiliyor da..

‘Ev’siz(lik) bu saatten ve bunca yaş’tan sonra çekilmiyor..

‘Ev’li iken ‘Ev-siz’ olmak-kalmak ancak ve ancak ‘heval-yoldaş-can ve dostlar(!) arasında olurmuş...

Ne allahtan korkuldu ne de kuldan çekinilmedi!!

10 Ay’dan tam 5 Ay evvel ‘Ev’siz kalmamak ve ev-siz bırakmamak için yapılan girişimler havada eridi gitti..

Hani derler ya, ‘İnek içti’ diye..

‘’İnek içti. İnek nerede? Dağa kaçtı. Dağ nerede? Yandı, bitti, kül oldu..."

Evet, İnek içti.. Hemde nasıl bir İnek?

Hatta bir değil bir kaç İnek..

Ah ulan İnek..

Bütün detayları bende saklı olan (isteyene anlatacağım) bu 10 ve artı 5 aylık sürecin sonunda nihayet ev’li oldum işte..

Ancak şunun altını çizmekte yarar var;
‘Kalabalıkta namuslu takılanların tenhada performansları göz kamaştırıyor’..

Bu türden anlayışlar bazen ara yerlerde bazen (maalesef) aramızda..

Asla ve asla affetmeyeceğim..

Çünkü bunları Affetmemek, bir nevî nefret etmektir.

Nefret ise yorar, yudum yudum öldürür insanı.

Ama sonuçta ‘Ev’li oldum..

İyi imiş ‘Ev’li olmak..

Ve şimdi tadını çıkartacağım ‘Ev de kalmanın’ işte..
Otelde, ora da, bura da değil, ‘ev de kalacağım’ artıkın..

‘Ders aldın mı, yada hangi dersin aldın?’ diye soranlara ise;
‘Menfaatin her türlü dili konuştuğuna şahid oldum, her kılığa girdiğini, hatta menfaatlere karşı kayıtsız biri gibi görünmesini bile bildiğni..’ gördüm, anladım, tanıdım diyebilirim..

Bu ev meselesinde şimdi koca bir ‘HAYIR’ var mı
bilemiyorum..

Ancak ben faydasının olacağını düşünüyorum.

Çünkü bazı yazarları yazar yapan birazda benzeri yaşamları olsa gerek.

Sonuçta 'Herkesin yavşak bir (yada bir kaç) arkadaşı vardır, eğer senin yoksa muhtemelen yavşak sensin...' diyesim geliyor kusura bakmayın..

Var ise deyin hele..

Bu haber 585 kere okundu
  • Bu haberi paylaşın:
UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.
Yazarın Diğer Yazıları
286 gün önce
719 gün önce
1267 gün önce