08 Eylül 2010 Çarşamba Saat 22:18
Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Kurêşan aşireti ve 'Gandi' Kemal'in 'Türkmenleşmesi'
30 Temmuz 2010 Cuma Saat 19:39
Bir iddiaya göre şecerenin Kurêş ile ilgisi yok. O, günümüzde Dersim'de yaşamakta olan 'Dewrês Gewran' adındaki aşiretin atalarından birine aittir.

Munzur ÇEM

Hürriyet yazarı Soner Yalçın, 'Kürt tarihine merakı'nın ürünü olan yazılarına bir süre önce bir yenisini ekledi.

'Kılıçdaroğlu Hakkında Bilinmeyen Tek Gerçek' başlığını taşıyan ve 23 Mayıs tarihli Hürriyet'te çıkan yazısında, yazar CHP Genel Başkanı'nın mensubu olduğu 'Kurêşan' aşiretinin geçmişini ele alıyor.

Yazının dayanağı ise Türkçü Prof. Dr. Alemdar Yalçın tarafından TRT Avrasya Televizyonu'nda sunulan bir program.
Programda, bir secereden
bahsedilerek aslı astarı olmayan keyfi iddialarla sözümona Kurêşan aşiretinin
'Türkmenliği' keşfediliyor.
 
Şecerelerin tarihi konuları açıklığa kavuşturmak bakımından esas alınması
gereken belgeler oldukları kanısında değilim. Ne var ki yine de sözü edilen
şecereye kısaca değinmekte yarar görüyorum.
 
Prof. Yalçın'ın bahsettiği şecereyi görmüş değilim. Ancak, ona dayanılarak
programda yer verilen aşiret adlarına bakılırsa, daha önce Dersimli Sey Kekıl
tarafından yayınlanmış şecere ile aynı olduğu anlaşılıyor.
 
Türkçülerin iddialarının tersine, bahsi geçen şecerede ne Horesan lafı geçiyor
ne de Türkmen. Şecerede, Kurêş adı da geçmemektedir. Adına şecere düzenlenen
kişi 'Şeyh Mahmud'u Kebir'dir. Aynı kişi için 'Dewrês Gewr' ya da 'Derviş
Beyaz' adları da kullanılmaktadır, ki ikamet yeri Hısn-ı Mansur, yani Kürtçesi
Semsûr olan bugünkü Adıyaman'dır.
 
Bir iddiaya göre şecerenin Kurêş ile ilgisi yok. O, günümüzde Dersim'de
yaşamakta olan 'Dewrês Gewran' adındaki aşiretin atalarından birine aittir.
Yeri gelmişken, 'Dewrês Gewr'in, aynı aşiret tarafından Dersim'deki Alevi
ocaklarından biri olduğunu da belirtmek gerekir. Diğer bir görüşe göre ise
'Şeyh Mahmud'u Kebir' Kurêşin bir diğer adıdır.
 
Şecere ile ilgili olarak bilinmesi gereken diğer bir önemli nokta da, onun
1000 yıldan fazla bir zaman süresi içerisinde defalarca, değişik yerlerde ve
doğal olarak değişik yöneticiler tarafından onaylanmış olmasıdır. Üzerinde
durduğumuz konu ile ilgisi bakımından iki onaylama önem kazanıyor. Bunlardan
biri Alaettin Keykubat, ötekisi ise Sultan Murat tarafından yapılandır.
 
Dersim'de halk arasında çok popüler olan ve sözlü gelenekle bugüne kadar
getirilmiş olan aynı olaya ilişkin efsanede, Sultan Murat dönemine ait
herhangi bir bilgi yok. Halk arasında anlatılan olay, Elazığ'ın, bugün adı
Karakoçan olan ilçesine gelen Alaettin Keykubat ya da temsilcileri tarafından
Kurêşin ateşle imtihan edilmesidir. Kurêş fırına atılırken, yanında bulunan
Keykubat'ın çuhadarını da birlikte sürükleyip götürüyor. Günler sonra, kızgın
fırından sapasağlam çıktıklarında, ateş külü nedeniyle çuhadarın giysisinin
griye büründüğü görülüyor, Kürtçe'de bu rengin karşılığı 'gewr' olduğu için de
sözcük ona lakap olarak veriliyor. Ayrıca, Kurêş'in himmetiyle de olsa
yanmamış olması, onun 'dewrês' (derviş)liğinin delili olarak kabul ediliyor ve
böylece 'Dewrês Gewr' ortaya çıkmış oluyor.
 
Şecerede Şeyh Mahmud'u Kebir'e çıralık vermesi kararlaştırılan aşiretlere
bakıldığında, bunların önemlice bir bölümünün bugün de Dersim'de aynı adla
yaşadıkları ve 'Kurêşan' mensubu pir ve rehberlere talip bağı ile bağlı
oldukları görülür.
 
Bu arada, gerek sözkonusu TRT programında, gerekse öteki Türkçü kaynaklarda,
şecerede yer alan aşiret ve kabile isimlerinin, Türkçeleştirilmek ya da
Türkçe'ye yaklaştırılmak amacıyla tahrip edildiklerini görmek de zor değil.
 
Yine yer adları bakımından da durum farklı sayılmaz. Bin yıla yakın süre
önceki olayların geçtiği yerlerden bahsedilirken, son elli yıl içerisinde
Türkçeleştirilmiş adlar kullanılıyor. Kuşkusuz, Alaettin Keykubat için Baxên
yerine 'Paşaköy'de oturuyordu' ya da Kurêşan aşiretinin bir kolu olan
'Qazîyan'a 'Gaziler' demek tam bir komedi örneği...
 
DEYLEM, DERSİM, HORESAN VE ZAZALAR...
 
Hürriyet yazarı Yalçın'ın yazısının bir yerinde de yine şu ilginç satırlar yer
alıyor: 'Tuncelili olduğu için Kemal Kılıçdaroğlu'nun kimliği konusunda çoğu
kişi nedense önyargılı davranıyor. Dersimlilerin Horasanlı olduğunu;
Zazaca'nın Kürtçe olmadığını bu sayfada daha önce yazdım. ('Zazaca Kürtçe
Değildir' 20.12.2009 Hürriyet). Bakınız, kimsenin etnik kimliğiyle bir sorunum
yok, kişi kendini hangi kimlikte görüyorsa öyledir. Benim karşı çıktığım
önyargılardır...'
 
Bir kere 'Tuncelili' olduğu için Kılıçdaroğlu'nun kimliği konusunda kim,
nerde, nasıl önyargılı davranmış bilmiyorum. Ama Soner Yalçın'ın bahsi geçen
tarihte sözünü ettiği yazıyı yazdığı doğrudur. Ben de tam bir bilgisizlik ve
propaganda ürünü olan o yazıdaki düzmece iddiaları birer birer ele almak
suretiyle kendisine hak ettiği yanıtı vermiştim.
 
Yazarın, 'Kimsenin etnik kimliğiyle sorunum yoktur,' demesini ise samimi
bulmak için herhangi bir neden yok. Tam tersine onun birilerinin etnik kimliği
ile çok ciddi sorunu var. Ve zaten böyle bir sorunu olduğu içindir ki
Kılıçdaroğlu'na soy bulmak için böylesine çırpınıp duruyor. Hürriyet yazarı,
Kürt kimliği ile sorunludur. Devletin bu alandaki sorunu ne ise onunkisi de
odur. Zaten aynı satırlarda hiç yeri değilken damdan düşer gibi 'Dersimlilerin
Horasanlı olduğunu; Zazaca'nın Kürtçe olmadığını bu sayfada daha önce yazdım,'
demesi de bunun tipik bir göstergesidir.
 
Beri taraftan, varsayalım ki Kırmanclar (Zazalar), yazarın dediği gibi
Horasan'dan gelmiş olsunlar. Peki bu onların Kürt olmadıklarına kanıt teşkil
eder mi? Yoksa yazar, Horasan'da bugün h‰l‰ da oldukça büyük bir Kürt
kitlesinin yaşadığından habersiz mi?
 
Oysa, kendisini ilgilendiren gerçekten de Kırmancların (Zazaların) ulusal
kimliği olsaydı, bin yıldan fazla zaman öncesine ait ciddi tarihi eserlerde
bile Dimililer (Zazalar)'in Kürt olarak adlandırıldıklarını görmesi güç
olmazdı. Örneğin ünlü Arap tarihçisi Mesudi (ölümü M.S. 956) bunu yazanlardan
biridir.
 
Yine Kürtlerden bahseden ünlü Arap tarihçilerinden İbnul Esir (M.S. 1160-1234)
ile Yaquti de Dimilice (Zazaca) konuşanların Kürt olduklarını belirtirler.
Yaquti, 13. yüzyılda yazdığı 'Mu'cemu'l Buldan' adlı eserinde Kürtlerden
bahsederken '... Kaleleri çok sağlamdır, Beşnewi, Bohti ve Zewwazan kaleleri
birbirleriyle bağlantılıdırlar. Dımıli aşiretlerinden oluşan Kürtler ise daha
yüksek dağlarda yaşıyorlar' der.
 
Osmanlı, Rus ve birkaç istisna dışında Batılı kaynaklarda da durum farklı
değil.
 
Örneğin modern Kürdolojinin babası olarak kabul edilen V. F. Minorsky, 'Kurdi:
Zametki i vpeçatliniya' adıyla 1915 yılında Petrograd'da yayınlanan kitabında,
Kırmancca (Zazaca) konuşan Kürtlerin, Kürt olmadıkları şeklindeki görüşlere
karşı çıkıyor ve lehçeler arasında var olan farklara rağmen, bunların Kürt
olduklarını açık bir şekilde dile getiriyor.
 
Kürtler üzerine araştırmaları ile ünlü Bazil Nikitin ise aynı konu ile ilgili
olarak şu belirlemede bulunmaktadır:
 
'Kürt dili, birçok lehçeye ayrılmasına rağmen, büyük bir nitelik sürekliliği
gösterir ve hiç kuşkusuz İranlı dillerin kuzeybatı grubuna girer. Kürtçe ile
Farsça arasında belirlenen ayrılıklar bütün lehçelerde bulunur...
 
'...Harput vilayetinde, Dersim bölgesinin yoğun bir Kürt nüfusu olduğunu
belirtmek gerekir; Fırat ırmağının iki yukarı kolu arasında bulunan bölgede
Kürtler diğer öğelere oranla sekiz kat daha kalabalıktırlar. Bu Kürtler ayrı
bir lehçe (Zazaca) konuşurlar ve ayrı bir mezhebe (Ali İlahi) bağlıdırlar ama
bu yüzden Kürt toplumunun dışında tutulamazlar...'
 
Daha önce adından bahsettiğimiz ve Kürt dili hakkında ciddi çalışmaları
bulunan doğubilimcilerden Soane ise, Kırmanclar (Zazalar) ve lehçeleri
hakkında şunları söylemektedir:
 
'Diyarbakır ve Erzincan dolaylarında yaşamakta olan Zazalar kesinlikle
Kürt'türler. Birçokları dağlık bölgelerde yaşayan bu Kürtler cesaretleri ile
ünlüdürler. Başları yuvarlak ve vücut kemikleri iridir. Temiz bir ari lehçesi
konuşurlar. Bu lehçe ne Mukrilerin ve ne de diğerlerinin lehçesine benzemez.'
 
1782 yılında padişah tarafından Erzurum Valisi Mustafa Paşa'ya gönderilen
'Dersim Bölgesinde Madenler İçin Geçimsizlik' fermanında da onların
Kürtlüklerine vurgu yapılmaktan çekinilmiyor. '...sâkin Şeyh Hasanlu ve
Desimlu ve Gübanlü ve onlara tabi amr-i âli-şanımdamestûrü-l-esami (fermanda
yazılı adlar) ekrâd (Kürtler) eşkıyalarının indifâ'-i şer ü mazzaratları (yer
yer baş gösteren kötülük ve zararları) zımnında tarafınızdan asker ile babuğ
nasb ve ta'yin olunan silâhların Mustafa zide kadruhû (itibarı çoğalsın)
miub‰şir-ı mûmaileyh (yukarıda adı geçen görevli) ekr‰d-ı mezkûreden (yukarıda
adı geçen Kürtlerden) adem-i it‰at (boyun eğmeyen) idenlerinden ele
getirenlerin (yakalananların) cezalarını tertip ve firar ve gıybet (kaçak ve
gizlenen) idenlerin sâkin bulundukları mahallerini hedim ve ihr‰k (yakıp
yıkma)...'
 
Osmanlı Tahrirat defterleri ile padişahlık fermanlarında yer alan bilgilerin
de gösterdiği gibi, imparatorluk arşivlerinde, Dersimliler dahil, Kızılbaş
Kürtler için 'Kürt'ten başka herhangi bir etnik kimlik adı kullanılmaz.
 
Nitekim bu konu ile yakından ilgilenen Hollandalı bilim insanı Prof. Dr.
Martin Von Bruinessen, Alevi Kürtlerden bahsederken, 'Cumhuriyet döneminden
önce bu aşiretleri Kürt ya da Kızılbaş'tan başka bir şekilde adlandıran
herhangi bir kaynağa rastlamadım...' der.
 
1863 tarihini taşıyan Rus Çarlığı arşivindeki 'Dersim Kürtleri' başlıklı
belgede, bu yörenin Kürtleri hakkında şöyle bir sıralamaya rastlıyoruz:
'Dersimli, Balabanlı, Çarak, Şeyh Hasan ve Kurêş'.
 
1890'larda Gêxî (Kiğı)'den yola çıkıp Dersim'i baştan başa dolaşan Ermeni
Andranik, Kurêşan aşireti dahil Kirmancca (Zazaca) ya da Kurmancca konuşan
halkın tümünden herhangi bir fark gözetmeksizin hep 'Kürt' diye bahseder.
Örneğin Tûjik Bava yöresini anlatırken şöyle der:
 
'Bu parça, bağımsız Dersim'in en büyük parçasıdır. Burada değişik aşiretlerden
oluşan 65-70 bin Kızılbaş Kürt yaşamaktadır. Bunların hem aşiret olarak
reisleri hem de dini liderleri Kurêşan ocağından Seyit İbrahim Bey'dir ...'
 
Daha da önemlisi Kırmancca (Zazaca) konuşan bu Kürtler, bugüne kadar
kendilerini hep Kürt olarak görmüş, öyle tanımlamış ve Kürt özgürlük
mücadelesinde de çok belirgin bir pay sahibi olmuşlardır. Diyelim ki, kendi
dillerinde kendilerini 'Kırmanc', 'Kird', 'Dimilî', 'Zaza' ya da 'Kurmanc'
olarak adlandıran Kırmanclar, sıra yabancı dillere gelince 'Kürt'ten başka ad
kullanmamışlar.
 
KILIÇDAROĞLU'NA KİMLİK SİPARİŞİNİN ARKA PLANI
 
CHP eski Genel Başkanı Deniz Baykal'ın özel yaşamı ile ilgili kasetin
sızdırılmasında Kılıçdaroğlu'nun parmağı var mı yok mu bilemem ama senaryonun
onu parti genel başkanlığı koltuğuna oturtacak şekilde hazırlandığı da bir
gerçektir. Üstelik senaryonun bu aşamasında yönetim kademesinden
organizatörlük işini üstlenen kişi, o ana kadar Baykal'a en yakın isimlerden
olan ve aynı zamanda en tutucu, en paşacılardan biri olarak bilinen Önder
Sav'dı.
 
Ne var ki Türk milliyetçilerine, yani kendilerini ülkenin gerçek sahipleri ve
milletin efendileri olarak gören çevreler için Kılıçdaroğlu'nun CHP'nin başına
getirilmesi mümkündü ancak bazı rötuşların yapılması da zorunluydu. Kendisi
inkar etse de o bir Kürt'tü. Üstelik Dersimli ve Alevi bir Kürt!
 
Derin devlet AKP ile hesaplaşırken Alevileri arkasına almayı önemsediği için
Kılıçdaroğlu'nun Aleviliği şu sıralar pek sorun değildi, hatta bir avantajdı
ama Kürtlük işi bozuyordu. Ve işte bu arızayı düzeltme ihtiyacı hissedilmiş
olmalı ki onun soyu ile ilgili olarak resmi televizyonda, resmi prof'lar
programlar yapıyor, sonra da bir programda söylenenler bir dosya haline
getirilip kendisinin eline tutuşturuluyor; o da yemiyor, içmiyor bu 'tarihi
hazineyi!' yakın dostu Hürriyet yazarı, ulusalcı Soner Yalçın'a teslim ediyor.
Bu yolla resmi 'bilim adamlarının,' ısmarlama programlarda 'Gandi!' Kemal'in
aslen 'Türkmen' olduğuna ilişkin yaptıkları 'bilimsel saptamalar' Soner
Yalçın'ın kaleminden Hürriyet'in sayfalarına dökülüyor.
 
SONUÇ:
 
Üzerinde durmakta olduğumuz olay, normal bir dil, kimlik ve tarih
araştırmacılığı ile ilgili değil kuşkusuz. Ne Hürriyet yazarlarının, ne TRT
programcılarının ve ne de Kılıçdaroğlu gibi aslını inkar eden dönmelerin böyle
bir derdi var. Sahnede oynanmakta olan, çerçevesi net olarak çizilmiş politik
bir oyundur. Bu oyunun adı, 'Böl ve Yönet'tir. Lehçesi ve dini inancı ne
olursa olsun, Kürt halkının temel haklarına saygı göstermeyenlerin, 'Zazalar
Kürt Değil,' ya da 'Kürt'ten Alevi Olmaz, Aleviler Türk'tür' türünden komik
tezleri ısrarla piyasaya sürmelerinin başka bir nedeni yok. Eğer kişi, bilerek
bu oyunda rol üstlenmiş değilse, Kürt düşmanlığını meslek edinmiş Kemalist
çevrelerin, Aleviler ile Kırmancca (Zazaca) konuşan Kürtlere 'duydukları
sevginin' temelinde böyle bir hesabın yattığını görmemesi, ancak bir politik
körlük sonucu olabilir.
 
Türk sömürgecileri bir yandan en katı asimilasyon yöntemleriyle dilleri,
kültürleri, kimlikleri ve dini inançları yok etmek için çabalarken, bir yandan
da Aleviler, Kırmanclar (Zazalar) başta olmak üzere çeşitli toplum kesimlerin
'sevgi gülücükleri dağıtmaya' çalışıyorlar. Oysa, toplumun ezilen
kesimlerinin, bu tür samimiyetten uzak dostluk mesajlarına, tarih ile ilgili
masallara gereksinmeleri yok. Onlar demokrasi ve özgürlük peşindeler, gasp
edilmiş haklarına saygı gösterilmesini, onların geri verilmesini istiyorlar.
Bundan ötesi boş laftır.
 
NOT: Burada yayınladığımız, Munzur Çem'e ait yazının bir özetidir. Okuyucu,
yazının tamamını çeşitli Kürt internet sitelerinde görebilir.
 
NWD / Ffm

Bu yazı toplam 260 defa okundu.
abasanlı
kuresler kürttür
çok dogruu seceye kafasına göre yazan bi yazardır (adını hatılamıyorum )

o secere sonralardan eski dersim valisi tarafında (1989) yılında olmalıı notere tastik edilip onaylatılmıs ve secerede ne türk nede türkmen lafı geçmediği kayıt edilmiştirr

o secere derviş gewr e ait tir mahmut hayrani ve büyük mahmut kebir ayrı kişilerdir kuresyler hiç bi zaman akşerihe gitmedii adıyamandan dersime göç etmişlerdir hala adıyamanda kuresliler bulunmaktaa
30 Temmuz 2010 Cuma Saat 20:35
Yüksel MUTLU
YANGIN
Mustafa ŞEN
ZULME DİRENMEK
Ercan CENGİZ
Evet – Hayır
Lerzan JANDÎL
Ronîşe kafir! Sifir
Esra ÇİFTÇİ
Çük muhabbeti…
Hasan SAĞLAM
MINETE
ARŞİVDE ARA
SİTE ANKET
Dersim'de Baraj yapılmalımı?
Evet Yapılmalı
Hayır Yapılmamalı
Kararsızım