Lütfen bekleyin..
Munzur Haber / Her Kürt’ün bir hikayesi var

Her Kürt’ün bir hikayesi var

25 Mayıs 2016, 21:30

"Yaptığımız iş, okyanusun yüzde üçü, beşi dahi değil. Kürdistan'da o büyük direnişler ve ayaklanmalar içinde yaşamını yitiren insanların hepsinin bir hikayesi var."

İlk defa böyle bir çalışma oldu ancak sonlanmış değil. Yaptığımız iş, okyanusun yüzde üçü, beşi dahi değil. Kürdistan'da o büyük direnişler ve ayaklanmalar içinde yaşamını yitiren insanların hepsinin bir hikayesi var. Bu hikayelerin toplanması, sinema filmlerinin çekilmesi, romanlarının yazılması, müziğinin yapılması bir süreç ve bu süreç devam ediyor.
 

Farklı tarihsel dönemlerde Kürdistan’da gelişen serhildan ve direnişlere ayna tutan “Serhildan” belgeseli, Stêrk TV’de ekrana gelmeye başladı. 40 bölümden oluşan belgesel dizisi, her perşembe Avrupa saatiyle 21:00’da yayınlanıyor.

Belgeselin hazırlık sürecini ve gerekçesini, editörlüğünü üstlenen gazeteci Cahit Mervan’la konuştuk. 

“Serhildan” belgeselini yapma fikri nasıl oluştu?

Aslında bu çok uzun zamandan beri üzerinde konuşulan bir konuydu. Daha önce de Kürt televizyonlarında Kürt tarihine, ayaklanma ve direnişlerine ilişkin belgeseller yapıldı; ancak derli toplu bir çalışmaya ihtiyaç da her dönemde kendini hissettirdi. Şu an ekrana gelen bu çalışmaya ilişkin de bir tartışma ve arayış içine girildi. 2014 yılının ortalarına doğru proje haline geldi. İlk aşamada 90’lı yılların başında Kuzey Kürdistan’da halk ayaklanmalarını konu eden bir çalışma olarak tasarlandı ancak işin içine girdikten sonra ortaya çıkan gerçek şu oldu: Sadece 90’lı yılları yapmak eksik kalacaktı. Bunun için daha geniş bir zaman dilimi seçildi. Bu zaman dilimi, daha çok da yirminci yüzyılın başından itibaren Kürdistan’ın dört parçasındaki direniş ve ayaklanmaları kapsayacak şekilde genişletildi. 

Sadece direniş ve halk ayaklanmasını anlatmak da yetmiyordu. Çünkü Kürdistan’da işgal, baskı, soykırım, sürgün, demografik yapının değiştirilmesi ve Kürdistan’da yaşayan halklar arasındaki ilişkiler kaçınılmaz olarak bu çalışmanın konusu haline geldi. 

Bu kadar geniş bir skalada, görüşülecek insanları bulmak zor olmadı mı?

Evet, 20. yüzyılın başında direniş ve serhildanlarda yer almış birçok insan bugün yaşamıyor. Örneğin Simko, Berzencî, Koçgirî, Şêx Saîd serhildanlarında yer almış insanların hemen hemen hiçbiri bugün aramızda değil. Torunları, yakınları ile görüşüldü. İkinci olaraksa doksanlı yıllarda serhildanlarda yer alanların bir kısmı Kürdistan dışında Türkiye metropollerinde, bir kısmı da Avrupa’da yaşıyor. Bunları tek tek bulmak bir hayli zaman aldı. Ayrıca üzerinden zaman geçen bir olayı gerçek yönüyle anlatmak da başlı başına bir problem. Ama şunu diyebiliriz: Yirminci yüzyılın başında serhildanlara öncülük etmiş bütün liderlerin hiç değilse torunlarıyla görüşüldü.

Örneğin?

Mahmut Berzencî, Şêx Saîd, Seyit Riza’nın torunları gibi... 90’lı yıllara ilişkinse bizzat hareketin içinde yer almış, o dönemde çocuk olan, genç olan, orta yaşta olan insanlarla söyleşiler, mekan çekimleri yapıldı. 

Ne kadar zaman aldı bu çalışma?

Aslında zaman kavramı burada göreceli bir durum. Çünkü Kürdistan’da çok hızla değişen bir gündem var. Bu sizin önünüze koyduğunuz “rutin” bir çalışmayı alt üst edebiliyor. Mesela biz bu çalışmaya başladığımız zaman DAİŞ güçleri Kobanê’yi kuşatmaya başladı, gündem değişti. Serhildan belgeseline ilişkin söyleşi yapacağımız insanları bulmak zorlaştı. Peşi sıra 6-7-8 Ekim serhildanı geldi. Kobanê direnişinden sonra araya 7 Haziran ve 1 Kasım genel seçimleri girdi. Bütün bunlar çekim temposunu yavaşlatan şeylerdi. Ancak bugüne kadar yaklaşık beş yüze yakın insan ile görüşüldü, planlanan çekimler büyük oranda yapılmış oldu.

Peki izleyiciler bu belgesel dizisinde bilinmeyen, ilk defa duyacakları şeylerle karşılaşacak mı? 

Bilinmeyen cok şey yok aslında. Belki unutulan, belki köşede kalan, “focus” yapılmayan olaylar var. Gerçekten Kürtler büyük bir hareketlilik içinde. Bu hareketlilik içinde günlük o kadar şey yaşanıyor ki, geçmişte yaşanan bazı olaylar o dönem için çok önemli olsa da bugün önemsiz olabiliyor. Belgesel çalışmasını yaparken biz, daha çok o arka planda kalan, görünmeyen, unutulan bir takım olaylara odaklandık. Tabii ki ilginç şeyler de var. 

Mesela?

Örneğin Kürdistan Cumhuriyeti’nin kurucusu Qazî Muhammed’in kızı Îffet Qazî’nin 1990 yılında İsveç’te öldürülmesi gibi... Bu olayı belki birçok insan biliyordur ama biz bilmiyorduk. Postayla gelen bir mektubu açıyor ve öldürülüyor. Bombalı mektupla yapılan bu suikast, İran rejimi tarafından düzenleniyor. 

Bu çalışmada başka hazin şeyler de var. Bana en hazin gelen şey ise Kürt liderlerin aşağı yukarı aynı yöntemlerle tuzağa düşürülmesi, komplo kurularak tasfiye edilmesi... Örneğin Simko, bir görüşmede öldürülüyor. Şêx Saîd, bir yakını tarafından ihbar ediliyor. Seyit Riza’nın bir görüşmeye gittiği zaman esir düştüğü ve idam edildiği görünüyor. Qazî Muhammed ise İran rejimine inanıyor ancak arkadaşlarıyla birlikte idam ediliyor. Benzeri bir durum Mele Mustafa Barzani için de geçerli aslında. 1975 Cezayir Anlaşması sonrası ülkeyi terk ediyor ve en son siyasi mülteci olarak Amerika’ya sığınıyor ve orada yaşamını yitiriyor.

Ayaklanma ve direnişlerin lokal kalması, o dönemde bölgede ve dünyadaki koşullar da bu çalışmada yer alıyor.  Aslında direniş ve serhildanların vuku bulduğu zaman dilimindeki bölge ve dünya koşulları göz önüne getirildiğinde Kürtlerin ne kadar zor bir coğrafyada, ne kadar zor koşullarda bir özgürlük arayışı içinde olduğunu da görüyoruz. Kürtlerin avukatsız halk olarak adlandırılması da belki buradan geliyor. Kürtlerin her ayaklanması, küresel güçlerin çıkarları doğrultusunda ya ortadan kaldırılıyor ya da küresel güçler bölgesel güçlere destek veriyor, hareket eziliyor. Ya da Kürtler, kendi aralarında birlik ve bütünlüğü sağlayamadıkları için hareket, lokal kalıyor ve yeniliyor. Bütün bunların birer fotoğrafını çekmeye çalıştık.  

Çalışmanın coğrafi bir sınırı var mı?

Çalışma, daha önce de belirttiğim gibi, 90’lı yılların ilk yarısına kadar olan dönemi kapsıyor. Güney Kürdistan’da 1991 Ranya Ayaklanması var. Felaket ile sonuçlanan, on binlerce insanın yaşamını yitirdiği bir olay. Mutlaka bilinmesi gerekiyor. 

İkincisi ise 1999 yılında Sayın Öcalan’ın esir düşmesiyle başlayan çok büyük, dünyayı sarsan bir ayaklanma var. 2004 yılında Rojava Kürdistanı’nda Qamişlo Direnişi var. Bunun peşi sıra gelen diğer ayaklanmalar var. Örneğin işte 6-7-8 Ekim’de Kobanê’yi özgürleştirmek için Kürtlerin büyük ayaklanması var. En son ise 2015 yılının sonu ve 2016 yılının başında baş gösteren, içerik, biçim, yol ve yöntem itibariyle içinde birçok “yeniliği” taşıyan YPS/YPS-Jin güçlerinin öncülük ettiği, Türk devletinin imha konseptine karşı başlayan ve daha çok da şehir ve yerleşim yerlerini esas alan direniş ve silahlı ayaklanma var. Bütün bunların bilinmesi gerekiyor, hem de birçok açıdan...

Ayaklanmasız bir Kürdistan tarihi düşünmek de herhalde mümkün değil zaten...

Kesinlikle öyle. Kürtler iki yüz yıllık bir özgürlük arayışı içinde. Aslında her yerde buna ayaklanma demek mümkün değil; bazı yerlerde direniş, bazı yerlerde serhildan olarak ortaya çıkıyor. Örneğin 1937-38’de Dersim’de bir ayaklanma yok aslında. Devlet geliyor, Dersim’i insansızlaştırmak istiyor, soykırım yapmak istiyor. Daha önce özerk olan bu bölgeyi ele geçirmek, sömürgeci tahakküm kurmak istiyor. Buna karşı bazı aşiretlerin, Kürt Alevi liderlerin direnişi ve ayaklanması var. Soykırıma karşı direniş var. Koçgirî, Şêx Saîd ve Ağrı‘da ise bir serhildandan söz edebiliyoruz. Yetersiz de olsa bir örgüt var. Siyasi ve askeri hedefler var. Bu konuda bir hazırlık var.   

Son dönemi farklı kılan şey ne peki? 

PKK öncülüklü isyan, bu tarihi dönemden çok farklı. Burada tarihin gidişatına kaderci değil direkt bilinçli ve örgütlü bir müdahale var. Örgütlenme, uyanış ve direniş süreci yaşanıyor ve daha sonra ayaklanmaya geçiliyor. Hareketin hedefleri, bu hedeflere ulaşmak için sistematik çalışmaları söz konusu. Onun için hem lokal kalmadı ve hem de son Kürt serhildanının öncüsü olarak kesintisiz 40 yıldır devam ediyor.

Peki siz bütün bu kuşakları, coğrafyaları çalışmada bir araya getirmeyi nasıl başardınız?

Başta da belirttiğim gibi böyle bir çalışmayı yapmak başlı başına zor bir iş. Her şeyden önce istenen tanık ve belgeleri bulmak çok kolay değil. Coğrafyalar farklı, dil farklılıkları var. Ekipte yer alan Perwer Yaş, daha çok Kuzey Kürdistan çekimlerini yaptı. Ali Güler ise Avrupa ve Güney Kürdistan’da çekimler yaptı. Görünürde bu belgesel dizisini üç kişi hazırlıyor ancak çok sayıda insan, fikir ve emeğiyle bu çalışmaya katkı sundu ve sunuyor. Arşiv çalışmalarında birçok arkadaş yer aldı. Belgeselin dublajını Bedran Dere yaptı. Çok iyi bir ses ve çok temiz bir Kürtçe ile dublajı okudu. Memo Gül, keza belgeselin müziğini yaptı. Hiç şüphesiz bu iki arkadaşın katkısı belgeselin kalitesini yükselti. 

Belgeselin dili?    

Kürtçe’nin Kurmancî lehçesi. Anlatım metni Kurmancî olarak yazıldı. Ancak belgeselin içinde herkes kendi dilini kullandı. Kürtçe’nin farklı diyalektlerini bu çalışmada iç içe göreceksiniz.

Peki belgesel kaç bölümden oluşuyor?

Yaklaşık 40 bölüm olacak. Bazı yerlerdeki serhildanların anlatımı birkaç bölüm sürecek. Örneğin Cizre Serhildanı’nı birkaç bölüm olacak. 

Çalışmaya başlarken önünüze koyduğunuz hedeflere ulaştığınızı düşünüyor musunuz?

Hem evet, hem de hayır demek zorundayım. Evet, ilk defa böylesi bir çalışma oldu ancak sonlanmış değil. Bizim yaptığımız iş, okyanusun yüzde üçü, beşi dahi değil. Kürdistan’da o büyük direnişler ve ayaklanmalar içinde yaşamını yitiren insanların hepsinin bir hikayesi var. Bu hikayelerin toplanması, sinema filmlerinin çekilmesi, romanlarının yazılması, müziğinin yapılması bir süreç ve bu süreç devam ediyor. Aslında bu konuda ciddi eksiklikler de yaşanıyor. Bugüne kadar yapılmamış olması, belki Kürtlerin içinde yaşadığı hızla değişen siyasal gündemden kaynaklanıyor. Bu nedenle insanlar buna vakit bulamıyor ama mutlaka yapılmalı. Şöyle bakıldığında, son yüzyılda Kürdistan’da yakılan köylerin, şehirlerin ve öldürülen insanların sayısı dahi bilinmiyor. Halbuki her ağacın bile bir hikayesi var. 

Peki bu belgeseli izleyenler, nasıl bir fikir edinecekler?

Çok da mütevazılık yapmadan şöyle söyleyeyim: Ben şahsen 40 yıldır Kürt ve Kürdistan tarihini öğrenmeye çalışıyorum ama bu belgesel çalışmaında birçok yeni şey öğrendim. Hatta Kürdistan tarihine ilişkin bilmediğim o kadar çok şey ortaya çıktı ki hayret ettim. Bilgilerimi tazeledim. Belgeseli izleyenler de derli toplu bir Kürdistan tarihi görecekler, yeni şeyler öğrenecekler. 

Tabii bir okyanustan, mücadele deryasından bahsediyoruz. Bu belgeselde izleyici, kısaca şunu görecek: Kürdistan gibi bölgesel ve küresel güçlerin üzerinde etkin olmak istediği zorlu bir coğrafyada inatla özgürlüğünü arayan bir halkın hikayesi... Biz bu çalışmayla, özgürlüğünü arayan Kürt halkının direniş ve serhildanlar tarihine ayna tutmak istedik. Bu işin birazını dahi başarmışsak, kendimizi mutlu hissederiz.

ERDAL ALIÇPINAR/KÖLN

Politika

Bu haber 533 kere okundu
  • Bu haberi paylaşın:
UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.
Kategorisindeki Diğer Haberler
İstanbul 37’nci Ağır Ceza Mahkemesi, sanatçı Ferhat Tunç hakkında yakalama ..