Lütfen bekleyin..

Eylem Kahraman

Kürt gençleri neden yönlerini dağa dönüyor?

02 Ekim 2016, 09:48

Önemli bir eşikten geçiyoruz. Ülkemizde tüm şiddetiyle süren orantısız bir savaş var. Gerek Bakur'da olsun, gerek Rojava'da her gün sıcak gelişmelerin yaşandığı çok önemli bir zaman dilimini yaşıyoruz. Herkesin artık saflarını kesinlikle belirlemesi gereken çok keskin bir süreçteyiz. 

Savaşın giderek daha da şiddetlendiği bu acımasız zamanda her gün yeni bir şehadet haberiyle sarsılıyoruz. Toprağa düşenler öyle gençler ki, her biri bir cihan parçası. Onlar canlarımız, ciğerlerimiz. Peki hiç düşündünüz mü, haksızlığa ve zulme başkaldıran bu hakikat arayışçıları neden dağlara gidiyorlar? Neden ailelerini, okullarını bırakıp dağı tercih ediyorlar? Dağdaki hayatın ne kadar zor oduğunu ve her an, ama her an ölebileceklerini bile bile, hem de bir düğüne gider gibi...

Ergenlik döneminin insanın bir takım arayışlar içine girdiği, kendini sorguladığı bir dönem olduğunu biliyoruz. Yıllardır çocuklarımız savaşın tam da içinde büyüyorlar. Her gün ya aileden bir fertleri, tanıdıkları, komşu ya da yabancı farketmiyor artık, devletin hoyrat yüzüyle karşılaşıyor.  Kiminin kardeşi gözlerinin önünde havaya uçup paramparça oluyor, kiminin babası bir sabah evden çıkıyor ve bir daha geri dönmüyor, kiminin annesi bütün ömrünü zindan kapılarında geçiriyor. Örnekleri çoğaltmak elbette mümkün. Bu, doğal olarak onlarda büyük bir öfke birikimine neden oluyor. Öfkelenmek için devletin terörüne birebir maruz kalmak da gerekmiyor. Çok yakın bir zamanda Cizre'de, Sur'da Şırnak'da  milyonlarca insanın gözleri önünde yaşanan soykırımı hatırlayınız. Kadim bir şehri Kerbela'ya çevirerek insanları nasıl bir damla suya muhtaç bıraktıklarını, oyalaya oyalaya, acı çektire çektire  katlettiklerini, kimyasal gaz kullanarak yaktıklarını nasıl unutacağız?

Kürt halkı gerek ülkede, gerekse de yurtdışında bulunduğu tüm alanlarda sabah-akşam Cizre, Sur ve diğer Kürdistan kentleri için eylemdeydi. Bu eylemlerde elbetteki gençler ve kadınlar en ön saflarda her zamanki yerlerini aldılar. Fakat Almanya ve Fransa başta olmak üzere, kullanılan bu en demokratik hakka karşılık bu ülke polisleri Türk polislerini aratmayacak kadar rezil bir tutum sergilediler. Biber gazı kullanılmasından tutun da kaba şiddete kadar denemedikleri hiç bir yöntem kalmadı.  İnsanlar orada haksızlık, eşitsizlik, dıştalanma ve ötekileştirilmenin ne olduğunu bir kere daha gördüler. Bir kere daha tanık oldular ki; ilerici ve demokrat  geçinen bu yüzleri maskeli  ülkelerin hepsi de aslında zalimlerin yanındaydı. 

Bütün bu haksızlıklara karşı devrimci bir duruş geliştirmek kaçınılmaz oluyordu. 

Dağa gidenlerin kandırıldığı masallarını da bir kenara bırakmak gerekiyor artık. Biliyoruz ki, gidenlerin hepsi de dünyaya tüm duyularıyla hakim kişiler. Hepsi de iyi okullarda okumuş, iyi bir eğitim almış insanlar. Toplumsal ve sosyal duyarlılığı en had safhada olmasa zaten gitmez insan dağa. Çünkü anlaşılmıştır ki bir kere daha, o ancak savaşarak değiştirebilir bu berbat düzeni. Özellikle günümüzde Akdeniz'de, Ege'de ölümü göze alarak  Avrupa'ya yapılan mülteci akınlarını düşünürsek, Avrupa'daki gençlerin yönünü dağa dönmelerini daha iyi anlayabiliriz. Herkesin koşar adım kapitalizmin kucağına yürüdüğü bu zamanda onlar neden kapitalizmin kendilerine sunduğu imkânları ellerinin tersiyle ittiler/itiyorlar? 

Şunu diyebiliriz; bu gün Avrupa'da bulunan Kürtlerin büyük bir bölümü kendi istemleri dışında buradalar. Çünkü onlara ülkelerinde hiç bir yaşam alanı bırakılmamıştı. Türk devleti insanlarımızı ya öldürüyor ya da zorunlu bir göçe mecbur bırakıyordu. Kimileri ölümü göze alarak kaldılar, kimileri de yollara düştüler. Dolayısıyla kendini gidilen yere ait hissetmeme durumu söz konusu oldu her zaman. Sonra bu insanların çocukları oldu ve onlar en baştan biliyorlardı ki asla buraya ait değiller ve olmayacaklardı. Öte yandan insanlar büyük bir ülke özlemiyle yanıp kavrulurken kendilerine dayatılan sadece kimliksizlikti. Gerek Türkiye'de gerekse de diğer Avrupa ülkelerinde olan mevcut  sistem onlara ne yazık ki hiç bir şey sunmuyor ve bununlada kalmıyor, onları kendi

çarkları arasında eritmeyi ve yok etmeyi hedefliyordu. Hiç bir yerde kendileri için bir gelecek görmeyen bu gençler, mevcut durumu düzeltmek için duruma müdahil olmayı kendilerine görev bildiler.  Yoksa insan durup duruken neden  gitsin ki dağa?

Günümüzde süreçlede alakalı olarak her Kürt gencinin ulaşmak istediği tek hedef artık sadece dağ. Çünkü bu gençler, onların anne babaları, dedeler ve neneler hep soykırımlara tanık oldular. Kulaklarında bir ağıtla doğdular hepsi de dünyaya. Bir yazımda yazmıştım; nene ve dedelerimiz Zilan ve Dersim Soykırımı'na, anne babalarımız Maraş, Çorum, 1 Mayıs Katliamları'na, bizim kuşak Roboski Katliamı'na tanıklık etti, bari çocuklarımız artık soykırım ve katliam görmeseler… Ama onlarda gördüler ve yaşadılar işte; Cizre, Sur, Nusaybin, Şırnak… Hiç bir zaman unutulmayacak, belleklerden silinmeyecek  bunlar.  

Zalimin zulmü artıkça  dağa gidişler de artacak dolayısıyla. Çünkü dağ artık onların nezdinde bir başkaldırı, mücadele alanı, kendini ifade etmenin ve bu haksızlığa dur demenin sembolüdür. 

Bu gün Kürt ailelerin çoğunluğu dağa giden çocuklarının önünde engel olarak durmuyor.  Devrimci gelenekten gelen aileler  yüreklice çocuklarının yanında yer alıyor ve mücadeleyi mümkün mertebe sahipleniyorlar. Elbette hiç bir aile kendi çocuğunun ölümünü görmek istemez.  Ancak ortada çok haksız, çok kirli, çok adaletsiz, vahşi bir savaş var. Ondandır şehit düşen evladının arkasından tek bir damla gözyaşı dökmeyen o başı dik, o onurlu annelerin bu duruşu...

12 Eylül günü kardeşi Mehmet Öcalan'ın ağzından Kürt Halk Önderi Sayın Abdullah Öcalan'ın barış mesajlarını duydu bütün dünya. Bu, Kürtler başta olmak üzere devrimci ve demokrat kesimlerde büyük bir heyecan yarattı ve büyük bir beklenti oluştu. Ancak Türk devletinin uzatılan barış elini tutacağına çok da ihtimal vermemek gerekiyor. Çünkü Erdoğan ve tayfası Türk halkını öyle bir algı operasyonu ile yönetiyorlar ki halkın barıştan ödü kopuyor adeta. 

Avrupa ülkelerinin iki  yüzlü tutumlarıda Türk devletinin savaş politikalarını dahada şiddetlendirmesinin yolunu açıyor.

Ve görünen o ki, bu ülkeye onurlu bir barış gelmediği müddetçe daha çok kişi dağların yolunu tutacak. Çünkü biliyoruz ki bazen barışmak için de savaşmak gerekir.

Bu haber 598 kere okundu
  • Bu haberi paylaşın:
UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.
Yazarın Diğer Yazıları
9 gün önce
23 gün önce
37 gün önce
58 gün önce
100 gün önce
106 gün önce
111 gün önce
205 gün önce
268 gün önce
309 gün önce
317 gün önce
320 gün önce
338 gün önce
348 gün önce
408 gün önce
414 gün önce
443 gün önce
520 gün önce
550 gün önce
559 gün önce
576 gün önce
667 gün önce
714 gün önce
742 gün önce
765 gün önce
1108 gün önce
1212 gün önce